zekai aksakalli ve esi kibris2

“Zekai Paşa’nın eşi Kıbrıs'tan bir şey istemişti götürüp verdik”

Ankara'da devam eden Akıncı davasının 16.celsesi başladı.

Bugünkü celsede savunmasını dün akşam saatlerinde tamamlayan eski Özel Kuvvetçi Fatih Yarımbaş'ın çapraz sorgusuna geçildi.            

Başkan Selfet Giray, “Zekai Aksakallı hakkındaki iddialarını daha önceki ifadelerinde neden dillendirmediği” sorusu üzerine Yarımbaş şunları söyledi: "Kıbrıs'tan erken gelmem için telefon edildiğinde 'vatan millet hassasiyeti varsa erken gel' denildi. Hanımefendi, Zekai Paşa’nın eşi Kıbrıs'tan bir şey istemişti. Gelince götürüp verdik. Bu zamana kadar bekledim durdum, kendisi açıklar, söyler diye bekledim. İfadesini görene kadar bekledim. İfadeyi görünce şok. İnanılmaz suçlamalar var. Ben Zekai Aksakallı düşmanı değilim, hiç husumet yoktu, ama bu ifadelerini gördükten sonra çok kırıldım."    

Başkan Giray, "Husumet vardır yoktur, onlar beni ilgilendirmiyor" dedikten sonra Yarımbaş'a diğer sorularını yöneltti.

"SABIR TAŞI MIYIZ, ÇATLAYACAK MIYIZ?"

Başkan Giray o gece yanında olan diğer isimlerin ifadelerini okuyunca Yarımbaş, şöyle konuştu:    "Bu personel epey sonra gözaltına alındı. Niye böyle bir ifade verdi bilmiyorum. Bir kişiye 'derdest edeceğiz, kaçıracağız' demiş miyim, çıkıp anlatsınlar." 

Başkan Giray, Semih Terzi'nin cep telefonundaki, "Zekai'yi alamadılar. Fatih takipte" şeklindeki mesajını sorunca da Yarımbaş, "Bu mesajın benimle hiçbir ilgisi yok. Bu Fatih ben olmak zorunda değilim" dedi. Yarımbaş, Başkan Giray'ın bir başka sorusuna, "Alsam nereye götürecektim, ben de merak ediyorum" karşılığını verince mağdur müştekiler tepki gösterdi. Başkanın uyarısı üzerine bir mağdur, "Sabır taşı mıyız, çatlayacak mıyız?" diye bağırdı. Başkan Giray da, "Ben sabır taşı mıyım? Şurada sorgulama yapmaya çalışıyoruz" dedi.

Fatih Yarımbaş, "1-2 saat ayıramıyor mu? Gelsin, izah etsin. Ne kaybeder ki?" sözleriyle Zekai Aksakallı'nın mahkemeye gelmesini talep ederken, Aksakallı'nın şoförünün ifadesi için, "Siyah renkli Vito görmüş. Gece farlarını yakmış geliyor, anlamak mümkün mü? İkinci beyaz bir Toyota da varmış. Tam bir macera filmi gibi anlatmış. Hangi Toyota? Böyle bir araç olsa arkalarına yaslardım, geri vitese de takıp, çıkamazdı. Ben size neyi anlatayım" dedi.

“BENİ TEHDİT EDİYORSUN”

Yaşar Güler'in avukatı Alaaddin Varol'un Zekai Aksakallı'nın kendisi hakkındaki "FETÖ'cü" ifadesini okuması üzerine Yarımbaş şunları söyledi: "Hakkında suç duyurusunda bulundum. Tayini Gelibolu'ya çıkmış zaten, zamanı bol gelsin, anlatsın." 

Avukat Varol'un, "Her halinizle FETÖ'cü olduğunuz belli" demesi üzerine salon karıştı. Mağdur müştekiler Varol'u alkışlarken, Yarımbaş ve Avukatı Varol'a tepki gösterdi, Başkan Giray herkesin mikrofonlarını kapattı. Avukat Varol'un sorularını cevaplamayan Yarımbaş, "Bana FETÖ'cü diyene ne anlatayım. Önce FETÖ'cü nasıl olur tarif etsin. Bunaldım ya" dedi. Avukat Varol, "Hiç bunalmış hali var mı? Şu bana bakışına bakın. Beni tehdit ediyorsun. Kralı gelse beni tehdit edemez. Bana nasıl baktığını görüyor musunuz?" şeklinde tepki gösterince Başkan Giray, "Sizin şahsi diyaloglarınızın mahkeme için bir anlamı yok. Yetişir ya, böyle devam ederse ara veririm" uyarısında bulundu.

FATİH YARIMBAŞ’IN SAVUNMASI

Fatih Yarımbaş, dün başladığı savunmasında şunları anlattı:

“Bir çok TSK mensubu 15 Temmuz günü aldıkları emir gereği birliklerine katılmıştır. Bu personelin o gece darbe yapmak için birliklerine gittiğini düşünmüyorum. O gece yaşanan olağanüstü durumlara rağmen birliklerini aramayan, birliklerinin başına gidip personeline sahip çıkmayan, vatan savunmasında sorumlu olduğu halde, hiçbir şey yokmuş gibi evlerinde oturanlar, bir yerlerde saklananlar aslında TSK'nın temel prensiplerini ihlal etmişlerdir. En üst seviyedeki komutanlarımız çok basit bir kaç emir verselerdi darbe girişimi engellenir, bu acılar yaşanmaz ve birçok TSK personeli de maksatlarının tam aksiyle itam edilmiş olmazlardı. Bu emirlerin verecek yeterince sebep ortaya çıkmışken, en başta Genelkurmay Başkanı seviyesinde gerekli emirler verilmeyerek felaketin başlangıcına neden olunmuştur. Genelkurmay Başkanı kuvvet komutanlarını yanına çağırıp birliklerine sahip çıkmaları yönünde emirler vermeliydi. Eğer bu tedbirler alınsaydı birçoğumuz buralarda olmayacaktık. En üst seviyedeki komutanlarımızın o gün komutanlık görevlerini yerine getirmediklerini üzülerek ve çok ağır bir bedel ödeyerek görmekteyiz.

Darbenin haber alınmasına rağmen gerekli tedbirlerin alınmadığını ve sessiz kalındığını iddia eden Yarımbaş, "Görev bilinciyle hareket eden birçok TSK mensubu tuzağa düşürüldü. Tarihte hiç olmadığı şekilde ordumuz ile milletimiz karşı karşıya getirildi. Ordumuz yıpratıldı ve zayıflatıldı. Vatanı ve milleti için her şeyini feda ederek, yıllarca terörle mücadele eden benim de içinde bulunduğum birçok vatansever ve fedakar TSK mensubunun bir gecede terörist ilan edilerek TSK'nın dışına itilmesinin ve her türlü zulme maruz bırakılmasının başka türlü bir izahını bulamıyorum.”

“DARBENİN İÇİNE İTİLMEMİN YEGANE SEBEBİ, ZEKAİ AKSAKALLI”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde görevinden Zekai Aksakallı’nın emri ile ayrılıp 12 Temmuz'da Ankara'ya geldiğini belirten sanık, "Kıbrıs'ta 18 Temmuz günü ayrılmak için hazırlık yaparken, Zekai Aksakallı kendisinin kurmay başkanı olan Kurmay Albay Erdinç Kocayanak ile bana bir mesaj gönderdi. Kocayanak bana telefonda 'sana komutanın mesajını iletiyorum' diyerek, 'Fatih 12 Temmuz 2016'da orada ilişiğini kessin ve geç 18 Temmuz 2016'da birliğe gelsin. Vatan millet hassasiyeti varsa daha erken gelsin' dediğini iletti. Ben bu mesaja bir anlam veremedim. İç güvenlik bölgesini arayıp bir operasyon var mı diye sordum. Herhangi bir operasyonun, herhangi acil bir durumun olmadığını öğrendim. Emrin gereği olarak hazırlıkları yaptım ve komutanı arayarak emrini aldığımı ve gereğini yapacağımı kendisine arz ettim. O da bana teşekkür ederek ülkemizin zor, kritik bir süreçten geçtiğini, beni de bu yüzden çağırdığını söyledi. Bahsettiği kritik ve önemli görevin ne olduğunu anlayamadım ama şunu söyleyebilirim ki; benim bu darbe girişiminin ortasında kalmamı ya da darbenin içine itilmemin yegane sebebi, Zekai Aksakallı'nın anlam veremediğim bu emridir" dedi.

Emrin gereği 12 Temmuz'da Ankara'ya gelmek zorunda kaldığını belirten sanık, "15 Temmuz günü akşam saatlerinde orduevinde odamda bulunurken, odamdaki askeri hattan özel kuvvetler harekat birliğinden arandım. Bana ÖKK komutanı Zekai Aksakallı'nın Gazi Orduevi'nde düğünde olduğu, güvenliği ile ciddi bir sorun olduğu ve komutanın acil olarak beni yanına çağırdığı, beklediği bildirildi. Tehdidin ne olduğunu sorduğumda, beni arayan personel kendisinin de tam olarak bilmediğini ancak, Genelkurmay’dan aldıkları bilgiye göre, MİT'ten normal olarak değerlendirilemeyecek yakın bir tehdit istihbaratın alındığını, bu kapsamda komutanlara yönelik açık bir tehdidin olduğu bilgisinin ve ÖKK'da da bir karışıklığın olduğunu bildirdi. Yıllarca ÖKK'da bu tür acil emirler alan bir subay olarak bu emri hiç sorgulamadım. Daha önce de komutan bu şekilde emniyeti için beni bu şekilde acil olarak çağırmıştı. 15 Temmuz akşamı da aynı hassasiyetle hareket ederek, emri yerine getirdim."

ÖKK'daki karışıklık ile ilgili aradığı yerlerden tam anlamıyla bilgi alamadığın belirten sanık, "Bu emri yerine getirmek için yeterli personelim yoktu. Ancak durum acildi. Bu nedenle Cengiz Başçavuşu arayıp müsait personeli var ise orduevine göndermesini istedim. O da birkaç kişi hariç kimseye ulaşamadı. Onlarda bir süre sonra orduevine geldiler. Bu personelle komutanın emniyetini sağlayabileceğimi düşündüm" dedi.

Hazırlık yaptıktan sonra personelle komutanın yanına gittiklerini anlatan sanık, "Komutan anlayamadığım bir şekilde personele küfür edip, tekme attı. Araca personeli tehlikeye düşürecek bir şekilde manevra yaptırarak, hiç bir engelle karşılaşmadan bölgeden uzaklaştı. Kendisine 'komutanım' diye bağırdım ancak beni dikkate almadı. Hiç beklemediğimiz şekilde bir davranışla karşılaştığımız için hepimiz şok olduk. Ne olduğunu anlayamadık ve moralimiz bozuldu. Normal olmayan bir şeyler vardı. Yaptığımız değerlendirme sonucunda en iyi davranışın kendi birliğimiz olan ÖKK'ya gitmek olduğuna karar verdik" dedi.

Ancak iki kez denemelerine rağmen ÖKK'ya giremediklerini iddia eden sanık, şöyle devam etti:

"Komutanımız kendi ifadesinde anlayamadığım bir şekilde kaçırılmak istendiğini ifade etmektedir. Oysa 15 Temmuz günü verilen emir gereği kendi güvenliği için oraya gittik. Koruma olarak gittiğimiz ekip, durumun aciliyeti nedeniyle o gün rast gele irtibat kurulan personeldir. Silahları ve teçhizatları yoktur ve kaçırma görevi için vasıfları uygun değildir. Eğer kaçırma planı olsaydı silah ve teçhizatı olan daha kalabalık bir ekibin seçilmiş olması gerekirdi. Kaçırma teşebbüsü olsaydı, herkesin çok iyi bildiği nizamiye kameralarının gördüğü yer tercih edilmezdi. Olayda hiçbir şekilde kullanılmadığı gibi komutanı yönelik kötü bir söz, şoförün tehdit edilip araç dışına çıkarılması ve darp gibi olaylar olmamıştır. Kaçırma olsaydı bunların hepsi olur ve komutan aracıyla manevra yaparak, oradan kolayca uzaklaşamazdı. Yanına giden karargah personeline küfür eden, onları darp ederek bölgeden rahatça giden komutanın kendisidir. Eğer kaçırma niyetimiz olsaydı kendisini takip eder ve rahatça yetişirdik. Kendi ifadesinde evinin etrafının darbeciler tarafından çevrildiğini söylüyor. Eğer biz darbeci olsaydık, kendisinin ifade ettiğimi gibi nizamiyeyi kapatan darbecilerin arasından geçip kolayca evine gidemezdi. Durum bu kadar açıkken komutanın bizi kendisini kaçırmaya çalıştığımızı hangi psikolojiyle söylediğini anlamakta güçlük çekiyorum.”

“VUR EMRİ YAKLAŞIK 40-50 KİŞİYİ KAPSIYOR”

Komutanın ifadelerinde bir korku ve tedirginlik içinde olduğunun anlaşıldığı belirten sanık, "Belki de bizim o gece orada olmamız gerçek bir kaçırma planına engel oldu. Zekai Aksakallı, ifadelerinde beni FETÖ'cü olarak suçluyor. FETÖ ile mücadele ettiğini ve 2016'daki atamalarda benim grup komutanı olmamam için elinden geleni yaptığını söylüyor. 2011 yılında beri birlikte çalıştık. Ben bu dönemde kendisinin istihbarat şube müdürlüğünü yaptım. Ancak FETÖ ile mücadele konusunda bir faaliyetini görmedim. Bu dönemde kendisi bana kritik görevler vermiş ve önemli toplantılara beni göndermiştir. MİT'in Suriye konusunda yaptığı toplantılara özellikle benim katılmamı istemiş ve Genelkurmay Başkanı ve Genelkurmay 2. Başkanına arzlar yaptırmıştır. Bütün hassas görevlerde verdiği görevlerle bana olan güvenini ortaya koymuştur. Bu durumu ÖKK'da herkes bilmektedir. Kime sorarsanız sorun Zekai Aksakallı'nın en güvendiği personel benim, herkes bunu söyler ve bu zamana kadarda öyle olduğunu sanıyordum. Zekai Aksakallı maalesef kendisin de inanmadığı şeyleri söylemektedir” iddialarını ortaya attı.

Kıbrıs'ta görev yaparken Aksakallı'nın kendisine 'hazırlan seni grup komutanı yapacağım' dediğini iddia eden sanık, "İfadesinde grup komutanı olmamam için uğraştığını söylediği dönem bu döneme denk gelmektedir. Görüşmelerimizde beni grup komutanı olarak atayacağını söylerken, aynı anda bu atamamı engellemeye çalıştığını ifade etmesi nasıl bir ruh haliyle izah edilir ben çözemedim. Bu ifadeleri oldukça çelişkilidir. Benim FETÖ'cü olmadığımı en iyi Zekai Aksakallı bilir” dedi.

Aksakallı'nın ifadelerinde bir çok çelişki olduğunu, o gece askeri personelin dışında birçok kişiyle görüşmeler yaptığı dile getiren sanık, şunları söyledi:  

"00.55'de şehit Ömer Halisdemir'le irtibat kuruyor ve bundan sonra vur emirleri başlıyor. İşte oradaki Mehmet Ali Çelik'i vur diyor, harekat şube başkanını vur diyor. Ve bu vur emirleri çok yerde devam ediyor. Zırhlı Birlikleri arıyor. Orada ne olduğunu bilmesi imkansız ama oradaki Tuğgenerali vur diyor. Genelkurmaydaki bir koruma astsubayını arıyor. astsubay diyor ki; 'komutanım burada birçok insan var ÖKK personeli geldi. Ne yapalım’ diyor. ‘Hepsini vur’ diyor. Astsubay ‘ama yanlarında Genelkurmay Başkanı ve ikinci başkan var’ diyor. Aksakallı ‘olsun sen hepsini vur’ diyor. Yani böyle bir karışık ortama ‘herkesi vur’ diyor. Bu olayları daha çok büyütür. Tutuklatma imkanı varken ve tutukladığınız zaman o insandan her şeyi öğrenme imkanın varken, vurdurulması benim uygun bulmadığım bir davranıştır. Vur emri yaklaşık 40-50 kişiyi kapsıyor.

Diyarbakır'dan Semih Terzi'nin geleceği uçağın uçuş izninin alındığını iddia eden sanık, "Eskişehir'deki Birleştirilmiş Hava Hareket Merkezi'ndeki General Zekai Aksakallı'yı arıyor. 'Uçakların gelmesi isteniyor' diyor. O da karşılığında, 'Türkiye Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir general öldüreceğiz' diyor. Karşısındaki 'ne oldu' diyene kadar telefonu kapatıyor. Bunların önceden planlanmış bir görüntüsü var. Silopi'yi arıyor orada görev yapan bir astsubaya Kurmay Başkanı vur diyor.”

Aksakallı'nın darbe gecesi ÖKK'ya sahip çıkmadığını öne süren sanık, Aksakallı'nın darbe girişiminden sonra darbeci diye ÖKK personeline işkence yaptığını ileri sürdü. Diyarbakır'dan gelen bir timin de yaklaşık iki hafta bu işkencelere katıldığını ancak 2 hafta sonra bu birlik personelin de darbeci oldukları gerekçesiyle tutuklandığını söyledi.

Sanık, o gece Akıncı Üssü'ne gitmelerini de, "Kendi birliğimize giremeyeceğimizi öğrendik. Aksakallı General gelse bile almayın emrini vermiş. Olağanüstü durumlarda rütbeli personelin yapması gereken daha emniyetli başka bir birliğe katılmaya karar verdik. Tüm yolların kapatıldığını öğrendiğimiz için şehir içinde bir birliğe katılma imkanımız olmadığını tespit ettik. Genelkurmay Başkanının Akıncı Üssü'nde olduğunu öğrendik. Havada uçan uçak ve helikopterleri terör saldırısına karşı alınan önlemler karşısında uçtuklarını düşündük. Ve operasyonun da Genelkurmay Başkanının komutasında Akıncı Üssü'nde yürütüldüğün düşündük. Buranın emniyetli olduğunu düşünerek Akıncı Üssü'ne saat 02.00 sıralarında ulaştık. Burada muhatap bulamayınca sosyal medyadan olayları takip ettim. Bir darbe girişiminin olduğunu anladım ama kim hangi tarafta bunu anlamam mümkün değildim. Burada geçirdiğim birkaç saat içinde ne bir emir verdim. Sabah olduktan sonra gözaltına alındık" diye anlattı.

Sanık savunmasının sonunda, iddianamede kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddetti.

ÇARPRAZ SORGUSUNDA NELER ANLATTI?

Sanık Fatih Yarımbaş'ın dün verdiği savunmasının ardından bugün de çarpraz sorgusuna geçildi.

Mahkeme Başkanı Selfet Giray, “Zekai Aksakallı hakkındaki iddialarını daha önceki ifadelerinde neden dillendirmediği” sorusu üzerine Yarımbaş şunları söyledi:

"Kıbrıs'tan erken gelmem için telefon edildiğinde 'vatan millet hassasiyeti varsa erken gel' denildi. Hanımefendi, Zekai Paşa’nın eşi Kıbrıs'tan bir şey istemişti. Gelince götürüp verdik. Bu zamana kadar bekledim durdum, kendisi açıklar, söyler diye bekledim. İfadesini görene kadar bekledim. İfadeyi görünce şok. İnanılmaz suçlamalar var. Ben Zekai Aksakallı düşmanı değilim, hiç husumet yoktu, ama bu ifadelerini gördükten sonra çok kırıldım."    

Başkan Giray, "Husumet vardır yoktur, onlar beni ilgilendirmiyor" dedikten sonra Yarımbaş'a diğer sorularını yöneltti.

"SABIR TAŞI MIYIZ, ÇATLAYACAK MIYIZ?"

Başkan Giray o gece yanında olan diğer isimlerin ifadelerini okuyunca Yarımbaş, şöyle konuştu:    "Bu personel epey sonra gözaltına alındı. Niye böyle bir ifade verdi bilmiyorum. Bir kişiye 'derdest edeceğiz, kaçıracağız' demiş miyim, çıkıp anlatsınlar." 

Başkan Giray, Semih Terzi'nin cep telefonundaki, "Zekai'yi alamadılar. Fatih takipte" şeklindeki mesajını sorunca da Yarımbaş, "Bu mesajın benimle hiçbir ilgisi yok. Bu Fatih ben olmak zorunda değilim" dedi. Yarımbaş, Başkan Giray'ın bir başka sorusuna, "Alsam nereye götürecektim, ben de merak ediyorum" karşılığını verince mağdur müştekiler tepki gösterdi. Başkanın uyarısı üzerine bir mağdur, "Sabır taşı mıyız, çatlayacak mıyız?" diye bağırdı. Başkan Giray da, "Ben sabır taşı mıyım? Şurada sorgulama yapmaya çalışıyoruz" dedi.

Fatih Yarımbaş, "1-2 saat ayıramıyor mu? Gelsin, izah etsin. Ne kaybeder ki?" sözleriyle Zekai Aksakallı'nın mahkemeye gelmesini talep ederken, Aksakallı'nın şoförünün ifadesi için, "Siyah renkli Vito görmüş. Gece farlarını yakmış geliyor, anlamak mümkün mü? İkinci beyaz bir Toyota da varmış. Tam bir macera filmi gibi anlatmış. Hangi Toyota? Böyle bir araç olsa arkalarına yaslardım, geri vitese de takıp, çıkamazdı. Ben size neyi anlatayım" dedi.

“BENİ TEHDİT EDİYORSUN”

Yaşar Güler'in avukatı Alaaddin Varol'un Zekai Aksakallı'nın kendisi hakkındaki "FETÖ'cü" ifadesini okuması üzerine Yarımbaş şunları söyledi: "Hakkında suç duyurusunda bulundum. Tayini Gelibolu'ya çıkmış zaten, zamanı bol gelsin, anlatsın." 

Avukat Varol'un, "Her halinizle FETÖ'cü olduğunuz belli" demesi üzerine salon karıştı. Mağdur müştekiler Varol'u alkışlarken, Yarımbaş ve Avukatı Varol'a tepki gösterdi, Başkan Giray herkesin mikrofonlarını kapattı. Avukat Varol'un sorularını cevaplamayan Yarımbaş, "Bana FETÖ'cü diyene ne anlatayım. Önce FETÖ'cü nasıl olur tarif etsin. Bunaldım ya" dedi. Avukat Varol, "Hiç bunalmış hali var mı? Şu bana bakışına bakın. Beni tehdit ediyorsun. Kralı gelse beni tehdit edemez. Bana nasıl baktığını görüyor musunuz?" şeklinde tepki gösterince Başkan Giray, "Sizin şahsi diyaloglarınızın mahkeme için bir anlamı yok. Yetişir ya, böyle devam ederse ara veririm" uyarısında bulundu.

“Bİ BOKU BECEREMEDİK' DEDİNİZ Mİ”

Yarımbaş, Kültür ve Turizm Bakanlığı avukatının bir sorusu üzerine şunları söyledi:    

"Zekai Aksakallı herkese vur emri veriyor. Vurula vurula değil başka şekilde çözülebilirdi demek istedim. Zekai Aksakallı düşmanı değilim, en çok sevenlerden biriydim. Dünkü sözlerimin anlamı şu: ‘Vur’la mı olur? Yarın bu insanlar birlikte görev yapabilir. Evet darbe bastırıldı, ülke bitmedi. Yarın öbür gün bu ülkeye başka saldırı olabilir. Suriye'de, Irak'ta Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) kullanılacaktır. Birbirlerine vurdurduğunuz, işkence yaptığınız insanlardan nasıl görev bekleyeceksiniz? İfadelerde var, '15 gün boyunca ÖKK'da et kokusu geliyor' diye."                       

Mağdur müşteki avukatlarından Emrullah Beytar, bir tarafta cesur, diğer tarafta korkak bir görüntü verdiğini belirtince Yarımbaş, "Hakaret ediyor. Emrullah bey benim cesaretimi sorgulayacak biri değildir. Niye korkak bir insana soru soruyor ki? Duygusal bir insanım" dedi. Avukat Serdar Öztürk'ün, "Sizi Akıncı'dan almaya gelen time 'bi boku beceremedik' dediniz mi sorusu üzerine Yarımbaş, bunun da o gün operasyon yapıldığı iddialarının doğru olmadığını bildirdi. Avukat Öztürk, GNH "gayrı nizami harp" kursu görüp görmediğini de sordu. Yarımbaş, bu kursu gördüğünü, ama akademiyi kazanması üzerine yarım kaldığını söyledi.

Yarımbaş'ın çapraz sorgusu ve avukatının savunmasını tamamlamasından sonra duruşmaya öğlen arası verildi.                       

"SİYASET YAPMA, KENDİNİ SAVUN"

Öğle arasının ardından Hakan Evrim kendisini savundu.

Hakan Evrim, o hafta Ankara'daki polislerin izinlerinin iptali, AKP teşkilatlarına gönderilen mesajlara dikkat çekip, "Bu örnekler, herhalde bu salon dışındaki herkesin haberdar olduğunu göstermiyor mu?" deyince mağdur ve müştekiler, "Sallama... Zoruna mı gitti? Çok yalan söylüyor" sözleriyle tepki gösterdi.

Evrim, MİT'e darbe ihbarında bulunan Binbaşı O.K. hakkında da şunları söyledi:    

"Binbaşı O.K.'nın tavrı irdelenmelidir. Bu bilgiyi aldığında üstlerine bildirmesi gerekirken MİT'e gidiyor ve en üst yetkililerle görüşüyor. Eğer başbakanın alınacağı söylense Çankaya Köşkü'ne mi gidecekti? Tabi önceden MİT'le teması yoksa. Hiçbir asker böyle bir durumda hiyerarşi dışı bir yere gitmezdi."  

Mağdur, müştekiler bu defa, "Siyaset yapma, kendini savun" diye tepki gösterdi. Başkan Giray da, "Biz mecburen dinliyoruz. Senin mecburiyetin yok. Ya dinleyeceksiniz, ya çıkacaksınız" uyarısında bulundu.

MASKELİ KİŞİLER EVRİM’İ ESİR ALMIŞ!

Böyle bir darbe planlaması olamayacağını öne süren Evrim, "Bu darbenin içinde bulunduğum hayali bir konsey tarafından yapıldığı iddiasını reddediyorum. Böyle bir planın parçası olmayacağım aşikardır. Bu kadar acemice bir planın dünyanın tanıdığı Türk askerince yapıldığını söylemek, hem TSK hem de yargılanan her bir ferde hakarettir" dedi.

Darbe planlaması ve uygulamalarını, "Hollywood yapımı komedi filmine” benzeten Evrim, şöyle devam etti:

"Bu kadar hata büyük bir beceri gerektiriyor. Bu darbe TSK patentli olamaz. Eğer bunu TSK'nın bir kurmay subayı, hele de general, amiralinin planladığı söyleniyorsa TSK eğitim sistemini gözden geçirilmeli, mümkünse de hiçbir harekata, savaşa katılmamalıdır."  

Evrim, Akıncı Üssü’nde yaşadıklarını anlatmaya başladığında, maskeli, komando kıyafetli ve silahlı kişilerce esir alındığını, kendisine, arkadaşları ve ailelerine zarar verilmesini istemiyorsa söylediklerini yapmalarını istediklerini öne sürdü. Evrim, bu kişilerin üssü tanımadığını gözlemlediğini de vurguladı.

"GEBERECEKSE AYAKTA GEBERSİN"

Hakan Evrim o gece üstteki sivil ve komando kıyafetli kişilerde 250-300 uzun namlulu ve modern silahlar olduğunu, ancak ertesi gün sadece 70-75 kişinin gözaltına alındığına dikkat çekti.

Verilen aranın ardından savunmasına devam eden ve hakkındaki iddiaların tümünü reddeden Hakan Evrim, o gece kendisi ile personeline dehşeti yasan ve ertesi gün yok olan canilerin üsse nasıl girdiği ve çıktığının ortaya çıkartılmasını istedi. Evrim ses kayıtlarını reddederken de, "Ben sadece kızıma canım derim. Eşimle bile canımlı, cicimli konuşmam. Dolayısıyla mahiyetimdeki personele 'Hakanım' demem de mümkün değil" dedi.

Evrim'in hasta olduğu gerekçesiyle zaman zaman oturmak için izin istemesi, Başkan Giray'ın da bu izni vermesi üzerine bir mağdur müşteki, "Geberecekse ayakta gebersin" diye bağırdı.

Saat 18.30 olduğunda Başkan Giray, kaç sayfası kaldığını sordu. Evrim, 30 sayfa olduğunu söyleyince, mağdur ve müştekiler tepki gösterip çıktı.

Başkan Giray yarın devam etmek üzere bugünkü celseyi sonlandırdı.

Odatv 22 Ağustos 2017

*** *** ***

hakan evrim hulusi akar iddiasi

"Genelkurmay Başkanı bildirideki görüşlere katıldığını söyledi"

Akıncı Üssü eski komutanı Hakan Evrim dün başladığı savunmasına devam ediyor.

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden Akıncı davasının 17. celsesi başladı. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun katılma talebinde bulunduğu davada Akıncı Üssü eski komutanı Hakan Evrim dün başladığı savunmasına devam ediyor.

Savunmasına Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı ikna görevine dair iddiayı cevaplayarak başlayan Evrim şunları söyledi:     

"Daha önce birlikte çalışmış, belki özeli olanlar birbirini ikna edebilir. Ben daha önce Genelkurmay Başkanı ile hiç tanışmadım. Onu ikna edebilecek en son kişiyim. Onu ikna görevim olsa geldiğinde karşılardım. Beni rehin alanlar üs komutanı olarak gitmem gerektiğini söyleyince gittim. Beni silahlı iki kişiyle gönderdiler. İçeri girdiğimde rahat tavırla, emir komuta içinde konuşuyorlardı. Akın Öztürk, Kubilay Selçuk, bir karacı general ile iki sivil vardı. Sonradan karacının Mehmet Dişli, sivillerden birinin Ömer Faruk Harmancık olduğunu öğrendim. Genelkurmay Başkanı, bildirideki görüşlere katıldığını, bazı iktidar milletvekillerinin de benzer serzenişleri ilettiğini söyledi. Meselelerin Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, parti içi muhalefet, muhalefet partileri, STÖ'ler, kanaat önderleri gibi geniş bir konsensüsle çözülebileceğini söyledi. Tek kelime etmedim, dinledim. Oradakilerin Akar’ı yönlendirmesi, iknasından çok Akar’ın onları farklı çözümlerle yönlendirmesi vardı. Çıkarken, 'görüşmek istediğiniz varsa görüştürürler' dedim. Kesinlikle, 'kanaat önderimizle görüştürebiliriz' demedim. Akar da ifadesinde diğer konularda kesin bir dil kullanırken, bu konuda, 'gibi bir şeyler söyledi' diyor. Ben o odadan çıktıktan sonra Fetullah Gülen'in adı geçtiyse bilemem. Kendisini içine düştüğü zor durumdan kurtarmak için beni suçlama kolaycılığına kaçtığını düşünüyorum. Değilse bir başkasını benimle karıştırmış olmalı.”

“BU BÜYÜK BİR PLAN”

Evrim savunmasının son bölümünde, bu darbenin kapalı kapılar ardında planlandığını, MİT'in de devletin de bundan haberdar olduğunu aksi halde bu kadar hızlı reaksiyon gösterilemeyeceğini öne sürerek, "Bu büyük bir plan. İstediklerini yaptırabilmeleri için yargı ve TSK'nın zayıflatılması gerekiyordu" dedi. 

RAHATSIZLANDI

Evrim'in 15 Temmuz sonrası yaşanan bazı dış gelişmeleri sıralarken, "Şu anda ordumuz olmadığı, kuvvetli bir ordumuz olmadığı için" ifadesini kullanması mağdur ve müştekiler ile avukatların tepkisine yol açtı. Evrim rahatsızlığı gerekçesiyle biraz oturmak istedi. Salondan tepki gelince Başkan Selfet Giray, "Ara mı verelim? Revire mi gönderelim? Cezaevine mi soralım. Durumu gerekirse araştırılır" karşılığını verdi. 

TANIKLAR İÇİN NE DEDİ

100 sayfalık savunmasını saat 11.00'de tamamlayan Evrim'in çapraz sorgusuna geçildi. Başkan Giray, Latif Erdoğan'ın Cumhuriyet gazetesi iddianamesindeki ifadesinde kendisiyle ilgili bölümü sorduğunda Evrim, "Ben onu tanımıyorum. O beni nereden tanıyormuş ki? Ne onu ne öbürünü hiç tanımıyorum" dedi. Evrim, hakkındaki tanık ifadeleri konusunda bunların sokaktan çevrilecek kişilere parayla ve herkes hakkında söyletilebileceğini iddia edince Başkan Giray birazdan görüntülerin izleneceğini vurguladı. Bunun üzerine mağdur müştekiler başkanı alkışladı.

AVUKATTAN MAHKEME BAŞKANI’NA: POLİS ŞEFİ MİSİNİZ SAVCI MISINIZ

Başkan Giray'ın sorgusu sırasında araya giren Evrim'in avukatı, "Polis şefi misiniz, savcı mısınız?" deyince salon karıştı. Mağdur müştekiler avukata, "terbiyesiz" diye bağırdı. İtirazına devam eden avukat, şöyle konuştu: 

"Sayın Başkan, çapraz sorguyu bilecek durumdasınız. Sesinizi yükseltemezsiniz. O sanık. Mecelle'de bile böyle. Kimseye farklı davranamazsınız. Sen ne anlatırsan anlat şeklinde anlaşılacak imalı söz ve tavırda bulunamazsınız. Karşı tarafa yumuşak, mütevazı, bu tarafa sert konuşamazsınız. Herkese eşit davranmanızı rica ediyorum."     

Başkan Giray bir yandan tepki gösteren mağdur müştekilerin salondan çıkartılmasını isteyip, "Bağırmaktan sesim kısıldı artık" derken, öte yandan avukata şu karşılığı verdi:  

"Ben kimseye farklı davranmıyorum. Yanlış anladınız. Eşit davranıyorum. Ses tonum böyle. Eşim ve çocuğumla da böyle konuşuyorum. Bu bir tarz. Sorularım da savcılık ve polisle ilgili değil.”

hakan evrim 15temmuz aksami akincilar ussu

EK KLASÖR TARTIŞMASI

Savcılık ifadeleri ve kendisine ait olduğu söylenen telefon tapelerini reddeden Evrim, fotoğraf teşhis tutanağı için de, "Buradaki resimler bana benziyor ama kesin ben miyim değil miyim incelemem lazım. Bu bana benziyor" dedi. Evrim, Kemal Batmaz'la olduğu belirtilen fotoğraf için de detaylı çalışma yapması gerektiğini bildirdi. 

Kamera görüntülerine sıra geldiğinde Evrim'in avukatı ek klasörler ve görüntülerin kendilerine verilmediğini hatırlatarak, bunların verilmesinden sonra yargılama yapılabileceğini savundu. Başkan Giray'ın, "talep edilen kısımlar verilir" sözü üzerine avukat, "Hayır, tüm eklerin verilmesi gerekir. Aksi halde burada yapılan yargılama adil yargılama değil demektir" itirazında bulundu. 

Başkan Giray olmayan bir şeyi değil dosyadaki görüntüleri izlettiğini söyleyince de avukat, "ben kanundan bahsediyorum, siz önünüze gelmiş belgeden söz ediyorsunuz. Balyoz, Ergenekon'da neler olduğunu gördük. Herhangi bir şey saklıyor değiliz. Ekler ve görüntülerin bize verilmesi ondan sonra yargılama yapılması gerektiğini söylüyoruz. Nürnberg şartlarından daha kötü ve ağır yargılama yapıyorsunuz" dedi. 

Mağdur müştekiler bir kez daha avukata tepki gösterdi. Başkan Giray görüntüleri izletmeyi sürdürdü. Avukat bu defa Başkan Giray'a bunları kaç kez izlediğini sordu. Başkan Giray, bir kez izlediğini bildirirken tepki gösteren mağdur ve müştekileri de,"Ben kendim konuşuyorum, ağzım dilim yok mu ya" diye sakinleştirmeye çalıştı. Mağdur müştekilerin sanıklara yönelik tepkiler arasında duruşmaya saat 13.00'te öğlen arası verildi.

“BEL ALTI VURMAYIN”

Duruşmanın öğleden sonraki bölümünün başlangıcında da Hakan Evrim'in Akıncı 143. Filo koridorundaki görüntüleri izlettirildi. Başkanın bu görüntülere ilişkin sorusunu Evrim, "İzlettirdiğiniz için teşekkür ederim. İlk defa görüyorum. Cezaevinde de izleme imkanı verilirse, ikinci bir savunma yapabiliriz" diye cevapladı. Başkanın sorularının ardından avukatların sorularına geçildi. İlk soruyu yönelten Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın avukatı Hüseyin Aydın ile Evrim ve avukatı Mustafa Avlağı arasında sert tartışmalar yaşandı. Av. Aydın, Evrim'in cezaevinde eşiyle yaptığı bir görüşmenin tutanağından hareketle, "Bir terör örgütü yöneticisine 'komutanım' diye hitap eden biri şerefli bir Türk askeri olabilir mı?" diye sorunca Evrim, hiçbir soruya cevap vermeyeceğini belirtip, "Bel altı vurmayın" dedi. Aydın buna, "Size bel altı vurmaya gerek yok, her şey çok açık" cevabını verince Evrim ve avukatı, "İtham ediyor" diye itiraz etti. Aydın da şunları söyledi: 

"Siz herkesi itham ettiniz. O gece darbeye direnen vatandaşlarımızı bile itham ettiniz. Nürnberg benzetmesine gelince, dünden beri savunmasını dinliyoruz. Kesintisiz 1 gün savunma yaptı. İstediği zaman oturdu. İstediği her konuda açıklama yaptı. Heyeti ve milletimizi tehdit edip, mesaj verdi. Böyle bir mahkemeyi Nürnberg'e benzetmek için akıl, vicdan, idrak yoksunluğudur. Siz sadece mahkemeye değil, Türk Milleti'ne hakaret ettiniz.”

“KENDİME DÜŞEN PAYI ÜZERİME ALIYORUM”

Mağdur ve müştekiler Aydın'ı alkışlarken, sanık avukatları tepki gösterdi. Avukatlar arasındaki karşılıklı tartışmalara başkan Giray, "Sadece yargılamayı uzatıyor. Burada oturup, sizin tartışmalarınızı mı dinleyeceğiz" diye tepki gösterdi. Evrim bir başka soru üzerine darbe süreciyle ilgili kendisine düşen payı üzerine aldığını, ancak Genelkurmay Başkanı, MİT ve kuvvet komutanlarının da kendi paylarına düşeni alması gerektiğini söyledi.

ADİL ÖKSÜZ TARTIŞMASI

İçişleri Bakanlığı avukatı, Akar'ın bulunduğu bölümdeki sivilin kır saçlı ve başının arkasının açık olduğu şeklinde bir ifade bulunduğunu belirtip, "Bu Adil Öksüz'e benziyor gibi" sözlerine Evrim'in, "Herhalde Adil Öksüz yanına gelse Genelkurmay Başkanı, 'Adil Öksüz de oradaydı’ derdi" karşılığını vermesi dikkat çekti.

SALON KARIŞTI

Mağdur müşteki avukatı Ömer Oğur sorularından önce Evrim'in avukatı Mustafa Avlağı'nın Nürnberg benzetmesi için özür dilemesini istedi. Av. Avlağı da cevaben, "Kurduğum cümleyi dinlememiş. Mecelle'den söz ettim. Sövülmedik mezardaki neneleri bile kalmadı. Nürnberg'de bile o Nazi’lerin analarına, avratlarına, geçmişlerine sövülmemiştir" deyince mağdur müştekiler, "Hoşlarına gidiyor" diyerek, sıraların üstüne çıktı ve sanıklara pet şişe fırlattı. 

Jandarmalar kalkanlarla koruma duvarı oluştururken, Başkan Giray duruşmaya ara verdiğini açıklarken, "Sessiz olun be ben konuşuyorum. Kim mahkememizi neye benzetirse benzetsinler, önemli olan bizim ne dediğimizdir. Büyük Türk Milleti adına yargılama yapıyoruz ve onun dışında da kimseyi tanımıyoruz" dedi.

“BEN HALA KENDİMİ TSK’NIN BİR PARÇASI SAYIYORUM”

Verilen aranın ardından yeniden başlayan duruşmada Av. Ömer Oğur, Fetullah Gülen için teröristbaşı deyip diyemeyeceğini sordu. Evrim şunları söyledi:     

"Ben halen kendimi TSK'nın bir parçası sayıyorum. Birileri gibi aynı yollarda yürüyüp, sonra fikir değiştirmedik. Bizim için irticacıydı, halen de irticacı. Mahkeme terörist derse bizim için de terörist olur. Terörist olmasıyla irticacı olması arasında fark yok. Bu sorunun benim için önemi şu, Genelkurmay Başkanı’nı onunla görüştürmek istemekle suçlanıyorum. Bu soru bana sorulmamalı. Şimdi ben bunu kabul edersem, zımnen kendimi de suçlamış olacağım. TSK onunla ilgili ne diyorsa, ben de aynı şeyi söylüyorum. Duruşumda değişiklik yok, kimse de bunu sorgulamasın."

Odatv – 23 Ağustos 2017

15temmuz oncesi abd subaylar neden geldi

15 Temmuz'dan bir gün önce ABD'li subaylar neden geldi?

Akıncı davasının 18'inci celsesinde Salı gününden beri savunma yapan Akıncı eski üs komutanı Hakan Evrim'in çapraz sorgusuna devam edildi. 

Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Akıncı davasının 18'inci celsesinde Salı gününden beri savunma yapan Akıncı eski üs komutanı Hakan Evrim'in çapraz sorgusuna devam edildi. 

Sanık avukatlarından Erhan Tokatlı, Evrim'den Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın odasındaki sivili tarif etmesini isterken, bu kişinin Adil Öksüz veya sivil imam olduğu belirtilenlerden biri olup olmadığını sordu. Evrim, şunları söyledi: 

"Hiç görmedim. Arkasında kaldığım içini yüzünü net olarak görmediğim için bir teşhisim yok. Adil Öksüz olsa Genelkurmay Başkanı teşhis ederdi. Çünkü onlar yüz yüzeydi."   

DARBEDEN BİR GÜN ÖNCE GELEN ABD’Lİ SUBAYLAR

Av. Tokatlı darbeden bir gün önce biri zenci ABD'li subayların gelip, akıllı mühimmat sayımı yapıp yapmadığını sorunca da Evrim, "Bu standart bir işlemdir, yılda bir kez gelip sayım yaparlar. Ancak bir gün önce geldiklerini bilmiyorum, hatırlamıyorum. Böyle bir şey olduysa normalde bilgilendirilmem gerekirdi" dedi.

Evrim'e kendisini rehin alanların maskeli, yanında duranın da çekik gözlü olduğunu anlattığını hatırlatan Av. Tokatlı, bunların nece konuştuğunu, aksanları olup olmadığını sordu. Evrim şu karşılığı verdi: 

"Çinli değil. Tatar gibi. Türkçe anlaşabiliyorduk, sıkıntı yok.”

“SORUMLULUĞU ALIYORUM ONLAR DA ALIYORDUR HERHALDE”

Av. Tokatlı, hendek operasyonları sırasında bölücü teröristlere veya Fırat Kalkanı'nda meskun mahal sebebiyle Suriye'nin boş köylerine dahi atılmayan bombaları kendi insanını bombalayacak kadar alçalan, beynini ipotekleyen pilotların nasıl bir psikoloji veya motivasyona sahip olabileceğini ve kıyamete kadar lanetlenecek bu ihanette kendisinin manevi sorumluluğunu sordu. Evrim şöyle konuştu:   

"Güzel soru. Onlar adına birşey söylemem mümkün değil. Konunun muhatabı ben değilim. Hiç kimsenin tasvip edebileceği bir şey değil. Genelkurmay Başkanı, Hava Kuvvetleri Komutanı ve sıralı komutanlar kadar aynı vicdani sorumluluğu taşıyorum. Aynı pozisyonda değil miyiz? Ben o sorumluluğu alıyorum. Onlar da alıyordur herhalde.”

“BEN TERÖRİST DEĞİLİM”

Hakan Evrim, Av. Tokatlı'nın, "Vurulacak hedefleri beynini ipotek etmiş askerlerin mi sivil imamların mı belirlediği, Adil Öksüz dışında diğer imamlarda da gps cihazı olup olmadığı ve bu kişilerin üsse nasıl girmiş olabileceği" şeklindeki sorularına cevap vermeyeceğini belirtince mağdur müştekiler, "Ulan hain" diye tepki gösterdi. Av. Yıldırım Erkan da soru yöneltirken "Hakan bey" diye hitap edince, "Ne beyi, ne beyi" diye bağırdı. Evrim, Av. Erkan'ın bir sorusu üzerine Cumhurbaşkanı’nın kendisini koruma refleksine düştüğü, Başbakan ve Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın saklandığı bir ortamda kendisinin darbecilere tesliminin bugün eleştirilip, konuşulmasının kolay olduğunu söyledi. Evrim bir başka soru üzerine, "Bazı sorulara cevap vermememin sebebi, saygısız ithamlardır. Ben terörist değilim, ama bana terörist sorusu soruluyor. Ben suçlu, günahkar, terörist değilim" dedi.

"BURADAKİ HERKES KAHRAMANDIR"

Av. Aydın Akpınar'ın, "Harekat komutanı üssün ışıklarını kapatsa, pistlere itfaiye aracı çekilse uçaklar kalkıp, inebilir miydi?" şeklindeki sorusuna, "Kapatılabilir ve uçaklar inemez, kalkamazdı" karşılığını verdi. Av. Ergin Haseki de Evrim'e şehitliğin anlamını, şehitlik yerine neden teslim olmayı seçtiğini, Ömer Halisdemir'le farkını sordu. Evrim zaman zaman mağdur müştekilerin tepkileri arasında şunları söyledi:    

"Şehitlik bir yönüyle istenmeyen, ama olursa da başımızın tacıdır. Ortam önemlidir. Savaşa giderken şahadeti göze alırsınız, ama şurada otururken başınıza silah dayanırsa refleksiniz farklı olur. O ortam savaş ortamı değil ki, ani bir refleks gösteriyorsun. Şehit Ömer Halisdemir'e biri emir veriyor, bilerek gidiyor. Ben bilmiyorum ki. TSK'da yokken Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda şehitleri anma günü vardı. Bu konuda lütfen bizi sorgulamayın, bu bizim hassas noktamızdır. Ölüm o kadar basit mi? Binlerce personelim, aileleri var. Burada vereceğiniz karar önemli. Keşke 250 şehit olmasaydı. 251 olsaydı, Türkiye'yi satsak ailesine versek o acıyı karşılayabilir miydi? Hakan Evrim kurban olsun. Ama bugün olsa yine aynı kararı veririm. Yapabileceğim her şeyi yaptım. Ölümden ölüme koşan insanlarız, 'ölümden korkuyor musunuz' diye soruyorsunuz. Buradaki herkes kahramandır, şu ana kadar yaptıklarıyla. Eğer suçluysa cezası verilir."

"ZAMANI GELİNCE DİNLENİR NOTUMUZU ALDIK"

Bu sözlerin ardından Av. Haseki, "Şu şekilde yargılanmaktansa ölmeyi tercih eder miydiniz?" sorusunu yöneltti. Evrim, "cevap vermiyorum" dedi. Bir başka sanık avukatı ise Evrim'e sorularının ardından Kahramankazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk'ün duruşmayı izlediğine dikkat çekerek, şunları söyledi: 

"En önemli tanık kendisi. Nasıl kahraman olmuş, gelsin burada izah etsin. Neden tanık değil? Hazır burada anlatsın."  

Başkan Selfet Giray avukata önce, "Suç duyurusunda bulunun" karşılığını verdi daha sonra da, "Zamanı gelince dinlenir. Sanıklar dinlenmeden tanık mı dinlenirmiş? Notumuzu aldık" dedi.

AKIN ÖZTÜRK’E “KOMUTANIM” DEDİ MAHKEME BAŞKANI TEPKİ GÖSTERDİ

Sanıkların soru yönelttiği bölümde Akın Öztürk'ün, "Hakan" diye hitap etmesi, Evrim'in de cevabına "Komutanım" hitabıyla başlaması, mağdur müştekiler ile Başkan Giray'ın tepkisine yol açtı. Başkan Giray, "Burada herkes sanık. Kendi aranızda sohbet eder gibi davranamazsınız" uyarısında bulundu.

Evrim'in çapraz sorgusunun sonunda duruşma savcısı, üsse geldiği söylenen maskeli darbecilerle ilgili sorular yöneltti. Maskenin şeklini, darbecilerin kaçarken bunları ne yapmış olabileceğini, aramalarda maske bulunup bulunmadığını ve bu kişilerin üsse nasıl girmiş olabileceğini soran savcı, "Çok istemediğim bir şey ama bir yorum sorusu soracağım, nizamiyedeki görevliler darbecilerle işbirliği yapmış olabilir mi?" dedi. Evrim, bunun araştırılması gerektiğini tekrarlarken, Başkan Giray maskeliler hakkında, "SAT komandoları deniyor. Geldiklerinde üssü kurtarmaya mı, işgale mi gitmişler soracağız" açıklamasını yaptı. Saat 13.00'te duruşmaya öğlen arası verdi.

ABD’DEN ALINAN BOMBALAR

Duruşmanın saat 14.30'da başlayan öğleden sonraki bölümünde bir sanık avukatı Evrim'e, akıllı ve normal bombaları nereden aldığımızı sordu. Avukat, Evrim'in "ABD'den" cevabı üzerine, "Halk arasındaki, ABD'den aldığımız uçak veya mühimmatları ABD'nin izni veya kodu olmadan kullanılamayacağı" şeklindeki rivayeti sordu. Evrim, "Bunun bende kesin kanıtı yok, ama bende de aynı şüphe var" dedi. 

ABİDİN ÜNAL DİNLENSİN TALEBİ

Bir sanık da Evrim'e soru yöneltirken o gece Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal'ın Akıncı'ya geldiğinde kendilerine, "İyi akşamlar çocuklar, kolay gelsin" dediğini öne sürerek, Ünal'ın tanık olarak dinlenmesini istedi. Başkan Giray'ın cevabı, "Abidin Ünal bu dosyada zaten müşteki konumunda. İstediği zaman davaları izleyebilir. Müşteki veya tanık olarak beyanı alınabilir, o ayrı mesele" oldu. Hakan Evrim'in çapraz sorgusunun tamamlanmasından sonra avukatı Mustafa Avlağı savunma yaptı.

“KÜFÜR İNSAN EVLADINA YAKIŞMAZ”

Av. Avlağı savunmasında yine sanıklara yönelik küfür ve hakaretlere değinerek, "İnsanlar Allah'tan korkar, Nazi mahkemeleri gibi demedim, Nürnberg dedim. Sanıkların rahatsız edilmesi ve onlara sövmeleri engellenmelidir. Küfür insan evladına, hele de bir şehit yakınına yakışmaz" deyince, bazı mağdur ve müştekiler tepki gösterdi.     

Hakan Evrim'in savunması 3 günde tamamlandıktan sonra Akıncı Üssü Harekat eski Komutanı Ahmet Özçetin'in savunmasına geçildi.

“BEN TEHDİT VE ZORLAMAYLA GİDİP PİLOTLARA TALİMAT VERDİM”    

Özçetin savunmasında Musul Konsolosluğu’nda rehine kurtarma operasyonunun Hava Kuvvetleri Komutanlığı (HKK) ve Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın (ÖKK) birlikte çalışmasının önemini ortaya çıkardığını, bunun üzerine ortak eğitime başladıklarını anlatarak şöyle devam etti: 

"ÖKK'dan olduğunu belirten, ismini hatırlamadığım bir Albay aradı, 15 Temmuz tarihini o belirledi. Genelkurmay çatı ve ÖKK davalarından öğrendik ki, üst düzey komutanlara bir suikast ihbarı alınmış, Akıncı ve Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Harekat Üssü, Akıncı'nın aynı zamanda güvenli bölge ilan edilmiş, operasyonun örtülü ve sivil icra edileceği söylenmiş. Anlıyorum ki, benimle temas kuran Albay, bu tebliği yapan veya onlarla irtibatlı kişiymiş. Ben kimseyi üsse davet etmedim. Birileri misafirliğe gelmek istedi, ‘buyurun gelin’ dedim. Meğer arkasında başka işler varmış."        

Saat 16.30'dan itibarıyla ÖKK personelinin peyderpey geldiğini, sonrasında teçhizatlı, siyahlı grup gelince bir anormallik olduğunu anladığını belirten Özçetin, durumu sorduğunda, "Polis özel harekata terör saldırısı olacak, bu kapsamda uçuş yapmanız gerekiyor" denildiğini, kabul etmeyince ailesiyle tehdit edildiğini ve silah doğrultulduğunu öne sürdü. Devamında Özçetin şunları anlattı:  

Zaman kazanmak ve çözüm için tamam deyip, 141. filodaki pilotların yanına gidip, söyleneni ilettim. Söylediğim hususlar arasında bombalama talimatı yoktur, sadece uçuş talimatı vardır. Helva için un, su, şeker, uçuş için de pilot, uçak ve meydan gerekir. Ben tehdit ve zorlamayla gidip pilotlara talimat verdim."                  

“EVET ÇOCUKLARIM ANAFARTALAR KOLEJİ’NDE OKUYORDU”

Uçak ve meydanları kimin hazırladığını sorup, meydan komutanın MİT'le temasını gündeme getiren Özçetin'e mağdur ve müştekiler, "Şerefsizsin, yılansın, çiyansın" diye bağırdı. Özçetin, "Pist, uçak ve pilot bir araya gelmezse, uçuş gerçekleşmez. Uçuşa hazırlıkla ilgili tek talimatım yok" dedikten sonra Abidin Ünal'la ilgili şu iddialarda bulundu:                       

"Komutanın geldiği bildirilince karşılamaya gittim. Uçuş ekibi merdivenlerde ‘hazır ol’ vaziyette bekliyordu, onlarla tokalaştı. Karşılayıp ‘hoş geldiniz’ dedim. Minibüse bindi nereye yöneleceğini merak ediyordum. 141. filoya yöneldi. Burada indi, bahçe girişinde oturan pilotların tamamı ayağa kalktı, selamladı. O da selamladı, kolay gelsin dedi. Desk bölgesine yöneldi. Oradaki hareketliliğe şahittir. Buradaki pilotlar da ‘hazır ola’ geçti, yine selamlaştılar ve ‘kolay gelsin’ dedi. Deskten içeri devam ettik. Bir emri olup olmadığını sordum. Çünkü birileri uçuşların durdurulmasını isterken, birileri genelkurmay başkanın emri olduğunu, devam edeceğini söylüyordu. 'Ne oluyor? Yasal değil. HKK olarak şahsen emir veriyorum, derhal durdurun’ demedi. Bilakis uçuşlardan haberi ve onayı var gibi hareket ediyordu. Verdiği cevap, 'hayır bir emrim yok' oldu."                       

Özçetin'in savunmasını 1 saat 15 dakikada tamamlamasının ardından duruşmaya yarım saat ara verildi.                        

Saat 17.00 itibarıyla Özçetin'in çapraz sorgusuna başlandı. Başkan Giray'ın sorusu üzerine Özçetin, sivil imam olduğu belirtilen Hakan Çiçek'in iddialarını yalanlayıp, "Burada gördüğüm biri. Evet çocuklarım Anafartalar Koleji’nde okuyordu, ama söylediği gibi o çarşamba okula gitmedim, çünkü uçuşum vardı, dolayısıyla hiç tanışmadım, üsse davet etmedim, cuma akşamı nizamiyeden içeri almadım" dedi.

Hakkındaki tüm iddiaları ve kendisine ait olduğu bildirilen konuşmaları reddedip, "Üssün konumu ve zaman çizelgesi itibarıyla 6-7 Ahmet Özçetin bulursanız ancak bunların yapılması mümkün olur" diyen Özçetin'in çapraz sorgusuna yarın devam etmek üzere bugünkü celse saat 18.30 'da sona erdirildi.

Odatv – 24 Ağustos 2017

Son Yazılar

Cloudy

26°C

Istanbul