aydinlari korkak olan ulkenin zalimleri curetkar olur2 

Emperyalistler aynı filme doyamadı!

1950’lerde İran 3.Dünya ülkeleri arasında en eşitsiz gelir dağılımına sahipti.

1970’lerde Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre bu konuda dünyanın en kötü durumdaki ülkesi oldu.Bu yıllarda devletle toplum arasındaki gerilim kırılma noktasına ulaşmıştı.

1977’den itibaren İran’daydım. Şah yirmi yıldır kendine sadık iki partiyle siyaset sahnesini yönetiyordu.Bu yıllarda ise iki partili sistem çıkmaza girdi.Sistem çatırdıyordu. Bizde 90’lı yıllardan itibaren ünlü olan Huntington o yıllarda “Değişen Toplumlarda Siyasal Düzen” kitabıyla çıkageldi İran’a!

Yazara göre “Üçüncü Dünya’da siyasal istikrarsızlık kaçınılmaz olarak sosyal modernleşmeyi takip ediyordu.” Huntington devrimi önlemek için “tek partili devletler yaratmaları" gerektiğini savunuyordu. Hükümet ayrıca devlete disiplinli ve güvenilir askerler de sağlamalıydı. Doktoralarını tamamlayıp Amerika’dan dönen İranlı öğrenciler hükümet danışmanları oldular. Tuhaf olan Komünist TUDEH partisinde bile bu fikirlerin yandaş bulmasıydı.

Şah 1975 Mart’ında iki partiyi de dağıttı ve tek bir parti kurdu. Diriliş Partisi (Hizb-i Restehiz) ile Şah ülkenin artık tek partili bir devlet olacağını ilan etti. Bütün yurttaşların görevinin hem seçimlerde oy vermek hem de partiye girmek olduğunu vurguladı. Katılmak istemeyenler “gizli komünist” veya “vatan haini” damgası yiyecekti. Böylece “hain”lerin hapse girmek ya da Sovyetlere gitmekten başka seçenekleri kalmadığını duyurdu!

Avrupalı gazeteciler daha önce demokrasi nutukları atan Şah’a bu ne iş diye sordular elbette. Gerçeği söyledi diktatör: "Düşünce özgürlüğü! Düşünce Özgürlüğü! Demokrasi? Bu sözcükler ne anlama geliyor? Ben bunların bir parçası olmak istemiyorum.

Böylece daha önce çok partili sistemn nimetlerinden söz eden Şah’ın kitabı tüm kütüphanelerden toplatıldı. Dağıtılan eski partilerin biatçı ekipleri derlenip toplanıp yeni partinin merkez kurulu oldu. Şah -Halk Devrimi diye anılan AK Devrim’in önü açılmıştı. Şehinşah sadece İran’ın siyasi lideri değil , öğretmeni ve manevi lideri olarak kutsandı. Yollar, köprüler, barajlar, kanallar yapmakla yetinmeyerek halkın düşüncelerine rehberlik edecekti. Partisinin felsefesinin “Ak Devrim’in diyalektik ve ilkelerine” dayandığını belirtti.

1975'TE MECLİSTEKİ TÜM VEKİLLER DİRİLİŞ PARTİSİ ÜYESİYDİ...

Devletin tüm kademe ve kurumları parti üyesi oldu. Beş gazete kurdu, tüm işçi sendikalarını bünyesine aldı. 1 Mayıs yürüyüşü düzenledi. Kadın örgütlenmesi başlattı. 1975 seçimlerinde oy çoğunluğuyla böbürleniyordu.

Devlet her yere girmişti ve özerk alan kalmamıştı. Özerk loncalar bile dağıtılmıştı. Yerlerine odalar kuruldu. Her şey alt üst edildi, “ol” dedi oldu kabul edildi. Küçük işadamları ve “ bazaar” denilen esnaf perişan edildi.

Ticaret dümdüz… Enflasyon dizginsiz… Bu sefer narh kondu mücadele için ve 8000 kişi hapis, 180.000 kşi hakkında dava açıldı. 23.000 kişi doğduğu yere sürüldü. 10 bin serseri “teftiş ekibi” tayin edildi. Dükkan sahipleri artık Ak Devrimle Kızıl devrimi ayırt edemediklerinden dert yanıyorlardı.

Biri Amerikalı bir muhabire dedi ki: “Hükümette ve şah ailesinin bağrında dal budak salmış çürümeyi örtmek için pazarlar kullanılıyor.

Pazar müttefik olarak ulemaya sarıldı. Din adamı sınıfı da zordaydı. Diriliş Partisi dini kuruluşlara karşı da saldırıya geçmişti. Devlet dini “devletleştirmek “için yollara döküldü. Din ve Okuma Yazma orduları’nı genişletti.

Şah Hz.Ali’den ve Tanrı’dan bizzat mesajlar, vahiyler aldığını dile getirdi İtalyan gazeteci Oriana Fallaci’ye. Yani ilahi güç vehmetmek totaliter liderin ruhunda vardır.

Bütün bunlar rejimi zayıflattı, kamuoyunun öfkesini kabarttı.

Örgüt ve kurumların tekel altına alınması, sıkıntı ve talepleri siyasal alana aktaracak yolların tıkanması, toplumsal güçten yoksun kılınmasına neden oldu. Halk şikayet ve isteklerini kimseye aktaramaz oldu.

Saray duvarına tosluyordu her şey!

Hükümet “fiilen bizden yana olmayanlar bize karşıdır” anlayışını benimsedi.

Toplumsal ve siyasi tüm bağları hoyratça koparılmıştı. Rejime istikrar kazandırmak için Huntington’a baş vurulmuştu ve her şey yerle yeksan olmuştu.

Tıpkı yazarın “Medeniyetler Çatışması” kitabına ve öğütlerine uyanların da Ortadoğu bataklığında boğulduğu gibi… Huntington Amerikan çıkarları için tezler üretiyor elbette, bunu uygulayanlar ne düşünüyor acaba?

1953 darbesini yapan CIA güçleri o günü milli bayram ilan ettirmişti (28 Mordad) milliyeçiliği, sosyalizmi ve liberalizmi tasfiye etmişti. 1953 darbesi  İran’ı 1979 devrimine taşıdı. Elde kalan radikal ve köktenci İslam siyasi hareketin belkemiği oldu. “Meclis hırsız yuvası olmuştur” diyen Musaddık’ı  deviren 1953 darbesi Humeyni İslam devriminde eli kolu bağlı kaldı.

Türkiye İran’da yaşananları maalesef hiç önemsemedi. Entelektüel sınıf izlemedi, analizini yapmadı. Siyasiler oralı olmadı,cahillerdi. Ya da satılmış. Emperyalistler ayni filmi çevirmeye doyamadı,doyamaz!

Nevval SEVİNDİ – 30 Temmuz 2017 – Odatv

(Kaynakça: Modern İran Tarihi / Ervand Abrahamian)

Son Yazılar

Sunny

36°C

Istanbul