bu secim mesru degildir225 

Milli Merkez Siyasi Durum Raporu - Anayasa Değişikliği Referandum Süreci ve Sonrası...

Halk oylamasından sonra ülkemizin siyasal ve hukuksal durumunu tarafsız ölçülerle tespit etmeliyiz.

1. Yürürlüğe giren anayasa değişikliği teklifi parlamento üyesi milletvekillerinin teklif ettiği geçerli bir metin değildir.

12. Cumhurbaşkanı “bu öneri benim projemdir” demektedir. Açık oturumlarda konuşan Cumhurbaşkanlığı başdanışmanları da değişikliklerin Külliye denilen bir mekânda hazırlandığını birçok kez yinelediler, savundular, 12. Cumhurbaşkanını teyit ettiler. Anlaşılıyor ki yazılı metin, parlamento üstünde ve dışında hazırlanmış, TBMM İç Tüzüğüne aykırı biçimde boş beyaz kâğıda milletvekillerine imza ettirilmiştir. Açıkçası bu aşamada milletvekilleri istihdam edilmiştir.

2. Anayasanın ve içtüzüğün anayasa değişikliklerini özenle ve özel bir biçimle hazırlanması emri ihmal edilmiştir. Teklif, kamuoyunda ve TBMM’nde kapsamlı biçimde tartışılmamış, tartışılmasına fırsat verilmemiştir.

12. Cumhurbaşkanı, kişisel projesini TBMM’nde sahip olduğu iktidar partisi ve bir destekçi grubun oyları ile ve gizlilik ilkesini açıkça çiğneyerek halk oylamasına sunmayı başarmıştır.

3. Cumhuriyetimizin yapısında temel değişiklik öngören metin, bir kişinin istek ve düşüncesi niteliğinde dayatılmıştır.

12. Cumhurbaşkanı anayasanın yazılı, buyurucu kurallarını dinlemeden, fiili bir otorite kimliği ile halk oylaması sürecine müdahale etmiştir.

Bu aşamada orantısız devlet gücünü kullanmış, kamu araçlarını, organlarını EVET oyları için seferber etmiştir. Ülkenin dört yanında, millî bütçe imkânları ile görkemli mitingler düzenlemiş, ana muhalefet liderini hoyratça, zaman zaman hakaret içeren söylemlerle kötülemiş, suçlamıştır. Ulusal TV kanalları, bu mitingleri canlı müzik yayınlarını bile göktaşı düşer gibi kesip yayınlamışlardır.

4. Üstelik, hükümet de toplu açılışlar, denk getirilen temel atma törenleri, Kamuya ait iktisadi kurumlar, bankalar, THY, TOKİ gibi devlet kuruluşlarına ait reklamlarda, yazılı ve görsel medyada bir atış poligonu kurdurmuştur. Bu toplantılarda Başbakan ve özellikle Enerji Bakanı, 12. Cumhurbaşkanına destek için icraatın içinden benzeri müjdeler, il il imar ve inşa etkinlikleri, olur olmaz haberler, geçmişi kötüleyen ithamlar sergilemişlerdir.

Böylece halkoylaması, konusu dışında iktidarın icraatı ve seçim propagandası haline sokulmuştur.

5. Olağanüstü Hal gerekçe gösterilerek asker, yargıç ve savcı, bilim adamı, öğretmen, sanayici, tüccar kişiler tutuklanmış, kimi üniversiteler, vakıflar, ticari şirketler kanun yolu kapalı biçimde devre dışı bırakılmıştır.

Kurulan Sulh Ceza Hâkimlikleri, anayasanın 37. Maddesinde güvence altına alınan tabii mahkeme niteliğinde kabul edilemez. Üst mahkemeye itiraz hakkı, yan odadaki Sulh Ceza Hâkimi zincirine bağlanmıştır.

Yüz yıllık Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarları, çizeri adliye eliyle işkence sayılabilir biçimde uzun süredir tutuklu bulunuyor.

Yüz elliyi aşkın yerel ve ulusal basın mensubu yurdun dört köşesinde cezaevlerinde iddianame bekliyor.

TSK’nın yapısı değiştirilmiş, askerî eğitim kurumları, askerî yargı, askerî sağlık tesisleri bir kararname ile kapatılmıştır.

Milli Merkez, ABD iltisaklı, cemaat görünümlü kanlı ve vahşi dinci terör örgütü mensupları ile bölücü-Kürtçü PKK ve onunla organik bağı olan militan bir kısım HDP’lilere karşı, hukuk devleti ilkeleri içinde kararlı ve etkin bir biçimde mücadele edilmesini desteklemektedir.

Ancak OHAL gerekçe gösterilerek, siyasi iktidar tarafından muhalif görülen tüm kişi ve kurumların hedef alınması, bağımsız ve tarafsız yargı yerine siyasallaştırılmış bir yargının kurulmak istenilmesi, hukuk devletinden uzaklaşan-otoriter-keyfi ve anti-demokratik iş ve işlemlere tevessül edilmesi asla kabul edilemez.

Bu yolda, birçok haksız ve hukuksuz gözaltı ve tutuklamaların yapılması, basın, ifade ve toplantı hürriyetlerine darbe vurulması ve bu nedenlerle çok sayıda kişinin telafisi olanaksız mağduriyetlerine sebebiyet verilmesi ise son derecede vahimdir.

6. Bu dönem içinde tartışılması gereken 12. Cumhurbaşkanı’nın durumudur.

1982 Anayasası’nın ikinci bölümünün kenar başlığı; “Cumhurbaşkanının nitelikleri ve tarafsızlığı” ibaresini taşır. Anayasanın 176. maddesine göre “Kenar başlıkları bağlı oldukları maddenin konusunu belirler.”

Anayasanın 103. maddesinde yazılı yemin metni Cumhurbaşkanının tarafsızlığını bir nitelik olarak açıkça belirlemektedir.

Cumhurbaşkanı:

“Üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”

şeklinde and içmiştir. Bu metin bir buyruktur. Normdur. Kenar başlıkla birlikte, Niteliktir. Değişmemiştir. Yürürlüktedir. Anayasa buyruğudur. 12. Cumhurbaşkanı, TBMM’de bu andı içerek göreve başlamıştır.

101. maddenin son fıkrasının ilgası, and içmiş bir cumhurbaşkanının partili olması için yeterli değildir. Yemin metni ve kenar başlığı değişmedikçe tarafsızlık niteliği devam eder.

Anayasa değişikliği, yemin eden ve yemine sadakati devam etmesi gereken Cumhurbaşkanına zımnen muafiyet getirmez.

Yazılı bir norm, ancak açık ve yazılı bir geçici madde kuralı ihdas edilerek kaldırılabilirdi.

Bu nedenle, Cumhurbaşkanının parti üyeliği tarafsızlık niteliğine ve anayasaya aykırıdır.

7. 12. Cumhurbaşkanı ve iktidar partisi cumhuriyetimizin on beş bütçesini sarf etmişlerdir. Bu anayasa değişikliği gerek bu bütçeleri sarf edenleri, başka kaynaklarla ihale ve alım-satım yapan siyasi kişileri denetim dışında bırakıyor.

2019 yılında oluşacak yeni Meclis’in geçmişe dönük denetim yapacak yasama araçları devre dışıdır. Yüce Meclis’in Gensoru, yazılı soru, Sayıştay’ın denetleme hak ve görevine son verilmiştir.

Bugünkü Meclisin güncel aritmetiği, kısıtlı süre içinde bir denetimi olanaksız kılmaktadır.

Bir Anayasa bilimcisinin düşündüğü gibi, hesap verilebilirlik ilkesinden cayılması bu anayasa değişikliğinin örtülü gerekçesi olabilir.

8. 12. Cumhurbaşkanı, anayasayı aşarak, parti üyeliği statüsü ile yetinmeyip, genel başkan olma yolunu başlatmıştır. Böylece bir siyasal organın gücünü, iktidar partisinin parlamento çoğunluğunu elde edecektir.

Bu oluş, çok partili hayatı daraltır. Güç dengelerini ve devlet otoritesini Cumhurbaşkanı şahsında birleştirir.

Bu sonuç, 2019 yılından önce Başkanlık Sistemi’ne fiilen geçiştir. Benzeri uygulamalar faşist yönetimlerinde görülebilir. Uygulamada parlamenter rejim sona erecektir. Bu güç, eğip bükeceği temsili bir hükümet ile devleti işgal etme sonucuna varır.

Bu süreçte, Başbakan ve hükümetin bir ara rejim icra organı olarak silik ve soluksuz kalacağı açıktır.

Bu hengâmede Başkan’ın mutlak otoritesi ile dilediği yasaları çıkarması, bütçeleri biçip dikerek kullanmasını muhalefet partilerinin önlemesi beklenemez.

12. Cumhurbaşkanı anayasa değişikliğini bu yolla ve açıkça hemen yürürlüğe sokarak, cumhuriyetin genetiğini değiştirmektedir.

9. HAYIR oylarının cinsiyeti, izdüşümü, katkı payı tartışmaları yapanları bu ciddi oldu bittiyi düşünmeye çağırıyoruz.

HAYIR oylarının oranı, niceliği ve niteliği büyük önem taşıyor. Ne var ki, pratikte 12. Cumhurbaşkanının söylediği gibi atı alan, parlamenter rejimi geçip gitmektedir.

Kimi siyasi kişi ve örgütlerin güncel tehlikenin farkına varması ve diğer çatışmaları ileriye bırakması gerekiyor.

12. Cumhurbaşkanının, Türkiye’nin taraf olduğu anlaşmalara, askeri ve sivil ortak kurumlarına ciddi bir savaş açacağı son konuşmalarında yineleniyor.

Dinsel duyarlılıklara, yeni İslâmî değer yargılarına ilişkin içe ve dışa dönük sistemli hedefler ortaya koyuyor.

Anlaşılan, Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal rejimini de, dış politikalarını da, yönünü de, hüviyetini de esastan değiştirmeyi amaçlıyor.

Elde etmek üzere olduğu, sınırlarını anayasa dışında belirleyeceği mutlak otoriteyi, Yeni Türkiye adı altında başka bir Cumhuriyet kurmak için kullanacaktır.

Ne yapmalıyız? HAYIR oyları Cumhuriyetin yüz yıla yaklaşan barışçı ve onurlu geçmişine onay verenlerin inanç birliğidir. Cumhuriyet tarihimiz, eski ve yeni değil, bütün bir Türkiye oluşunu kapsıyor.

10. Bugün, demokrasiye ve Lâik Cumhuriyetimize sadık tüm vatandaşlarımıza, millî ve insani bir yükümlülük düşüyor.

Önce iç ve dış hukuk yollarını tüketmek için iş ve gönül birliği yapmalıyız.

Kısaca çizdiğimiz, bir halk oylaması süreci yaşadık. İçinde bulunduğumuz durum, tam hukuksuzluk ve kanunsuzluk durumudur.

Yüksek Seçim Kurulu’nun yasa tanımaz kararı sadece bir örnektir, sonuçtur.

Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal rejimini değiştirmeyi, vatanı ve milleti bölmeyi amaçlayan dayatma bir Anayasa değişikliği ve hukuksuz ve hileli bir şekilde sonucun YSK eliyle değiştirilmesi kabul edilemez.

Hak gaspını, kanunsuzluğu, Anayasanın ihlalini, hukukun katledilmesini, Yüksek Seçim Kurulu'nun kararını kabul etmiyoruz ve tanımıyoruz.

11. Cumhurbaşkanı ve aşkım dediği partisinin bu dönemde sergilediği tutum, karar ve davranışlar tam kanunsuzluk halidir. Türkiye artık bir anayasa devleti değildir. İktidar partisinin ve grubunun kuruluşları aşamasındaki değerlere ve ayarlara dönmesini temenni ederiz.

Ancak, Anayasa Mahkemesi’nin bugünkü yapısı ve kararları ile ülkedeki hukuksuzluğa yol açtığını görmekteyiz. Olağanüstü Hal uygulaması için verdiği karar, 12. Cumhurbaşkanı’nın anayasa dışı eylem ve söylemleri için muhalefet partilerinin başvurularını yıllardır gündemine bile almayışı, anayasa denetimi için umut kırıcıdır.

Lâik Cumhuriyet’in içine düştüğü, düşeceği durumu gören ve paylaşan, EVET-HAYIR ayırımı yapmadan tüm demokrat yurttaşlar bir araya gelmeliyiz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru hakkı olan Ana Muhalefet Partisi’nin girişimine elimizde bulunan belgeler, bilgiler, görüşlerle katkı sağlamalıyız.

1949 yılında kurucusu bulunduğumuz Avrupa Konseyi, insan hakları sözleşmesi, ekleri olan protokol ve anlaşmalarla ülkemizin tüm vatandaşlarının ortak değeridir. Organıdır. Denetçisidir.

Avrupa Konseyi, bu iktidar döneminde gözlem yapma kararını kaldıran, bugünkü Dışişleri Bakanı’nı, kendi parlamentosuna başkan seçen yansız bir demokrasi gücüdür.

İktidar Partisi’ne de, 12. Cumhurbaşkanına da ön yargılı değildir.

Geçmişte ara dönemlerinde, Avrupa Konseyi ve ona bağlı komisyonlar, organlar darbe yönetimlerine karşı sivil siyasetin yanında durdular. Askeri yönetimlere baskı uyguladılar.

Konsey üyesi parlamenterlerimizin görevlerini sürdürmelerine katkı sağladılar.

AİHM’nin görev ve yetkilerini sorgulayan 12. Cumhurbaşkanı yanılıyor.

Yürürlükteki Anayasa’nın 90. maddesi “Türkiye’nin kabul ettiği ve taraf olduğu anlaşmalar kanun hükmündedir.” der. Üstelik bu kanunların iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru da yapılamaz. AİHM’nin genişletici bir yorum yapmasını bekliyoruz.

SONUÇ :

Yaşadıklarımız, bizde bir alışkanlık ve umursamazlık yaratmış olabilir. İnsan hak ve özgürlüklerinin güvence altında olduğu ülkeler, kurumlar Türkiye’yi giderek ekseninden çıkan bir ülke olarak niteliyor. Yalnızlaşıyoruz. Çağın hak, hukuk ve uygarlık çizgilerinin dışına düşüyoruz.

MİLLÎ MERKEZ, Evet-Hayır ayırmadan Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında, tüm yurttaşlarımızı toplanmaya çağırıyor. BİRLEŞELİM diyor.

Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur.

MİLLÎ MERKEZ YÖNETİM KURULU

30 Mayıs 2017

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul