halkini satanin korkusu hicbirseye benzemez nazim hikmet225

Korkunun anatomisi..

Herkes korkar.

Korkunun nedeni, ölüm korkusu, endişe, belirsizlik ve gelecekte kaybetme korkusudur. Korkuya kapılan, paranoyak duygular içinde yaşar, en yakınlarından bile kuşku duyar. Gece karanlığında, uzaktaki ağaçlar gözüne insanlarmış gibi bürünür; taş yığınlarını zanneder.

Çocukluğumun geçtiği Torosların Binboğa kolunda, doğayla iç içe; çiçeklerin, böceklerin, kuşların arasında büyüdüm. Bizim bir Keleş Mustafa’mız vardı. Korkudan söz açıldığında örnek gösterilirdi. Keleş Mustafa, bir gece, köyün gömütlüğünden geçerken, içine azık koyduğu deri dağarcığının bir ucu belinden boşanmış; gürültü çıkararak yerde sürünmeye başlamış. Arkasından birileri kovalıyor sanan Keleş Mustafa kaçmaya başlamış. Koşarken arada bir arkasına göz attığında bir karaltı görüyor, korkup daha hızlı kaçıyormuş. Sonunda, köyün girişinde düşüp bayılmış. Uyandırıldıktan sonra anlaşılmış korkusunun nedeni. Karaltı sandığı şey, ay ışığındaki kendi gölgesiymiş. Sözün kısası; içinize bir kez korku düşmeye görsün, gölgenizden bile korkar hale gelirsiniz..

Bir son bahar günüydü. Binboğalara kar düşmek üzereydi. Gece yarısına doğru, köyün alt yanındaki derede kurtlar ulumaya, köyün tüm köpekleri havlayarak o yöne doğru koşmaya başladı. Kurt sürüsü korkuyor, kaçıyormuş gibi yapıyor; köpekler, yiğitlenerek arkalarından kovalıyordu. Bunun bir ’kurt tuzağı’ olduğunu nereden bilsin ahmak köpekler. Kurtlar, kaçıyormuş numarası yaparak köpekleri dereye kadar götürüyor, sonra geri dönüp işlerini bitiriyor. Gün ağarırıken gittiğimizde, bir kardeşim kadar sevdiğim bizim Karabaş başta olmak üzere, köyün en yavuz köpekleri parşalanmış bir halde yerde yatıyordu. O kavgada canını sağ kurtaran köpeklerden hiç biri daha işe yaramadı. Büyük sessizliklere gömülüp havlamaz hale geldiler. Bir daha dağa, koyuna gitme cesaretini gösteremediler Kapı diplerinde, daldıkları derin uykulardan uyanmaz oldular. Onları bu hale getiren yaşadıkları korkuydu. Köylüler iyi bilir; çoban köpeği olarak yetiştirilecek köpeklerin dövülmemesi, korkutulmaması gerekir. Sanıldığının aksine, köpekler çok gururlu hayvanlardır. Korkutulan, dövülen, azarlanan, gururu incitilen köpek, miskinleşir; kedi gibi korkak olur. Bir daha davara, mala gitmez. Havlamayan, davarı, malı gütmeyen köpeği ne yapsın köylü. Onlara yal bile verilmez. Kapı diplerinde uyuz uyuz yatarak, diğer köpeklerin kırıntılarını yiyerek yaşamaya çalışırlar. Bazı zalim ev sahipleri, bu sefil yaşamayı da çok görür; onları köyden uzak bir yere götürür, koltuklarına dehlerler kurşunu!...

Şago( Şahgül) ninem 105 yaşında öldü. Geceleri uyumak nedir bilmezdi. Elinde sopayla kapı kapı dolaşır; oğullarının, kızlarının evlerini beklerdi. Bir de bakmışsınız ki, gecenin ilerlemiş bir saatinde, bir kapı önünde bağırıyor: ’’ Kör olasıca gelin! Ahırın kapısını açık bırakmışsın; davar, mal çıkacak, dışarda aç kurtlara yem olacak!’’ Bunları söylerken bir bildiği vardı elbette , boşuna bağırmazdı Şago ninem.. Bir gece, ağıllardan birinin kilitlenmemiş kapısını burunlarıyla iterek açan eşekler, dereye aiağı gitmiş, orada kurtlarla karşılaşınca tedbilleri şaşmış, tırsıp geri kaçacaklarına, korkudan zırlayarak kurtlara doğru gitmişlerdi. Kurtlar ilerliyor, eşekler zırlayarak onları izliyor. Derenin derinliklerine ulaştıklarında eşek cennetini boylamışlardı. Eşeklerde bu özellik kalıtsaldır. Ben, buna, ’’ Zırlayarak kurda karşı giden eşek sendromu’’ diyorum..

Çalı serçeleri, atmayacayı gördüklerinde, yakınlarında bulunan çalıya sığınıp kurtulacaklarına, korkudan oldukları yerde sırt üstü yatar, ayaklarını havaya kaldırıp beklerler. Böylece, gri renktekigöğüslerine taş görünümü vererek atmacayı yanıltacaklarını sanırlar. Ancak, yem olmaktan kurtulamazlar.

Bütün canlılar, kendilerini tehlikede gördüklerinde korkup kaçarlar. Can telaşına düşen akrep, korkudan kendisini zehirleyerek öldürür. Yılanı gördüğünüzde yerinizde durun; size dokunmadan yanınızdan geçip gider. Hareket ettiğinizde , korkuya kapılır ve sizi sokar.

İsveç’te yaşayan arkadaşım Abdullah Gürgün, ’’Aziz Nesin’in İsveç Macerası’’ adlı kitabında, Aziz Nesin’in konuşmasınden bir bölüm aktarır:

’’ Köpeğe sormuşlar;

- Neden bu kadar çok havlıyorsun?

- Yiğitliğimden, demiş.

- Peki, havlarken gerin(arkan) neden bu kadar çok gelip gidiyor?

- O da korkaklığımdan, demiş..’’

Montaigne, Denemeler adlı yapıtında anlatır: Romalılar, Kartacılalarla yaptıkları bir savaşı kaybettiklerinde, bozguna uğrayan on bin kişilik ordu, geriye doğru kaçması gerekirken, korku ve şaşkınlıkla (tıpkı eşekler gibi) düşmana doğru gitmiş. Kaçınılmaz hale gelen savaşın bu devamında, sonra , Romalılar, az önce yenildikleri savaşı zafere dönüştürmüşler; ’şerefli bir zaferle elde edecekleri ni , yüz karası bir kaçışla elde etmişler..’

Roma İmparatoru Sezar ile Almanlar arasındaki bir savaşta, karşı karşıya gelen iki ordu, savaşacaklarına, birbirlerinden korkarak zıt yönlere doğru kaçmışlar.

Eski Yunan çağında, Kartacalılar, Pan Tanrısının gazabına uğradıklarını ve gökten gelen bir baskınla karşılaştıklarını düşünerek bağıra, çağıra sokaklara yayılmışlar. Rastgele koşarak birbirlerine çarpıp saldırıyorlarmış. Böyle bir korkunun ardından Kartaca harabeye dönmüş. Dualar ederek, kurbanlar keserek Pan Tanrısının öfkesini dindirmeye çalışmışlar. Pan Tanrısının saldığı korku anlamına gelen ’’panik’’ sözcüğü de buradan türemiş.

Şiddetin kaynağında da korku ve nefret vardır. Özgüveni olan insan şiddete başvurmaz. Egemen, korktuğu için baskı ve zor uygular. Korkan kişi, sadece yönettiklerine değil, kendine de şiddet uygular; bu içe dünük şiddetin ileri aşamalarda kendini de öldürür. Ölmekten çok korktuğu için, çareyi kendini öldürmekte bulur. Yönetenlerin ve kilisenin kurallarına uymadıkları gerekçesiyle, binlerce insan giyotine gönderildi, ateşlerde yakıldı. Fransa’da bir hafta içinde otuz bin kişi öldürüldü. Yakılmayanları ise, ’ceehennem ateşleriyle’ korkutuldu. Yönetenler, günün birinde iktidarlarını yitirmekten, can ve mallarını kaybetmekten ve günün birinde hesap vermeken korktukları için baskı ve zulüm uygularlar.

Padişah evlatlarını, kardeşlerini öldürten, boğduran neden, tahttan indirilme ve zindanlarda çürüme korkusudur.

Din, önemli bir korku aracıdır.

Çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçildikten sonra, tanrı korkusu azalmadı; daha da arttı.

Hıristiyan dünyası, çok acı deneyimlerden sonra bir orta yol buldu.

Müslüman dünyanın çilesi ise devam ediyor.

Kan döken, kelle uçuran terör örgütlerinin dinsel söylemleri, din eksenli korku travmasının yaygınlaşarak arttığını gösteriyor. Din, bir baskı ve sömürü aracı olarak kullanılmayı sürdürüyor. Yönetenler korkuyor, yönetilenler korkuyor. Korku sarmalı dalga dalga toplumların her kesimine yayılıyor.

Azeri Şair Mirza Alekber Sabir, yüz yıl önce, din eksenli korkuyu ne de güzel anlatmış. Şiir, saz ustası Top’un ’Muhabbet’ kasetlerinin altıncısında türkü olarak şöyle yer alıyor: Ay balaaaaam!... Tek başıma çıkirem men Dağlara bala dağlara bala dağlara Dağlara bala dağlara

Yangını volkan görirem, Cin görirem, can görirem Mezarda hortlak görirem Bin türlü tufan görirem gullili yaban görirem (gulyabani) korkmirem, Korkmirem bala korkmirem.. Ay balaaaaam!... Şafak vakti düşürem men Çöllere bala çöllere bala çöllere Çöllere bala çöllere Kükremiş aslan görirem, Kan yiyen sırtlan görirem Dalgalı umman görirem, Can görirem, cin görirem, Mezarda hortlak görirem Bin türlü tufan görirem Gullili yaban görirem korkmirem, Korkmirem bala korkmirem.. Ay balaaaaam!... bu korkmamazlığım ile bu korkmamazlığım ile Vallahi bala, billahi bala, tillahi bala Harda bir softa görirem, Harda bir yobaz görirem, Harda bir molla görirem korkirem, Korkirem bala korkirem Dalkavuk fikirlerinden, riyakar zikirlerinden Korkirem bala korkirem bala korkirem korkirem balam korkirem..

Ali Haydar NERGİS - 21 Mayıs 2017 - ABC Gazetesi

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Cloudy

20°C

Istanbul