bulent serim

"Evet" çıkarsa Türkiye böyle bölünecek!

Biz ilk birleşik seçimlerden sonra çözüm sürecinin yeniden gündeme getirileceğini ve Türkiye’nin bölünmesi projesinin canlandırılacağını düşünüyoruz.

Bir önceki yazımızda (Odatv, 24.02.2017) Türkiye yangın yerine dönmüşken, yangından mal kaçırırcasına, üstelik üç yıl sonra yürürlüğe girecek anayasa değişikliğinin neden aniden gündeme getirilip geçirilmeye çalışıldığını açıklamaya başlamıştık.

Bugün de nedenlerden “federasyon yapılanması” isteği üzerinde duracağız.

Öncelikle belirtelim ki, il ve ilçelerimizi “açılım süreci” kapsamında PKK ve uzantılarına teslim ettikten sonra oy uğruna bundan vazgeçerek kaybedilen yerleri geri alma peşine düşüp, yüzlerce evladımızın şehit olmasına neden olanlar bunun hesabını veremeyeceklerini bildikleri için, açılımın yeniden başlatılması sürecini de Türkiye’nin bu karışık ortamında kotarmaya çalışmaktadırlar.

Anayasa değişikliği aynı zamanda bunu sağlayacaktır.

Getirilen “Tek Adam” rejimi federasyonu kaçınılmaz kılacaktır.

Bırakınız tek adam sistemini, başkanlık sistemi bile ulusal-üniter devlet yapılanmasıyla bağdaşmamaktadır.

Anayasa değişikliği kabul edilirse, üniter yapının federasyona dönüşmesi; ülkenin bölünmesi ve ulusal birliğin sona ermesi kaçınılmaz olacaktır. Çünkü sistem buna göre tasarlanmıştır. Yoksa tıkanmaktadır.

Örneğin ABD’de, 1786 yılında küçük devletlerin bir araya getirilmesi için başkanlık sistemi oluşturulmuş, devletler eyalet olarak korunurken çatı devlet kurulmuştur.

Ayrıca ABD’de sistemin başarılı olmasının en büyük nedeni de federal yapılanmadır. Çünkü eyaletler, en güçlü denetleme-dengeleme düzeneğinin birini oluşturmaktadır. Devlet ve yönetim işlerinin neredeyse yüzde 80’i eyaletlerde başlatılıp sonuçlandırıldığı için Başkan’a oynama alanı kalmamaktadır.

Dünyadaki diğer örnekler de başkanlıkta federal yapılanmanın koşul olduğunu göstermektedir.

Başkanlıkla yönetilen Latin Amerika ülkelerinin üçte ikisinde federasyon vardır. Diğerlerinde başkanlık diktatörlüğe dönüşmüştür.

G20 ülkelerinin 6’sında başkanlık sistemi vardır. Altısı da federasyon yapısına sahiptir.

Siyasal iktidarın amacı ve hedefi federasyon yapılanmasıdır.

Aslında amacın, Kürtlerin yoğun olduğu bölgeye özerklik verilmesi için federasyon yapılanmasına geçilmesi olduğu ve bu yolda adım adım yüründüğü baştan bellidir.

Açılım süreci, Eşbaşkanlığı ülkemize verilen Büyük Ortadoğu Projesi’nin öngörüsüdür ve düğmeye 5 Kasım 2007’de Oval Ofis’teki görüşmede basılmıştır. Oslo, İmralı ve Kandil görüşmeleri, Güneydoğu’nun yerel yönetimlere terk edilmesi bu tarihten sonra siyasal iktidarın politikası durumuna gelmiştir.

Bu politikanın sloganı olan “açılım süreci”nin amacı ve hedefi de bölgeye, sonu bağımsızlıkla bitecek özerklik vermektir. Ayrıca çeşitli ortamlarda bu açıkça dile getirilmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açılım sürecinin en yoğun yaşandığı günlerde, 7 Haziran seçimlerinden 4 ay önce, 27 Şubat 2015'te Saray'da ağırladığı Valilere şunları söylemiştir:

“Seçim sonuçlarına göre, yeni anayasa ve Başkanlık Sistemi gündemimize gelecek. Başkanlık Sistemi, bir yönüyle de yerel yönetimlerin daha da güçlendiği, daha da etkin hale geldiği bir sistemdir. Bu sistemde, Başkanlığın merkezdeki gücü, bir yandan Meclis’le, diğer yandan yerel yönetimlerin sahadaki gücüyle dengelenir. Dolayısıyla bu sisteme geçildiğinde, Valilerimizin farklı bir konuma gelmeleri, daha geniş yetkilere sahip olmaları mümkün olabilecektir.”

Bu federasyon isteğinin itirafıdır.

Sırası gelmişken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 9 Aralık 2014 tarihinde Fatih Altaylı'nın sunduğu 'Teke tek' programında eyalet sistemiyle ilgili söylediği sözler yeniden anımsanmalıdır. Programda Cumhurbaşkanı, "Şimdi zaten işi bir ucundan almayacaksın, aldığın zaman her şeyiyle ele alacaksın. Yani üstü Şişhane altı kaval olmaz. Bütünüyle alacaksın" diyerek, başkanlık ile federasyonun birlikte ele alınması gerektiğini dile getirmiştir.

Başbakan iken Erdoğan, 2013 yılında katıldığı bir televizyon programında da eyalet sisteminden korkulmaması gerektiğinin altını çizmiş, sisteme sıcak baktığının mesajını vermiş, Osmanlı'da bile Kürdistan diye bir eyalet olduğunu ifade etmişti. (Burada Osmanlı’da eyalet sistemi olmadığını, Lazistan, Kürdistan diye anılan yerlerin coğrafi bölgeleri belirlemek için kullanıldığını belirtmek isteriz.)

Siyasi iktidarın bu tutumundan cesaret alan Kürt siyaseti de Mart 2014 yerel seçimlerine “özerklik ilanı” sloganıyla girmiştir.

Referandum öncesi Barzani ziyareti, İstanbul ve Ankara’da Kürdistan bayrakları asılması, Güneydoğu’da “başkanlık-özerklik pazarlıkları başladı” gibi söylemler dikkat çekici gelişmelerdir.

Hatta yine aynı nedenle PKK ve HDP’nin “evet” oylarına destek verecekleri de gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Kürt oylarının “evet”e dönmesi kimi pazarlıkların işareti olarak önümüzde durmaktadır.

Bu söylem ve eylemlerle 7 Haziran 2015 seçimleri öncesine dönülmekte, hava ısındırılıp, kamuoyu hazırlanmaktadır.

Değişiklikle tek adama aynı zamanda federasyon yapılanmasına geçiş yetkisi de verilmektedir.

Değişiklik teklifinde Anayasanın 126. maddesi de değiştirilmekte ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle bölge teşkilatları kurulması öngörülmekte idi. Bunun federasyon yapılanmasına hazırlık olduğu haklı olarak söylenmiş ve yoğun eleştiri almıştır.

Bunun üzerine madde değişikliği Karma Komisyonda metinden çıkarılmıştır. Ancak bu göz boyamadan başka bir anlama gelmemektedir.

Çünkü 126. maddenin mevcut düzenlemesinde birden çok ili içine alan merkezi idare teşkilatı (bölgesel yönetim) kurulabileceği kurala bağlanmakta; 106. maddede yapılan değişiklikle de “merkez ve taşra teşkilatının” (Bakanlık teşkilatı dışında) Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacağı belirtilmektedir.

Ayrıca “kamu tüzel kişiliğinin Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kazandırılacağına” ilişkin 123. madde değişikliği de aynen korunmuştur.

Bu düzenlemeler federasyon yapılanması için yeterlidir. Dolayısıyla federasyon yapılanması olasılığı ortadan kalkmamıştır.

Biz ilk birleşik seçimlerden sonra çözüm sürecinin yeniden gündeme getirileceğini ve Türkiye’nin bölünmesi projesinin canlandırılacağını düşünüyoruz.

Toplumun gereksiz yere bölünmesine yol açacak bir başka düzenlemeye de yer verilmiştir.

Anayasanın 101. maddesinde yapılan değişikliğe göre, en az 100 bin seçmen, koşulları taşıyan bir kişiyi cumhurbaşkanlığına aday gösterebilecektir.

Cumhurbaşkanı adayının halk tarafından önerilebilmesi de bölünmeyi tetikleyici bir düzenlemedir.

Çünkü her bölge ya da şehir, farklı etnik kökene ya da mezhebe sahip olanlar “cumhurbaşkanı benden olsun” diye çaba gösterecek, bu da kamplaşmaya, giderek bölünmeye neden olacaktır.

Unutulmamalıdır ki Türkiye’nin bölünmesi emperyalist bir projedir. Emperyalist güçler, karşılarında güçlü parlamentolar değil, güçlü tek adamlar isterler.

Bülent SERİM - 02 Mart 2017 - Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly cloudy

23°C

Istanbul