TSKya-Saldirilar-Bittimi

TSK’ya Saldırılar Bitti mi

Hayır bitmedi.

Bitmediğini çok özel, dikkatlerden kaçmaması gereken iki haberden anlıyoruz.


Bildiğiniz gibi bundan önceki yazımda, medyanın, ordunun, üniversitelerin, yargının sindirilip, susturulup, ele geçirildiğini; son hedefin Yargıtay olduğunu, Yargıtay Yasası’nda yapılacak değişiklikle, Yargıtay’ın üye sayısının artırılıp, bu üyeliklere “yeni HSYK”nın seçim yapması sağlanarak, Yargıtay’daki çoğunluğun da, siyasal iktidarla aynı dünya görüşüne sahip üyelerden oluşturulacağını yazmıştım.


Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile ilgili operasyonun bitmediğini iki haber ortaya koydu. Daha önceleri cesaret edilemeyen bu operasyonlar, TSK’nde sağlanan sinmişlik ve suskunluktan da yararlanılarak hızla gündeme getirildi.

HÜKÜMETE BAĞLI YENİ ORDU


Aydınlık Dergisi’nin 7.11.2010 günlü sayısında yayımlanan Levent Ak imzalı yazıya göre bunlardan ilki, sınırların “Hükümet’e bağlı yeni bir ordu” ile korunması tasarımıdır. Bunun için “Sınır Muhafaza Genel Müdürlüğü ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı” (SMGM) hazırlanmış ve görüşünü bildirmesi için Genelkurmay Başkanlığı’na gönderilmiştir.

TSK ve dolayısıyla Türkiye üzerinde oynanan oyunu anlayabilmek için, Tasarı ile neler getirildiğine yakından bakılması gerekir.

Tasarı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı ile Jandarma Genel Komutanlığı tümüyle İçişleri Bakanlığı’na bağlanmakta; TSK ile askeri ilişkileri kesilmektedir.

Bunun yaratacağı sonucu değerlendirirken, her iki kuvvetin NATO’ya bağlı olmayan kuvvet olduklarını gözden ırak bulundurmamak gerekir.

Tasarıyla, İçişleri Bakanlığı’na dolayısıyla Hükümet’e doğrudan bağlı Sınır Muhafaza Genel Müdürlüğü kurulmakta, sınır güvenliği ve iç güvenlikteki yetkileri TSK’nin elinden alınmaktadır. Daha doğru bir anlatımla “yeni bir ordu” yaratılmaktadır.

Tasarıya göre, önce Sahil Güvenlik Komutanlığı kaldırılmakta; bu Komutanlığın tüm silah, malzeme ve personeli SMGM’ye devredilmektedir.

TSK, zaman içinde kademeli olarak sınırlardan çekilmekte; sınırları koruma işlevi SMGM’ne bırakılmaktadır.

Yunanistan-Bulgaristan sınırındaki görev değişimi için 2015, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan sınırları için 2017, Suriye sınırı için 2018 hedef yıl olarak öngörülmektedir. TSK’nin İran ve Irak sınırlarındaki, yani riskli bölgelerdeki görevi ise, Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenecek tarihe kadar sürecektir.

Sınır ötesi harekat, tasarı yasalaştırıldıktan sonra SMGM inisiyatifinde gerçekleştirilecektir. Bu, o tarihten sonra yapılacak sınır ötesi operasyonlarda, TSK’nin SMGM şemsiyesi altına gireceği anlamına gelmektedir.

SMGM, yargıç kararı olmadan dinleme yapabilecek, Türkiye genelinde operasyonel faaliyet yürütebilecektir.

SGMG’ye alınacak yeni ordu personeli, Polis Akademisi’nde eğitilecektir. Astsubay Meslek Yüksek Okullarında, SMGM adına öğrenci okutabilecektir.

Böylece, TSK dışında, doğrudan Hükümet’e bağlı, operasyonel gücü yüksek yeni bir askeri güvenlik gücü yapılanması ortaya çıkarılmaktadır.

35. MADDE

İkincisi ise, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesi ve Milli Güvenlik Kurulu ile ilgilidir. Bu konuda, her zaman olduğu gibi yine Avrupa Birliği’nden yardım alınmıştır. Bu yardımın istek üzerine olduğu gözlerden kaçırılmamalıdır. Ortak çıkarlar bu desteğin verilmesini kolaylaştırmaktadır.

AB’nin tüm istekleri alt alta yazıldığında, Sevr Antlaşması benzeri bir tablo ortaya çıktığı unutulmamalıdır.

Bilindiği gibi, AB 2009 İlerleme raporunda, “Emniyet, asayiş ve destek birimleriyle ilgili olarak imzalanan 1997 EMASYA gizli protokolü hala yürürlüktedir. Protokol, sivil makamların talebi olmaksızın, iç güvenlik nedeniyle askeri operasyonların yapılmasını olanaklı kılmaktadır” saptaması yapılarak, EMASYA protokolünün kaldırılması istenilmiş ve protokol hemen kaldırılmıştı.

Şimdi de, AB 2010 İlerleme Raporunda, İç Hizmet Yasası’nın üzerinde durulmakta ve şöyle denilmektedir:

“Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlerini tarif eden ve askerlere siyasete müdahil olacak biçimde geniş bir hareket alanı sağlayan bir madde içeren TSK İç Hizmet Yasası’nda değişiklik yapılmamıştır. Milli Güvenlik Kurulu Yasası ise yoruma bağlı olarak neredeyse tüm siyasi alanları kapsayacak geniş bir güvenlik kavramı içermektedir.” (Cumhuriyet, 14.11.2010, Barkın Şık)

Yani, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhuriyeti koruma görevini kaldırın ve MGK’nun iç güvenlik işlevini daraltın ki, ortalık karşı devrimcilerle cemaat ve tarikatlara kalsın.

Haydi hayırlısı… “Bindik bir alamete….”

Bülent SERİM - 15.11.2010 - Odatv.com

Son Yazılar