İdeolijiler Karşıtlarını Dönüştürerek İlerlerler

“Yeni” ile etiketlendirilerek yönlendirildiğimiz ambalajlama sürecinde, özgürlükler alanının boşaltıcılarının kendilerini “özgürlükçü” olarak tanımlamalarına hiç şaşırmamalı. Günümüz totalitarizmi yerleşik meşruluk kalıplarını kırarak, kendi meşruluklarını dayatmanın yolunu söylemsel anlamda “yeni” ile açmaya çalışıyor.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni var eden temel felsefenin meşruluk temelinin törpülenerek inceltilişine seyircilik ediyoruz bir süredir. 80 yılda yapılandırdıklarımızı, 10 yıl içinde aşındıran zihniyetin saldığı korku ile baskılanan toplumun kaygı katsayısı artarken, korku ile sindirenlerin cüret ve cesareti artıyor. Laik Cumhuriyet’e meydan okuyanların kadın başı üzerinden doladıkları siyasal simgenin küçük kız çocuklarının başlarına kadar uzanışı tartışma başlığı olduysa eğer, “Türkiye İran olmaz” önermesi ile kendini rahatlatanların rehavet uykusunu bozmak gerekiyor.

“Yeni” ile yenilenmiyoruz… Eskide bıraktıklarımıza dört nala bir koşu içindeyiz. Toplum görüntülerle teskin edilirken, karşı ideoloji her geçen gün mevzi kazanıyor. Atatürk’ün sahiplendiği görüntülerin bolca yansıtıldığı anma günlerinde, Atatürk üzerine konuşmaların çoğaltıldığı ve satır aralarında “İkinci Cumhuriyet” özlemlerinin sıkıştırıldığı mesajlarının verildiği “tartışma (!)” programlarının sayısının da arttığını gözden kaçırmadık. Dolaylı, sistematik bir sorgulama, karalama propagandası sürdürülüyor uzunca bir süredir. Tam da anma gününde birisi soruyor: “Birinci Cumhuriyet bitti, ikincisi başladı diyebilecek cesaret var mı?…” Soruyor gibi söyleme cesaretini bulmuş olmuyor mu?!…

Bugün Türkiye’yi “yeni”leme adı altında rejimi başkalaştırmaya soyunan zihniyetin oyununu bozmanın tek yolu, Türkiye’yi modernleştiren kurumları sıkıca sahiplenmekten geçiyor. Laiklikliğin ürkekçe, çekingence dile getirileceği değil, tam tersine sıkıca sahiplenilmesi gereken bir süreçten geçiyor Türkiye. Laikliğin zemini aşındırıldıkça rejimin temeli o kadar zayıflatılıyor. “Katı laiklik”, “laikçilik” suçlaması ile baskılandıkça, dincilik yolu ile İslamın siyasallaştırılmasının yolu açılmakta!…

Yeni Türkiye, yeni ekonomi, yeni Kemalizm, yeni anayasa, derken, yeni CHP telkinleri ile karşılaşmaya başladık. Devlet kuran partinin devletin kurucu felsefesinin dışına çekilmesi ile AKP’yi frenleyen bir güç olabileceği telkinlerinin AKP övgücülerinden geliyor oluşu süreci doğru okumak için yeterli. AKP karşısında O’nu frenleyecek güç değil, “kolaylaştırıcı” isteniyor ve bu giysi yenileterek yenilmesi planlanan CHP’ye giydirilmeye çalışılıyor. Çünkü sistemi tutan ideolojiyi savunan kişi ve kurumların tasfiyesi kadar yer tutuyor AKP. Kendisi olarak başlangıçta rejimin marjinali iken, şimdi rejimi sahiplenenleri marjinalleştirme çabasına girişmesinde bugün CHP’yi “yeni” parantezine sıkıştırma telkinlerini üretenlerin payı yok mu?

Graham Fuller’ın Lesser ile birlikte kaleme aldığı “Kuşatılanlar” adlı kitabında Batı’nın önündeki kilit meselenin şu olduğu yazılı: “İslamcı hükümetler bir kez iktidara geldikten sonra, özellikle Batı karşısında ne tür politikalar benimseyebilir?…İslamcı hükümetlerin iktidardayken kazanacakları karakter, büyük ölçüde iktidara nasıl gelmiş olduklarına bağlıdır: Sandıkla mı, silahla mı, barikatlarla mı? İktidarları mutlak mıdır, yoksa anayasa ve kurumlarla sınırlanmış mıdır? Hangi İslamcılar’dır iktidara gelenler? Liderler kimlerdir ve kişilikleri nasıldır? Radikal birer ideolog mudurlar, yoksa pragmatik politikacı mı? Yeni hükümetin durumu sağlam mıdır?…. İslamcılar iktidara gelmeden önce ekonomik, siyasal ve sosyal durum ne ölçüde umutsuz olmuştur? Söz konusu olan hangi ülkedir; tarihsel, kültürel ve jeopolitik mirası nedir?” Bu satırlar size neler düşündürttü?

Batı’nın kendi ilerleyişi açısından hükümetlere getirilenlerin profilini sorgulayan bu soruların benzerlerinin birleşik bir muhalefet hareketi örgütlenerek Türkiye’de de sorulması ve karşı stratejilerin oluşturulması için hala geç değil. Türkiye’nin önceliklerinin ne olduğu sorusuna yukarıdaki sorulara yenilerini ekleyerek yanıt vermesi en çok ana muhalefet partisi CHP’den bekleniyor.

İdeolojiler karşıtlarının kendilerini sürüklediği noktada karşıtların söylemlerini kuşanarak ilerlemezler; karşıtlarını dönüştürerek ilerlerler.

Bugünün İslamcılarının Atatürk’ü ve rejimi sahipleniyor görüntüsü içinde ilerliyor olması, kavram ve kurumların içini boşaltmaları nedeniyledir. Kendilerini görünür kıldıkları simgeleri sahiplenerek onların oyununu tersine çevirmeyi düşünmek, görünürlüklerinin içini doldurmak anlamına gelir. Türban konusunun ilkokul çocuklarına kadar uzandığı zemini yaratan stratejideki bu çarpıklık değil midir?

Gelin “yeni” anayasa yapalım denildiğinde, çağıranların anayasasını onaylamasanız da parçası haline gelmiş olmuyor musunuz? Oyunu aynı kurallar içinde oynamak tersine çevirmek değil; tam tersine içini doldurmaktır. İslami kuşatma ancak direnişle aşılabilir. Direnişin örgütleneceği zeminlerin “yeni” ile kaydırılmasını frenlemek hepimizin görevidir. “Yeni” tuzağına düşmememiz için, Modern Türkiye’nin kurucusu olan, program ve ilkeleri ile bu alanda toplumun tüm beklenti ve umutlarının yığıldığı en güçlü kurum olarak CHP bu görevin en güçlü adresidir. Saat 9.05’te kendiliğinden saygı ve sevgiyle Atasına sahip çıkan halkın beklentileri doğru okunduğunda Batılıların Türkiye’yi nasıl bir İslami yönetimle kuşatacakları planları ve hevesleri kursaklarında kalacaktır.

Kurumların “yeni” kavramı ile içlerinin boşaltılması üzerinden İkinci Cumhuriyet, “Yeni” Cumhuriyet adı ile pazarlanırken, Türkiye’nin CHP ideolojisine ve Atatürkçü anlayışı diriltmeye her zamankinden daha çok gereksinimi var.

Tülay ÖZÜERMAN - 13 Kasım 2010 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar