abd koridoruna sokulan kama

“ABD Koridoru"na sokulan kama çıkarılmamalıdır!

Ortadoğu’daki gelişmeler herkesin malumu.

Önce Irak’ta başlayan sonra Suriye’ye sıçrayan iç savaş hala devam ediyor. İç savaş demişken, dış aktörlerin yoğun şekilde ve fiili olarak karıştığı bir mücadele söz konusu.

Buradaki iç mücadele, Türkiye’nin pek çok nedenden dolayı, iç sorunu haline gelmiştir. Sadece Suriye’den, iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3 milyon insanın varlığı bile çok ciddi bir sorun olarak ortada durmaktadır.

Türkiye, bölgeden kaynaklı  yeni  ve kendisini de hedef alan bir IŞİD terörüyle tanışmıştır. PKK’nın uzantısı olan ve ABD’nin “kara gücüm” dediği PYD’den kaynaklı terör tehdidinin ülkemizde geldiği nokta da oldukça sarsıcıdır. Son günlerde özellikle patlayıcı yüklü araçlarla yapılan ve daha çok can kaybına sebep olacak şekilde planlanan saldırılar dikkat çekicidir.

Geçen yıl yaz aylarında başlayan, yaklaşık bir yıla yakın devam eden Güneydoğu’daki şehirlerimizde pek çok asker ve polisimizin şehit olmasına sebep olan şehir savaşlarına baktığınız zaman iç politikanın yanı sıra Suriye’den de kaynaklanan nedenlerle karşılaşabiliyorsunuz. Örneğin patlayıcıların büyük bir kısmının Suriye’den geldiğini biliyoruz.

Ayrıca Başta Ayn El Arap (Kobani) olmak üzere yoğun bir biçimde Şehir savaşlarının geçtiği yerlerde çatışmaya giden çok sayıda Güneydoğulu genç vardır. O gençler oralarda şehir savaşı pratiği kazanmışlar; bu tecrübeyi ülkemizde, Cizre ve Sur başta olmak üzere pek çok kentimizde hayata geçirmişlerdir. Bu süreç özellikle gençlerin etnik kimlik temelinde daha radikal bir tavra doğru evrilmelerine sebep olmuş, Türkiye’ye bağlılıkları daha da zayıflamıştır.

FETÖ'NÜN VARLIĞI DİĞERLERİNDEN DAHA FAZLA ÖNEM ARZ ETMEKTEDİR!

Bunlar bir yana, Türkiye’de bunların ötesinde tehlike arz eden devletin kurumlarının tamamına sızarak bütün kritik yerleri ele geçirmiş ve 15 Temmuz günü kanlı bir darbe girişiminde bulunan kısa adı FETÖ olan terör örgütünün varlığı belki de diğerlerinden fazla önem arz etmektedir.

Bu örgütün özellikle 15 Temmuz gecesi yaptıkları yapacaklarının da göstergesiydi. Başaramadılar… Arkalarında ABD’nin olduğuyla ilgili oldukça dikkat çekici veriler vardı.

Kanlı kalkışmanın hemen ertesinde ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Joseph Votel, kalkışma sonrası tutuklananlar için bakın ne dedi; “ABD ordusu, TSK içindeki yakın müttefiklerini kaybetti. Gelecekteki ilişkilerimiz adına endişeliyim.”

ABD, Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper da, “Türkiye’deki girişim sonucunda muhataplarımızın çoğu tutuklandı. Türkiye’deki Ulusal Güvenlik Ağı bütünüyle etkilendi. Bu durum ABD’nin Ortadoğu stratejisini daha da zorlaştıracaktır” diye konuştu.

Tabi kanlı kalkışma gecesi, CIA’nın Ortadoğu masası eski şefi ve Fetullah Gülen’in ABD’deki koruyucu meleği Graham Fuller’in ve yine eski CIA ajanı Henry Barkey’in İstanbul’da olması; ABD’nin Irak savaşından sonra ilk defa iki uçak gemisini birden kalkışmadan hemen önce Doğu Akdeniz’e göndermesi; Kıbrıs ve Romanya’da bulunan üslerdeki askeri hareketlilik de dikkat çekicidir.

Acaba Türkiye’de olası bir iç savaş mı bekleniyordu? Çıkması umulan bir iç savaşa müdahale mi edilecekti? Bilmiyorum…

Şu bir gerçek ki, 15 Temmuz sonrası Türkiye ABD’ye belki bu zamana kadar görülmemiş en sert tepkiyi verdi. Türkiye, “Köprüleri atacağım” demesinin blöf olmadığını muhatabına göstermek adına ciddi adımlar attı. Hemen Rusya ve İran ile temaslar sıklaştı. Erdoğan, geçtiğimiz günlerde Putin ile görüşmek üzere Rusya’ya gitti. İki ülke arasında çeşitli anlaşmaların yapıldığı basına yansıdı.

Bu arada başta ABD olmak üzere, batı dünyasına çok sert mesajlar verilmeye devam ediyordu. Bu mesajların, geçmişte iç politikaya dönük genel geçer “dostlar alış verişte görsün” şeklinde mesajlardan çok farklı ve ciddi olduğu görülüyordu. Cumhurbaşkanı’nın Rusya ziyareti ve iki ülke liderinin orada verdiği mesajlar, Türkiye’nin Uluslararası ilişkilerde çok sert bir makas değişikliğine evrilebileceğinin bir göstergesiydi. Bıçak kemiğe dayanmıştı.

Tam bunlar yaşanırken; bu ayın 23’ünde, Türkiye’nin ikazına rağmen “FETÖ okullarını kapatmayacağım” diye Türkiye’ye bir nevi rest çeken Barzani, 24’ünde de ABD başkan yardımcısı John Biden Ankara’daydı.

Barzani okulları kapatmak için düğmeye basacağını ifade etti. Belli ki, bu ziyaret Bidon’ın gelişiyle ilintiliydi. Ankara’dan bir nevi özür dileniyordu.

Biden, Ankara’da vali yardımcısı tarafından karşılandı. Bu da sert bir mesaj olarak algılandı. Ankara bu konuda ilk defa böylesine kararlı bir tutum sergiliyordu. Biden, klasik ABD şımarıklığı içinde üstten bakma modundan çok, alttan alma yaklaşımı içindeydi. Göreceli mahcup tavır, o rahat gözüken vücut diline ister istemez yansıyordu.

Ziyaret sırasında söyledikleri en özetinden; “15 Temmuz’da yapılanlar kabul edilemez, kınıyoruz; Türkiye’nin ABD’den daha iyi dostu yoktur ve ABD Türkiye’yi destekler; Türk halkının cesaretle sokağa dökülmesi hayran olunacak bir durum, onlar yardım isterlerse her zaman yardım ederiz.”

Buna karşılık hem Cumhurbaşkanı’nın hem Başbakan’ın “Türkiye güney sınırında yeni bir Kürt oluşumuna müsaade etmeyecek; PYD terörist bir oluşumdur, ABD bunu bilmelidir” dediler. Her ikisinin de vücut dili çok sertti.

Biden’ın, Ankara’ya geldiği günün sabahında Cerablus’a operasyon başlamıştı. Belli ki Türkiye; Rusya, İran ve dolaylı olarak da Suriye ile mutabakat sağlamıştı. ABD’de muhtemelen dünyadaki pozisyonu bozdurmamak, amiyane tabirle “karizmayı çizdirmemek” için operasyonu desteklediğini açıkladı.

Ayrıca Biden, Fırat’ın batısına geçen PYD unsurlarının desteklenmeyeceğini açıklıyordu. Garipti gerçekten. NATO üyesi Türkiye aylardır “Fırat’ın batısı kırmızı çizgimiz” demesine rağmen NATO’nun büyük abisi ABD bu güne kadar hiç oralı olmamıştı. Biden, bu gelişmeler doğrultusunda bir şey daha söyledi “PYD hemen Fırat’ın doğusuna çekilsin!”

Şimdi şartlar değişmiş, ABD istemese de Türkiye’nin operasyonuna zorunlu olarak destek veriyor, Suriye’deki “kara kuvveti” PYD’yi Fırat’ın doğusuna çekilmesi için ikaz ediyordu.

*** *** ***

Türkiye kırmızı çizgisinde bu sefer gerçekten kararlı gözüküyor. Umarım bu yaklaşımı aynı şekilde devam eder. Ama elbette bunun bir karşılığı olacak. Buna hepimiz hazır olalım.

Geçtiğimiz haftalarda IŞİD’in, Gaziantep’te çoğunluğu Pervarili “Kurmançi” vatandaşlarımızdan oluşan bir düğün evinde yaptığı katliam; Güneydoğu’da PKK’nın artan bombalı araç saldırıları ve bunun yanı sıra Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan ölümcül suikast; Türkiye’de istikrarsızlığın artırılacağını, kargaşa kazanının altındaki ateşin, benzin dökülerek daha da harlandırılacağını okumak gerekir.

Bundan sonra çeşitli suikastlar, etnik ve mezhepsel temelde yapılması olası eylemler sonrası ortaya çıkabilecek kargaşa ortamının, ülkenin yönetilemez hale gelmesi ve dış müdahaleye kapı aralaması göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur.

Burada “kuklacı” rolündeki devletlerin kuklası durumundaki terör örgütlerinin, eylemlerinin birbirinden bağımsız olmadığını, eş zamanlı, hatta birbiriyle koordineli hareket edebileceklerini düşünmek gerekir. FETÖ’nün, hala devletin çeşitli kademelerinde varlığını ciddi biçimde sürdürdüğünü düşünürsek; onların hem kendilerinin, hem IŞİD ve PKK vb. örgütlere verecekleri desteklerle yapacakları çok ciddi ve farklı biçimlerdeki eylemlerin olası olduğunu düşünmek sanırım kâhin olmayı gerektirmez.

Bu nedenle toplumun bütün kesimlerinin itidalli davranması, tahriklere kapılmaması her zamankinden çok daha fazla önem kazanmıştır.

İçerde bunlar olurken; ABD’nin, kendi planları doğrultusunda, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin Türkiye’yi güneyden kuşatıcı “Kürt, daha doğru deyimle ABD koridoruna”, Cerablus’da sokulan kama asla çıkartılmamalıdır.

ABD’nin BOP projesi kapsamında bölgede sınırları değiştirmek ve öncelikli olarak Irak’ın kuzeyindeki Barzani’ye devlet kurdurmak istediği malumdur. Bu devletin en önemli görevi, İsrail’in bölgede daha rahat hareket etmesini sağlamak maksadıyla onu uzaktan savunmaktır. Kurulacak böylesi bir devletin; ilk maksatla paralel olarak, Türk, İran ve Arap dünyasının ortasında her seferinde onları rahatsız edebileceği de ortadır. Böylesi bir devletin uzun süreli yaşaması için denize açılması da önem arz etmektedir.

İşte Cerablus’a sokulan kama, aynı zamanda bu maksatlarla kurulacak bir devletin denize açılımını engelleyerek onun güçlü biçimde sahneye çıkmasının da önüne geçecektir.

O koridora sokulan kama, aynı zamanda kararlılığımızın göstergesi olması açısından da büyük önem taşımaktadır.

Her şey bir yana bütün bu gelişmelere bakıldığında; bölgemizde artık tarihin çok hızlı aktığı, her geçen ayın, günün, hatta saatin bile önemli olduğu, her geçen sürenin büyük değişiklikleri beraberinde getirebileceği görülmektedir.  28 Ağustos 2016

Mustafa ÖNSEL - 30 Ağustos 2016 - Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Clear

23°C

Istanbul