tam bagimsiz turkiye225 

Gençlerimizin  İşsizlik Çıkmazı ve Ne Yapmalıyız?

Hükümet, gençlerimizin  İşsizlik oranının Temmuz ayında  yüzde  % 17.4 gibi vahim bir seviyeye ulaştığını açıkladı ! 

Peki bu durumda ne yapmalıyız ?!

Madem ki mevcut (ve acıklı) halimiz bu kadar dibe vurmuş durumda, o zaman bize de aklımızı başımıza alıp, içine tıkıldığımız bu durumdan, bu kara 'kapandan'  nasıl kurtulup kendi rotamızı çizeceğimizi düşünmemiz kalıyor...milletce ve vatanca acilen bir 'durum analizi yapmak zorundayız !

Başka bir deyimle..  (başta İngiltere ve 18'inci yüzyıldan beri onun sahibi olan (Zionistler ve fiziki üsleri İSRAİL olmak üzere, AB, NATO ve ABD'nin, yani ) 'BATI'nın bize dayatmakta olduğu, bizi  içerisine tıkmaya çabaladıkları bu Emper-Siyonist  Labirint'in, bu tabutun duvarlarını, kapaklarını parçalayarak, temiz havaya nasıl ulaşıp, kendimize gelip, öz ve esaslı çıkış yolumuzu kazacağımızı, döşeyeceğimizi belirlememiz şarttır!

Bunu nasıl başarabiliriz ?  Başımıza örmüş oldukları sahte duvarları, kalıpları kırarak ve kendi aklımızı, mantığımızı kendi lehimize devreye sokarak başlayabiliriz !

Önce, oturup eniyle boyuyla karşılaştığımız (daha doğrusu, kadıtlı ve planlı biçimde karşılaştırıldığımız) durumu, yolumuza döşenen tuzakları, engelleri masaya yatırıp mantığımızı kullanarak inceleyip belirlememiz gerekmektedir...hemen de ardından, bu ölümcül çıkmazın içinden kurtulmanın muhtemel yollarını irdeleyip, tartıp bunlara odaklanmamız gerekmektedir.   

Mevcut tüm şartları, olasılıkları ve bunların karşısında elimizdeki kartları karşılaştırıp değerlendirerek çıkış yolumuzu tespit etmeye konulmalıyız.  Bunu yaptığımızda, en sağlıklı, en hesaplı, ve daha da önemlisi en kalıcı çözümleri ve bunlara ulaşmanın en kestirme yolları ortaya çıkacaktır.

Örneğin:  

Hükümetimize (!)  göre, şu an ülkemizdeki genel "İşsizlik Oranı" yüzde % 9.4 tırmanmış durumda...ama bunun daha da vahimi, geleceğimizi temsil eden gençliğimizin 'işsizlik oranı' çene düşürecek yüzde % 17.4 seviyesindedir!  Bu astronomik rakkam sadece çok büyük bir israf ve ziyan değil, birliğinde toplumumuza yansıyacak ve çoğu baştan kestirilemeyeceğimiz ve çaresizlikten kaynaklanan (intiharlardan, suç işlemelerine, terör gruplarına katılımlardan aile yapılarının alt-üst olmasına)...bir yığın yıkıcı yan etkiler yaratıp, milletimizin önüne çok ağır faturalar koyacaktır.

Peki, madem içinde bulunduğumuz durum bu kadar vahim, oturup, ağlayıp dizlerimizi dövüp yakınmak yerine, tüm enerjimizi pozitif ve uygulanabilir çözümlere odaklamak zorundayız.

Çözüm önerisi:

Mesela, bu dinamik ama atıl durumda bekletilip harcanmakta olan  gençlerimizi Tarım alanına yönlendirilebiliriz.

Bunu yaparsak şayet, bu altında bulunduğumuz yoğun sosyo-ekonomik düşman taaruzuna karşı çok önemli bir ana ve ön cephe ve barikat oluşturmuş oluruz.  

Hatırlayalım: 1960'lı yıllarda kendi kendinle yetinen, tüm gıda ihtiyaçlarını bünyesinde karşılayıp tüm halkını rahatca besleyebilen, yeryüzündeki sadece 6-7 adet nadir ve şanslı ülkeden biriydik !  Bugün ise, et'ten samana en basit ihtiyaçlarımızı bile, dışarıdan uygulanmakta olan sinsi, planlı operasyonlar sonucunda her yönden dişa bağımlı bir topluma dönüştürüldük.

Çözüm kolay aslında...örneğin, derhal Devletin sağa sola savurduğu kaynaklarımızı doğru yönlendirerek, yoğun desteğini sağlayarak, yurt çapında ciddi  'Tarım Kooperatifleri' kurabiliriz..  çiftcilerimizin, maddi sıkıntıları ve yoğun borçlarından ötürü sağlayamadıkları 'ucuz insan gücü' transferini sağlayabiliriz. Örneğin, çiftcilerimiz işsizliğin yüzde % 17.4'ünü oluşturan  gençlerimize barınacak ortam ve gıda geresinimlerini karşılayarak onlara istihdam ortamı sağlayabilirler. Bunun karşılığında, işsiz gençlerimiz çiftcilerimize bilgilerini ve bedenlerini sunarak onlara tarım alanlarında işbirliği yapabilirler. Bunun neticesinde sağlanan üretim ve hasılattan doğan gelir ve kârlar, aralarında adil oranlarda paylaşılabilir. Her iki kesim birbirinin bilgisini, tecrubesini ve beden gücünü birleştirerek hem kendilerinin,  hem acıklı durumdaki tarım sektörümüzün hem de tüm vatanımızın tekrar canlanması ve kalkınmasını sağlayarak, şu an atıl olan bu büyük gücu tetikleyip, sinerji yaratıp büyük ziyanları bertaraf edilebilirler... bu arada dostluk, kardeşlik ve bu değişik sosyo-ekonomik kesimlerin harmanlanmasıyla oluşacak ahenk ve uyum tüm kesimlere ve vatana çok büyük bir katma değer sağlar...tekrar kendi ayaklarımızın üştünde durmamızı sağlar.

Yukarıdaki önerilere ilaveten, fuzuli "aracılar, komisyoncular, kabzımallar asgariye indirilerek, çiftciler ile nihai tüketiciler arasındaki kopukluktan faydalanan haksız zincirler kırılarak direkt bir hat oluşturulabilir. Devletimiz ucuz, uzun vadeli faizsiz kredi ve/veya hibe yoluyla bu çiftçi ve gençlerimizin ortaklıklarını destekleyerek onlara kendi traktörlerini, nakliye araçlarını, işleme makinalarını edinme ve yerel pazarlar kurmaları için imkan ve olanak yaratılabilir. Böylece, aradaki büyük ziyan ve israf ortadan kaldırılarak gelirin, kârın büyük kısmı aracı tüccarların değil,  direkt emeklerinin karşılığını alamayan  çiftci ve genç işsizlerimizin keselerine yönlendirilebilir.  Ortadan kaldırılmış olan haksız kazancın önemli bir bölümü böylece daha uygun fiyatlar şeklinde zor durumdaki halkımızın kesesine de yansımış olur.

Bu noktada, bizi hiç bir koşulda içine almaya niyeti olmayan, sadece "köpek" gibi kapısının önüne zincirleyip sömürmeye devam etmeye niyetinde olan AB ile uyum yerine 'uyumsuzluk' içine girme şansını yakalamış oluruz. Onların bize ihrac ettikleri, dayatmakta oldukları, boğazlarımızdan aşağı tıktıkları yaş sebze, meyva, et, balık ve bir çok diğer genetetik modifikasyona uğramış sağlıksız besinlerinin (!) ithalatının önünü keserek bağımsız ve sağlıklı nesiller yetiştirme imkanına tekrar yakalamış oluruz. Bunun üzerine, kontra-'taarifler uygulamaya sokarak, ithalat yasakları getirerek yerli, organik gıda sanayimizi şahlandırıp koruma altına alabiliriz. Artık bundan sonra 'sağlıklı beslenme' imkanınasahip olabilmek için kıvranan Batı halkları bizim tabii ürünlerimize kavuşabilmek için kendi hükümetlerine baskı yapmaya başlarlar.  

Vatanımıza ve topraklarımıza bizi yok etmek amacıyla sızıp yerleşmiş olan yüzlerce (sözde) 'Sivil Toplum Kuruluşları' (yani STK'lar) incelemeye alınarak, nihai sahip ve finansörleri tespit edilerek ayıklanıp (gerektiği yerde) kapatılabilir ya da sınır dışı edilebilir.

Ana arterlerimize zerk etmekte oldukları en büyük kanserlere gelince...

Çiftcilerimizi ve köylülerimizi perişan eden, doğal su ve toprak kaynaklarını (ve kaynaklarımızı) adeta gasp etmekte olan  (başta uluslarası BECHTEL gibi devasa uluslararası şirketlerin kurdukları ve kurmakta oldukları şeytani HES'ler (Hidro-Elektrik Santrallar) ve hepimizi topluca zehirleyen, tarımımıza tarif edilemez zararlar veren, öldüren (başta dev MONSANTO olmak üzere), GMO (genetik yapısı modifiye edilmiş (sözde 'gıdalar') ürettiren sahte İsrail tohumu üreticisi bu şirketler ve topraklarımızı talan edip kasten işlevsiz ve verimsiz hale getiren bu aynı firmaların ürettikleri kimyasal ve kanerojen ('Round-up' gibi) zehirli tarım ilaçları derhal yasaklanıp,  engellenerek ülkemizden def edilebilir.  

Gerek insanoğlunun tümünü, gerekse de herhangi bir hedef aldıkları milleti sinsice esir düşürmenin en sessiz (!) kestirme, kalıcı yolu onun yaşamsal 'Su' ve 'Tarım'  kaynaklarını gasp edip kontrol altına almaktır... işte bu anonim, uluslarası faaliyet'te bulunan sanayi devletin temel var olma nedenleri ve amaçları budur...bizleri bağımlı, esir, köleler topluluklarına dönüştürüp sömürmektir.  Derhal UYANALIM ve önlem alalım...bunun vakti çoktan geldi ve geçti bile !

Yukarıdakilere ilaveten, hayati önem arz eden gerek askeri, gerekse diğer sanayi ve tarımsal alanlarda dışa bağımlılığımızı asgari düzeye indirmekten başka bir şansımız yok ! Tüm uluslararası ihalelerde, tedariklerde ve dışarıdan teknoloji satın alma kararlarımızda temel şart olarak bunların ardındaki teknolojilerin de tarafımıza aktarılması ödün vermeksizin en ön şartımız olmak durumundadır...aksi taktirde bu kısır döngünün içinde hapsolup, göbekten bağlı ve çaresiz birnbiçimde debelenmeye devam ederiz.

En büyük 'kara veba' olan ve tüm yer küremizi dev, saldırgan bir ahtapot gibi sarıp vantuzlarıyla canımızı emip bizleri boğmakta olan bu sözde "Anonim" şirketler ile ilgili kanunlar yoğun bir titizlikle revizyondan geçirilerek bu 'sorumsuzluk' statüleri ortadan kaldırılmalı, çünkü bu 'yapı' sadece kötülük yapanların ardında gizlendikler ve sorumluluktan kaçtıkları bir 'Şeytan icadı ve kalkanı'ndan başka birşey değildir..

Hatta, böyle bir uygulama tüm dünya'da şimdiye kadar uygulamaya sokulmuş olsaydı ve her birey aldığı karalar ve yaptığı kötülüklerden şahsen ve bizzat sorumlu tutulup hesap vermek zorunda kalsaydı, şeffaf bir ortamda topluma afişe edilseydi, dünyadaki savaşların, zülümün, kötülüklerin yüzde %90'ı baştan engellenmiş olurdu.

"Anonim Şirket" demek: sorumluluktan muafiyet demektir.. bu belalı kalkanın arkasıdından her türlü kötülüğün yapılmasına kapı açmak ve imkan tanımak demektir.. bu 'böl-çarpıştır-yönet' şablonu gibi, Emper-Siyonistlerin icadıdır ve en önemli silahlarındandır.

Tüm bunların da üstüne...Atatürk'ün KÖY ENSTÜTÜLERİ derhal toprak altından çıkartılıp, tozu alınıp, canlandırılıp,  vatanımızın her bir köşesine bir an evvel tekrar inşaa edilip yayılmalıdır. Köy Ensitülerimize uygulanan kıyım Cumhuriyet tarihimizde (şimdiye dek*) maaruz kaldığımız en büyük ve en sinsi darbelerin, sabotajların başında gelir !

(* 'Şimdiye dek' demenin sebebi ise aşağıdaki 'son söz' ile açıklanabilir) :

Tarihi ASKERİ OKULLARIMIZ, GATA'mız, AKINCILAR ÜSSÜ'müz ve de T.C. Ana Yasamızı ihlal ederek sinsice yürürlüğe sokulan tüm hain ('torba' KHK' adı altında bize dayatılan (sözde) 'yasalar'  yoluyla milli varlıklarımızı gasp etmeye kalkışan , bu milli değerlerimizi, güvencemizi lav eden, gayri-milli  kıyımlar derhal dondurularak tersine çevirilmeleri.  Bu zaaruri ve vaz geçilmez bir şarttır. Bunlar derhal iptal edilmeli ve tüm bu kurumlar eski ve milli statülerine kavuşturulmalıdır !

Milli gelirimizle, halkımızın emek ve teriyle yoktan var edilmiş bu ve özelikle de PTT, Ulaştırma, Telekomünikasyon, Demiryolları, Karayolları ve hele hele SU İDARESİ gibi HAYATİ ve STRATEJİK (mirasımız ve MİLLİ varlıklarımız hiç bir vatan haini, köstebek, geçici merci tarafından özelleştirilip, buharlaştırılıp ona buna ve özellikle de maşası oldukları yabancı düşman odaklara peş keş edilemez. Bu gibi girişimlerde bulunan her merci derhal 'vatan düşmanı' ilan edilmeli ve bu gibi teşebbüslerden sorumlu olan tüm hainler "vatana ihanet' suçlamasıyla halk nezdinde hesap vermek zoruna getirilmelidir.  

Zalim ve eli kanlı emperyalist kriminal odaklar ve onların topraklarımızda barınma yüzsüzlüğüne sahip olan İÇ-İş Birlikcilerinin doymak bilmez pençelerinden sıyrılmak ve bu köle zincirlerini kopartıp kurtulmak tüm geçmiş şehitlerimize ve tüm gelecek nesillerimize vefa borcumuz olmakla birlikte  ancak yukarıda sıralanan radikal adımların tez biçimde ve  ödün vermeksizin, cesurca atılıp tatbik edilmeleriyle mümkün olabilir..başka yolu yoktur, tüm vatansever eller taşın altına !

Öncelikle 'Milli bir yönetime ihtiyacımız var!  Bizi dağıtıp, savurup, eritip, yok eden, düşmanın yemek sofrasına sunan  gayri-milli bir hükümet ve onun sahte (sözde) muhalifet denilen köstebek yardakcılarıyla yol almak mümkün değildir. Milletce, ilk adım olarak bunu algılayıp, idrak edip kabullenip topluca ve bireysel bazda harekete geçmek zorundayız..bu her (gerçek) vatandaşın kendisine, ailesine ve vatanına borcu ve görevidir !

Tanrı  bu Cumhuriyeti korusun ve özgür kılsın ... biz de bir köşesinden sıkıca tutup ona destek olalım..aksi taktirde, bizde istek görmezse, bizim korunmayı hak etmediğimizi düşünüp daha azimli görünen düşmana yem eder.  

Cem Hayrullah ÖZBUDUN - 17 Ağustos 2016

Son Yazılar

Mostly cloudy

12°C

Istanbul