amerikadaki imam225

Gülen’in ABD’de kalma şansı kalmadı!

CIAmaat’in başarısız darbe giriminden sonra her gün FETÖ ile yatıp, FETÖ ile kalkmaya başladık. TV programlarına katılan yorumcuların cevaplayamadıkları temelde birkaç soru var:

- Madem Cemaat, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmek istiyordu, peki o zaman niçin bütün imkânlarını ülke içinde kullanmadı da, dünyanın 120 ülkesinde binlerce okul açmak için büyük kaynaklar ayırdı?

- Ayrıca, Özal’dan, Çiller’e kadar sıralı bütün siyasetçiler bu okulların açılmasına niçin destek verdiler?

Bu sorulara cevap verebilmek için Cemaatin kim tarafından ve ne maksatla büyütülüp, kullanıldığını anlamak gerek

MÜSLÜMAN MİSYONERLİĞİ PROJESİ!

ABD’nin,1979’da Afganistan tuzağı ile yürürlüğe koyduğu Sovyetleri “çevreleme ve geriletme” politikası başarılı olmuş ve Sovyetler Birliği 1991’de dağılmıştı. Sovyetlerin dağılmasıyla ortaya çıkan 15 bağımsız devletten, 7’si Müslüman ve Türk kökenine sahip halklardan oluşmaktaydı. Sovyetlerden geriye kalan Rusya Federasyonunun içinde de yaklaşık 22 milyon Müslüman’ın yaşadığı özerk bölgeler mevcuttu. Ayrıca Çin’in Sincan Uygur Özerk bölgesinde de Müslüman ve Türk kökenli çok önemli bir nüfus vardı. Orta Asya olarak adlandırılan bu bölge, sahip olduğu çok zengin petrol, doğal gaz ve maden kaynakları açısından önümüzdeki yüzyılın küresel mücadelesini belirleyecek stratejik bir öneme sahipti.

Bu konuda Obama’nın danışmanlığını da yapan ZbigniewBrzezinski, Büyük Satranç Tahtası isimli kitabında; “Amerika için jeopolitik büyük ödül Avrasya’dır… Amerika’nın küresel liderliği doğrudan doğruya Avrasya Kıtasındaki üstünlüğüne ve etkinliğine bağlıdır… Amerika’nın öncelikli çıkarı, herhangi bir gücün bu jeopolitik bölgeyi tek başına kontrol etmesini engellemek ve her hangi bir küresel topluluğun finansal ve ekonomik açıdan engelsiz bir şekilde bu bölgeye ulaşmasını önlemektir.” diye yazıyordu.

Bölgedeki Türk Cumhuriyetleri, Rusya’dan bağımsızlıklarını kazanmalarına rağmen, denize çıkışları olmadığından yine Moskova’ya bağımlı durumdaydılar. Bu ülkelerin ekonomileri, Sovyetler döneminde Rusya’ya bağımlı şekilde inşa edilmişti. Okullarda çoğunlukla Rusça eğitim alan bölge insanı, neredeyse kendi dillerini unutmuştu. Komünist sistemin Sovyet İnsanı yetiştirme idealleri, bölge halklarını dini inançlarından uzaklaştırmış ve neredeyse etnik kimliklerinin kaybolmasına sebep olmuştu. Yaklaşık 70 yıl Sovyet kültüründe yaşamış olan bölgenin, Rusya’nın kendisini toparlamasıyla tekrar Moskova’nın güdümüne girmesi kaçınılmaz gözüküyordu.

Bölge insanı etnik köken olarak Türk, dini inanç açıdan ise Müslüman kimliğini taşıyordu. O halde yapılması gereken bölge insanın Türk ve Müslüman kimliğini yeniden inşa etmekti. Böylece bölge ülkeleri kültürel kimlik olarak Rusya’dan uzaklaşacaklardı. Fakat ABD tek başına Türk milliyetçiliği ve Müslüman Misyonerliği yapamazdı.Sonuç olarak bu görev Türkiye’ye verildi ve taşeron firma olarak da Fetullah Gülen Hareketi seçildi.

UĞUR MUMCU KEŞFİNİ HAYATIYLA ÖDEDİ...

Cemaat’in kaderini değiştiren fırsat, 8 Nisan 1988 günü doğmuştu. İstanbul’da Doğu Türkistan Vakfı tarafından düzenlenen “1. Milletlerarası Türkistan Kültür ve Tarih Semineri”nin katılımcıların birisi de yıllarca Ankara’da “CIA İstasyon Şefi” olarak çalışmış Paul Henze idi.

Uğur Mumcu “Rabıta ve CIA” başlıklı makalesinde bu konudan bahsediyor; ABD’nin Sovyetleri yıkmak için içindeki Müslüman azınlığı kullanmayı planladığını ve bu iş için Türkiye’yi maşa olarak seçtiğini yazıyordu. Ne yazık ki Müslüman misyonerliği projesini ilk keşfeden isim olarak bedelini hayatı ile ödedi.

Artık Devlet’te hâkim görüş; “Türk İslam Sentezi”ydi. “Ariyatik’ten Çin Seddi’ne kadar Türk hâkimiyeti” sloganı,herkesin çok hoşuna gitmişti. O dönemde Devlet, neye hizmet ettiğinin farkında olmadan siyasetçisinden, istihbarat kuruluşlarına kadar tüm unsurlarıyla bu projeyi destekledi.

Türki Cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını kazanmasıyla birlikte, bu ülkeleri Fetullah Gülen okulları sarmaya başladı. Güya insanlara unuttukları İslam dini, Türk kimlikleri ve Türkçe öğretiliyordu. Sayıları artan bu okulların finansmanı içinde bir yöntem bulunmuştu. Türkiye’de toplanan himmetler ve kurulan şirketlerin karları CIA projesini bedavadan finanse etmeye başlamıştı. Proje o kadar başarılı oldu ki, sonrasında Balkanlar ve Afrika’ya da yayılmasına karar verildi.

FETULLAH GÜLEN HAREKETİ BİR İSTİKRARSIZLAŞTIRMA PROJESİDİR: ASLİ HEDEF; ÇİN VE RUSYA!

Gülen okullarında yetişen “altın nesil”, zamanı geldiğinde ülkelerinin yönetimini ele geçirecek, böylece “Kâinat’ın İmamı” bütün Müslümanlara hükmedecek ve sonunda tüm dünyayı cennete çevirecekti.

Beyinleri yıkanarak at gözlüğü takılan “altın neslin” bilmediği bir şey vardı: Misyonerlik faaliyeti, hangi dini inanış ile ve hangi ülkede yapılırsa yapılsın, hedef ülkede bölünme ve iç karışıklıklarla sonuçlanır. Biz bu filmi Osmanlı’nın parçalanmasında seyretmiştik. ABD, İngiltere ve Fransa tarafından yapılan Hristiyan Misyonerliği faaliyetlerinin etkisiyle, İmparatorlukta yaşayan Sırp, Rum ve Emeni gibi birçok etnik grup isyan ederek önce istikrarsızlıklar yaratmış ve sonra da birer birer dış güçlerin desteğiyle Osmanlıdan koparılmıştı.

Şimdi Gülen hareketinin faaliyet gösterdiği ülkelere baktığınızda, hemen hemen hepsinin içerisinde farklı din ve mezhepten topluluklar barındırdığını görürsünüz. Misyonerlik faaliyetleri ülkede ayrıcalıklı bir grup yaratır. Bu grup, kendi çıkarlarını maksimize etmek ve amacına ulaşmak için sözde dini inançları adına her yolu dener ve her türlü kötülüğü göz kırpmadan yapabilir. CIA, Gülen Hareketini bu prensip çerçevesinde kullanıyordu. CIA’nın günümüzdeki en önemli hedefi; Gülen Hareketinin yönetimleri ele geçirme mücadelesi neticesinde, başta Kazakistan olmak üzere, bütün Orta Asya bölgesini istikrarsızlaştırmasını sağlamak ve böylece Rusya ile Çin arasındaki enerji ve ticaret yollarını kesmekti.

Rus uçağını FETÖ üyelerinin düşürmesi neticesinde, planlandığı gibi Türkiye-Rusya ilişkileri bozulmuştu. Varşova Zirvesi sonrası, NATO da Rusya’yı yeniden tehdit ve düşman olarak tanımlamıştı. Bu denklemde Rusya’dan tehdit algılayan Türkiye, NATO’ya, yani ABD’ye muhtaç olacak, yukarıda uzunuzun anlattığımız plan bir şekilde yürümeye devam edecekti. Ankara’nın beklenmedik şekilde keskin bir dış politika değişikliği yaparak Rusya ile yeniden barışması, tüm hesapları altüst ederek Amerikan derin devletini zamansız bir darbeye mecbur etti.

BU DENKLEMDE GÜLEN’İN ABD’DE KALMA ŞANSI KALMAMIŞTIR!

Geldiğimiz noktada bu sefer “onların çocukları” başarısız olunca,hem 40 yıllık Müslüman Misyonerliği projesini bitirdiler, hem de dini maske arkasındaki kirli emperyal hedefi açık ettiler. Şimdi CIA’nın Türkiye eski istasyon şefi Graham Fuller, Büyük Ortadoğu Projesi haritasını çizen Yarbay Ralph Peters ve Ortadoğu Uzmanı Henri Barkey gibi isimler, projeyi en azından diğer ülkelerde devam ettirebilmek için ABD yöneticilerine Gülen’i teslim etmeme konusunda baskıyapacaklar.

Bakın Erdoğan 9 Ağustos’ta Putin ile görüşmeye gidiyor. Amerikan derin devletinin bu yöndeki çabaları Türkiye ile Rusya’yı stratejik müttefik olmaya zorlar.

Tarzan zorda; bu denklemde Gülen’in ABD’de kalma şansı kalmamıştır;  ya iade edecekler ya da…

Osman BAŞIBÜYÜK - 28 Temmuz 2016 - Odatv

Son Yazılar

Showers

9°C

Istanbul