multeci akini 

Suriyeli kardeşlerden vatandaş olur mu?

2 Temmuz tarihinde yaptığı günlük konuşmasında Erdoğan, Cumhurbaşkanı sıfatıyla 24 yıl önceki Sivas Katliamına hiç değinmedi.

Zaman aşımına uğratılan bu dosya sanırım Erdoğan için çoktan kapatılmış olmalı ki değinmedi. Dava zaman aşımıyla sona erdiğinde ““milletimize hayırlı olsun”  diyen Erdoğan’ın umarım bir değinmesi vardır da gözümüzden kaçmıştır, diyerek bir kez daha internet taraması yapmama karşın tek cümle yoktu, ama Suriyelilere vatandaşlık hakkına dair konuşması vardı.

Suriyeliler için “. Kardeşlerimizin içinde inanıyorum ki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak isteyenler var. Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığımızın attığı adımlar var. Ellerinden geleni bakanlığımız oluşturduğu bir ofisle takip etmek suretiyle bu kardeşlerimize vatandaşlık imkânını vereceğiz. “ (1)diyordu.

Lakin Sivas’taki yarayı görmeyen Erdoğan’ın 2 Temmuz’da sarf ettiği “PYD'li bir terörist DAEŞ'li bir teröristten çok daha ileri bir teröristtir.”(2) cümlesinden hareket ettiğimizde  terörün, teröristin sınıflandırılabileceğini de gördüğümüz gibi ABD’nin nasıl “iyi çocuklar ve kötü çocukları “ varsa başkalarının da olabileceğini öğreniyoruz.

Teröre kurban olmanın ilerisi gerisi olur mu!

Erdoğan’ın “Her zaman söylüyorum, burada bir kez daha tekrar edeyim, bizim ülke olarak resmi sınırlarımız başkadır, gönül sınırlarımız başkadır. “(3) dediği sınırlarda 24 yıl önce insanlar diri diri yakılmıştır. Zaman aşımına uğratılan dosyadan kan sızmaktadır. Bu yarayı hiç kimsenin başta devlet adamlarının unutmaya hakkı yoktur. Şayet bu sınırlar gerçekten geniş gönül sınırlarıysa…

Böylesine büyük göçlerde sadece devlet erkânının değil, halkın gönül sınırları öne çıkar. Çünkü komşu olarak aynı sokağı, aynı çatıyı paylaşacak onlardır. Sosyal, kültürel ve ekonomik olarak etkilenecek onlardır. Nüfusumuzun nerdeyse 20’de birine isabet eden bir göç dalgasıyla karşı karşıyayız. Avrupa, bunun çok altındaki rakamları bile makul görmeyerek kendi elleriyle oluşturdukları bu nüfusu bize aktarmışlardır. Çünkü sosyokültürel değişikliklere bu hız ve oranda bir mülteci akınına Avrupa seçmeninin tahammülü yoktur. Bağlı oldukları emperyalist düzen neticesi bu insanlar yerlerinden edilmiş olsa bile sembolik düzeyde kontrol edilebilir, sosyokültürel değişikliklere neden olmayacak oran ve nitelikte mülteci kabul etmişlerdir.
Çözüm, Türkiye’nin kapıları açmasında mıdır?

Çözüm: Suriye ve bölge ülkeleri arasındadır. Üzerinde durulması gereken budur.

Ancak bu mülteciler gerçekten samimi midir? Bir de buna bakmak gerekir.

Bayram öncesi ekranlara düşen; sınır kapılarında bayramlaşmak için Suriye’ye giden mültecilerdi. Akrabalarını görecek, bayramlaşacaklardı.

Özgürlüğü şüpheli olsa da Özgür Suriye Ordusunun elindeki bölgelere mi gidiyorlardı bu şahıslar?  ÖSO’un elindeki bölge çok dar olduğuna göre ihtimal o ki PYD ya da Esat kuvvetlerinin olduğu yerlere de gidiyorlar. PYD bölgesine gidiyorlarsa “ileri terörist” bölgesine gidiyorlar. Dikkatle takip edilmesi gerekir, bu noktada. Gidenlerin PYD ile de bir çelişkileri yok demektir.

IŞİD bölgesine girdikleri düşünüldüğünde tablo yine aynı.

Geriye Erdoğan’ın,Kilis’te “ Biz kendisiyle ailece görüşüyorduk, hatta "herhalde baban gibi olmazsın" diyordum, gülüyordu. Ama demek ki iki dünyası vardı. Gerçek dünyasını bizden gizliyordu. İşte şu 6 yıl içinde gerçek dünyası ortaya çıktı. “ (4) dediği Esat Kuvvet alanı kalıyor ki bu durumda orayla siyasi çelişkisi olmayan bir mülteci kitlesi çıkıyor. Aynı zaman da göçlerine neden olacak iki ayrı dünyalı Esat olmadığı da…  

Esat kimseyi kandırmamış yani…

Bayramlaşma gibi olmasa da olur bir nedenle kendilerine terör uygulanabilecek bir bölgeye; savaş alanına hangi akılla gidilir ki…

Sokaklarda genç Suriyeli erkekler görüyoruz. Esat zulüm ediyor diye isyan edip, tarafını belirlememiş ya da emperyalizm nasıl benim yurduma müdahale edebilir diye hesaplaşmasını erteleyip, ortak bir cephede savaşmayı düşünmemiş erkekler. Vatanlarını müdafaa etmek yerine sıvışıp gelmişler. Cinsel gücü arttırıyor diye bebek mamasına hücum eden mülteci kampında mama bırakmayan erkekler.

Vatanını savunmaktan imtina edenlerden vatandaş olur mu?

Eş ve çocuklarını sığınmacı olarak güvenli adreslere teslim ettikten sonra koşup, yurt kavgası yapmak üzere cephe tutamayanların kendi öz yurduna yar olmayanların bize yar olmayacağı kesinken; bu vatandaşlık hakkı acaba ulusal kurtuluş savaşı vermiş bir halkın gönül sınırları dâhilinde midir?

Yasalarımıza göre zorunlu askerlik gündeme geldiğinde bir de utanmazlığın vesikası olarak bedelli askerlik mi yaptırılacak bu adamlara!

Bunların Esat ile meselesi yok aslında. Emperyalizmin ayak kokularını bahane ederek yurtlarını terk etmelerinin temeli yakın vadede ekonomik olarak tatmin bulacakları bir ülkeye göç etmek ve aynı zamanda İslami baskı alanından da uzaklaşmak. Hiç biri Müslüman Malezya’ya, Singapur’a gitmek istemiyor. Hayallerinin birinci ülkesi Türkiye bile değil.

Göçmenliğin uzak vadeli refleks alanı ise beklenen kuraklıktı. Bu noktada Ankara’nın güneyi de bu kuraklık kuşağına 30 yıl gibi bir sürede girecek diye Prof. Dr. Kenan Demirkol yazdı söyledi: “Türkiye Avrupa için tampon bölge”

Bize dahi dar gelecek bir iklime karşı uyarılarda bulunuyordu. Ama Avrupa karar vermişti, tampon bölge Türkiye’ydi.    Küresel ısınma nedeniyle Avrupa’nın çoktan beklediği bir göç hareketi söz konusuydu. Tedbirler alınıyor, demir duvarlar, Avrupa’nın doğusuna aşamalı olarak örülüyordu.

Kürt koridoru ile bu göç, erken takvimle zuhur etti. Suriye’nin seçkini, aydını bu nedenle daha kuzeye ve güçlü ekonomilere göçmek istiyor. Bu isteğin kerametini bilmese de diğer alt kültür tabakaları da aydınların istikametini izlemenin doğru olacağını refleks olarak görmektedir.  

Türkiye için ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlara yol açmış ve açacak, Türkiye’nin demografisini değiştirebilecek bu mülteci akınını kimileri de yeni seçmen rezervi olarak görmektedir. Suriyeli hekimlere tanınması söz konusu olan ayrıcalıklar da tam bu noktadadır. Nemalandırılmış, bağımlılaştırılmış kanaat önderleriyle vatandaşlık sonrası oyların kitlesel akışını sağlamak diye okunması gereken bir imtiyaz hali olup olmadığı tartışılmalıdır. Çünkü sağlık alanı bu konuda verimlidir.  Ancak Türk hekimlerinin mesleki alanları daraltılmış olacaktır.

Sadece sağlık alanında değil birçok alanda bir daralma söz konusudur. Bu nedenle bu orandaki göçlerden ekonomik, kültürel, sosyal olarak tepki duyanları hesaba katmak gerek. AB’de kalıp, kalmamak için nasıl referandum düşünülüyorsa bu oranda bir vatandaşlığın sağlanması için de bir referandum düşünülmelidir.

Bakalım “gönül sınırlarımız” nedir?

Politika hele dış politika romantik eğilimlerle yapılmaz. Halkın romantik değil, gerçekçi tutumu belirleyici olacaktır. Bir referandumla bunun anlaşılmasına aslında gerek yok. Çünkü ortada bir tepki var. Suriye daha doğrusu Kürt koridoruyla başlayan kitlesel katliamlar var. Teröristin “ilerisi de gerisi de “ can almaktadır.

Reçete bellidir:

Rusya’dan sonra Suriye ve bölge devletleriyle işbirliği geliştirilmelidir. Ancak bunun böyle olmayacağını Erdoğan’ın

“Madem ateşin kaynağı Suriye'dedir, öyleyse doğrudan bu meselenin çözümüne ulaşmalıyız.

Mevcut rejimin Suriye halkını bir arada tutma kabiliyeti kalmamıştır.

Bu gerçeği herkesin görmesi ve kabul etmesi gerekir. Yapılması gereken Suriye halkının tamamının taleplerini karşılayacak yeni bir yönetimin süratle oluşturulmasıdır.”(5) 

sözlerinden anlaşılmaktadır.

Bu sözler, aynı zamanda verilmesine hazırlanılan “vatandaşlığın” da gerekçesi olacaktır. Çünkü bölünmüşlük barış demek değildir. Zenginlikse; hiç değildir. Bu durumda Suriyeli göçü azalmayacak, artacak demektir ki bu Türkiye’nin tamamen aleyhine bir politika olacaktır.

Şimdi bu yazıya mülteciliğe karşılıktan dem vurup, ayrımcılığa uzanan yaftalar, kulplar takılacaktır. Bunlardan ürküp, susmaksa; yarının hakkını verememek olacaktır. Kürt koridoru planının bir parçası olarak bu insanların terörize edildiğini söylememek; barışın adresini göstermemek olacaktır.

Bu adresin tarifiyse bölge ülkeleri işbirliğinde bölünmemiş bir Suriye olduğu ve bunun Türkiye’nin de bütünlüğü olduğunu söylemektir. İnsani değerler diye söze gireceklere önce batının tutumunu değerlendirmelerini tavsiye ederim. ABD’nin hiç olmazsa Kürt Koridoru hatırına mülteci davet etmezken;susmak olmaz.

Suriye’ye ateşi taşıyanlar, körükleyenler, Kürt koridorundan bize ne düşer hesabını yapanlar onlar.

Maraş’ta, Malatya’da, Mamak’ta, Gazi Mahallesinde ayak izleri olanlar da onlar.

Bizden kutlanası bayramları esirgeyenler de…

Kutlanası bayramlara, merhaba demek dileklerimle.

Yener ORUÇ - 04 Temmuz 2016 - Ulusal Kanal

(1,2,3,4,5) http://t24.com.tr/haber/erdogan-suriye-konusunda-6-yil-once-neredeysek-bugun-de-ayni-yerdeyiz,348276

Son Yazılar

Rain

10°C

Istanbul