ufuk soylemez3

Yoksullaştıran büyüme, fakirleştiren ihracat!

Nasrettin Hoca’nın yaptığı ticaret misali, maksat ihracat olsun, dostlar alışverişte görsün...

Türk ekonomisi, katma değeri yetersiz, emek yoğun, düşük teknoloji ağırlıklı ürünlerin imalatı ve ihracatı ile ekonomilerde “ender” rastlanan yeni bir tuzağa doğru sürükleniyor.

Buna “yoksullaştıran büyüme” deniliyor.

Hint asıllı iktisatçı, J. Bhagwati’nin “Fakirleştiren Büyüme” (immiserizing growth) teorisine göre, fakir-gelişmekte olan ve fakat ne hikmetse bir türlü gelişemeyen-ülkelerdeki ekonomik büyümenin aslında bu ülkelerin zararına sonuçlara mal olabileceği öne sürülüyor.

Buna göre ekonomik büyüme belli şartlara bağlı olarak dış ticaret hadlerinin bozulmasına neden olabiliyor.

İşte bu “yoksullaştıran büyümeden” bahsedebilmek için, o ülkenin ithalata çok fazla bağımlı olması, buna karşın ihraç malı arzında büyümeye dayalı önemli artışlar olmalıdır. Bu durum süreç içinde dış ticaret hadlerini bozacaktır.

Türkiye örneğine dönersek; Tarımsal ürünlerde -zaman zaman gördüğümüz- aşırı üretim sonucunda fiyatı düşen, maliyetini bile karşılayamayan ürünlerde, malların dökülmesi, yakılması, tarlada çürümeye terk edilmesi vb yoksullaştıran büyümenin bir örneğidir.

Öte yandan son zamanlarda Ermeni Soykırımı iddialarına yataklık yapan Almanya ile olan ihracatımız da bu “yoksullaştıran büyüme ve fakirleştiren ihracata” tipik bir örnektir.

Almanya’dan, en fazla ithal edilen ürünler; Mercedes, Audi, BMW, iş makineleri, elektrik ve elektronik eşyalar, kimyasal ürünler, optik, tıbbi cihaz ve makinelerin ithalatı 15 milyar dolar civarındayken, Türkiye’den en çok yapılan başlıca ihracat kalemleri ise, meyve-sebze, tekstil ürünleri, giyim eşyası vb olup bunların ihracatı 5 milyar doları bile bulmamaktadır.

Almanya ile toplam ihracatımızın 2015 itibariyle 13.4 milyar dolar iken, toplam ithalatımızın 21.4 milyar dolar olarak gerçekleşmiş olması da bunun bir başka kanıtıdır.

Türkiye özellikle başta Almanya olmak üzere, yurtdışına miktar ve kilogram bazında daha çok ve ucuza mal satıyor.

Karşılığında ise, hem ihracat gelirleri artmıyor, hem de ileri teknolojili pahalı ürünler ile ara mal ve lüks tüketim malları ithalatı ile dış ticaret açığı vermeyi sürdürüyor.

Daha önceki yazılarımda da değindiğim Türkiye’nin imalat sanayinde kullandığı teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret dengesi bu gerçeğin başka bir tablosunu yansıtıyor.

Türkiye’nin 2015 yılında yaptığı ihracatın sadece yüzde 3.7’si “ileri teknoloji” içeren ürünlerden oluşuyor. Hâlbuki ithalatının içindeki ileri teknoloji içeren ürünlerin payı yüzde 16 dolayında, yani 4 katı.

Gelin görün ki, bunlara kafa yorması, çözüm ve politika üretmesi gerekirken, TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) geçen gün yaptığı toplantıda, Cumhurbaşkanı ve iktidardan “yeni Anayasa” istediler. Geçmişte “Eskimolara bile buz satabilen” ihracatçılarımızın derdi meğerse “yeni Anayasaymış.” Sözün bittiği yer burası olmalı.

Ama siz bunları pek de dert etmeyin. Çünkü iktidar zihniyeti, her yere imam hatip açarak, bir gün herkesi imam yapmaya ve her yerin hatiplerle dolu olmasına büyük bir azimle gayret gösteriyor.

Kim bilir, böylece ileri teknoloji, Ar-Ge, nano teknoloji, bilim, robot ve uzay araştırmalarında ülkemize çağ atlatacak, bilimde, sanatta, kültürde dünyaya parmak ısırtacak nesiller yetişecek.

TİM’in istediği “yeni Anayasa” ve açılan yüzlerce imam hatip mektebi sayesinde belki de ne ihracat sorunumuz, ne işsizlik meselemiz, ne de fakirlikten eser kalmayacak.

Ne dersiniz?

Ufuk SÖYLEMEZ - 07 Haziran 2016 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul