mehmet yuva3

Şam’a yıldırım düştü!

Stratejik derin kâbus Davutoğlu dönemi henüz bitmiş değil.

Bin Davut ve Dışişleri Bakanlığı’na musallat olmuş yoldaşlarının ektiği pek zararlı sırf sorun yabani otlarının temizlenmesi elzem ancak kolay olmayacak. Lakin bu tahakkuk olmadan Türk dış politikasının Ankara ve bölge merkezli inşa edilmesi kolay olmayacak. Hayır, başta Suriye ve Irak olmak üzere bölgemizi yakan cehennem ateşinin yegâne sorumlusu olarak sadece Bin Davut ve şürekâsını itham etmiyoruz. Meseleyi vahşi kapitalist sistemden, Türkiye’nin bağımlı sosyo-ekonomik-güvenlik durumundan, 70 senedir ayağına, yüreğine, beynine vurulmuş Anglo-Amerikan-İsrail prangalarından, Erdoğan’ın inşa etmek istediği tek parti tek lider rejiminden mücerret (soyut) değerlendirmiyoruz.

Erdoğan devleti ve toplumu tek parti sistemiyle yönetmek istiyor. Daha önce birkaç kez ifade ettik. Tekrar yazalım. Erdoğan bu sistemin başkanlık nizamıyla başbuğu ve mutlak lideri olmak istiyor. Giderse çok şey kaybedeceğini biliyor. Bu sebeple sultasını canhıraş savunuyor. Ölümüne de savunacak. Etrafında Brutüs tehdidi oluşturacak hiçbir varlığa izin vermiyor.

Bölgemiz gerçeğinde bu tarz sistemlerin kısa ve hatta orta vadede ülkeye çok önemli kazanımlar sağladığı tarihi örneklerle varittir. Merkezi kararlarla birçok projenin, bürokratik makinenin paslı dişlerine takılmadan, çok hızlı gerçekleştiği görülmüştür.Ancak bu tür sistemler, tarihi misyonunu tamamladıktan sonra, aynı kararlılıkla dönüşmez ve demokrasinin önünü açmazsa, son merhalede ülkenin ulaşacağı nokta, rüşvet, fesat, daha çok bürokrasi, ispiyonculuk, ekonomik durgunluk ve yoksulluk trendinin arşa ulaşması, mutlak sultanın sağladığı narsisizm ve en nihayet faşizmdir.

Mutlak sultasını oluşturabilmeniz için rakiplerinizi, düşmanlarınızı veya düşman olabileceği ihtimali olanları potansiyel tehlike olarak görür ve yok edersiniz. Sınıflı toplumlarda sultayı kontrol eden zümre veya sınıfın kendisine ve yandaşlarına siyasi ve iktisadi imtiyaz tanırken yönetilen üzerinde karabasan gibi çöktüğünü, diktatörlük kurduğunu biliyoruz.

Erdoğan mutlak saltanat istiyor. Gücü yettiği takdirde, bir zamanlar onu kollayıp destekleyenleri, omuz verenleri, üzerinden teker teker atacak. Suriye’nin sihirli kelime olduğunu, yükselen ve yok olan devletler ile siyasilerin kaderini belirleyen coğrafyanın ismi olduğunu senelerdir anlatıyoruz. Kibir abidelerine anlatamadık. Ülke ve bölge koşulları sizi öyle bir noktaya savurur ki feleğinizi şaşırırsınız. Erdoğan’ın feleği şaşkın. Rusya, İran, Çin’e muhtaç. Bu kapıların anahtarını açan kilit ise Suriye. Ve Erdoğan en nihayet yol ayırımda kararını vermek zorunda olacak.

Kendisini Ulaştırma Bakanı sıfatıyla ilk kez Ekim 2007’de tanıdım. Esad’ın Türkiye’ye yaptığı ziyaret esnasında Türkiye’ye vardığımız ilk lahzadan son güne kadar bize refakat etti. Marmaray tüneline ilk kez kendisiyle girdik. Tuzla’da, Kalkavanlara ait olan Sedef Tersanesi’ni ziyaret ettik. Esad, tersanenin yaptığı “Murat K” adlı geminin uğurlama törenine de katıldı. Geminin denize indirilmesi start emrini Esad verdi. Kaptan, Türkiye-Suriye bayraklarını sallayarak Vira Bismillah çekti. Fenerbahçe’nin Kadıköy’e inşa ettiği yeni stadyumun ilk misafirleri Esad ve Yıldırım’dı. Başkan Aziz Yıldırım Fenerbahçe 100.üncu yıl onuruna bir numara formayı Esad’a hediye etti. FB TV canlı yayınına misafir olduk. Daha sonraki yıllarda ya Türkiye ya da Suriye’de Binali Yıldırım ile hoş vakitler geçirdik. Yüzü her daim tebessüm ederdi.

Nihayet kardeş Esad Esed, bahar-i ilişkiler ekşi limoni oldu. Erdoğan masayı devirdi ama Esad’ı deviremedi. Yıldırım, Suriye ve Esad konusuna getirim zaviyesinden yaklaştı. Ne de olsa rant siyasetinde uzmandı. Binali Yıldırım, Türkiye’nin yeni Başbakanı. Yıldırım düşünce iki şey olurmuş. Ya yakar kül eder ya da kıymet-i harbiyesi yüksek ruhani kırmızı cıvayı üretirmiş. Bakalım Şam’a hangi tür Yıldırım düşecek?

Mehmet YUVA - 22 Mayıs 2016 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Partly cloudy

26°C

Istanbul