uyan egemenligine sahip cik2

Nasıl Bir Türkiye?

Türk Milletinin Değerli Evlatları,

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hemen konuya gireceğim; Nasıl bir Türkiye?

Ülkemizin içine düşürüldüğü durumu, Hükümetin Çözüm Sürecindeki politika değişikliğini ve Nasıl bir Türkiye özlemi içinde olduğumu, hiçbir Kurum ve Kuruluş ile bağlantım olmadığından ancak kişisel tespit ve değerlendirmelerim olarak ortaya koyacağım. Bununla beraber, sizlerin de görüşlerime katılacağınız beklentisi içinde olduğumu ifade etmeliyim.

Maalesef, şu anda güzel Ülkemiz, süratle uçuruma doğru sürüklenmektedir. Uçurum nedir?

Uçurum; Özerk Kürdistan’ın kurulmasına imkân sağlamak üzere Üniter Devletin dağılarak Federasyon veya benzeri bir sistemin kurulması ve/ veya laikliğin ortadan kaldırılarak Ülkemizin

Din Devletine dönüştürülmesidir. Kısa ve öz olarak ifade ediyorum: Uçurumun dibinde, Özerk Kürdistan ve Din Devleti vardır.

Üzülerek görüyorum ki, İktidar ve Muhalefetteki Siyasilerin büyük çoğunluğu bilerek veya bilmeyerek, Ülkenin uçuruma doğru gidişine yardımcı olmakta, en azından bu felakete gidişi engellemek için yeterli bir çaba göstermemektedir. Milletvekili olabilmek için, kişisel çıkarlar Ülke çıkarlarının; iktidar olabilmek için ise, Parti çıkarları Ülke çıkarlarının üzerinde tutulmaktadır.

Maalesef, bunun hemen hemen hiç istisnası yoktur.

Diğer taraftan, Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emanet ettiği çağdaş ve laik Cumhuriyete sahip çıkanlar susturulmakta, çaresiz bırakılmakta ve artık TBMM’de bile temsil edilememektedir. Gerçek bir muhalefetin oluşumunun engellenmesi konusunda İktidar ve Muhalefet adeta görünmez bir işbirliği içindedir.

Şu anda, İktidar ve Muhalefetin bir diğer ortak özelliği de halka karşı devamlı yalan söylemeleri ve işlerine gelmeyen düşünce ve faaliyetlerini Halktan gizlemeleridir. Yalan söylemek siyaseten normaldir algısı yaratılarak Türk Milletinin ahlakı ile adeta alay edilmektedir. Bu konuda da İktidar ve Muhalefetin birbirinden farkı yoktur.

PKK Terör Örgütü ile yemin billah görüşmedik diyen Hükümetin Oslo görüşme tutanakları ortaya çıktıktan sonraki pişkinliği demokrasilerde nasıl izah edilebilir?

Peki, Muhalefet; Cumhurbaşkanlığına aday gösterdikleri Sn. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu nasıl belirlediklerini bilmemizi niçin istemiyor olabilir? Kapalı kapılar ardında neler dönüyor, bilmiyoruz.

Bir taraftan Atatürk’ün Partisiyiz deyip çağdaş ve laik Atatürkçülerin oylarına talip olanların; diğer taraftan, Türk Milleti kavramına bile sahip çıkmayan, Özerklik Şartını tanıyacağını ilan eden ve değiştik artık 1930’ların partisi değiliz diye övünenlere ne demeli?

Türk Milletinin Değerli Evlatları,

Ülkemizin şu anki durumunun nedeninin, Küresel Güçlerin uygulamaya koyduğu BOP’nin olduğu artık apaçık ortaya çıkmıştır. Merak ediyorum, bu projenin Eş Başkanlığı ile övünenler, bizleri güzel şeyler bekliyor diyenler, düştükleri ve de Ülkeyi düşürdükleri bu tuzağın bedelini bir şekilde ödeyeceklerini düşünmüyorlar mı?

Sizce, Kuvvetler ayrılığının sadece kâğıt üzerinde kaldığı, tamamı Taraflı olan Medya ve Operasyonlarla dizayn edilmiş Gerçek dışı Muhalefetin oluşturduğu Demokrasilerde daha doğrusu Olmayan Demokrasilerde seçimlerde alınan Oy Oranı neyi göstermektedir? Bana göre, Hükümetin; Akıl Hocaları ile işbirliği içinde Muhalefet, Medya ve Üst Düzey Bürokratları ne derece başarı ile dizayn ve kontrol edebildiğinin ve Halkın ne derece aldatıldığının bir göstergesidir.

“Büyük yenilgilerini bile, yaptığı propagandalar ile birer destan gibi gösterebilen bir Devlet düşünebiliyor musunuz? Bunu düşünen ve bugünleri 70 yıl önceden öngörerek, 1984 adlı siyasi romanı ile, adeta bizleri ikaz eden George Orwell’in öngörüsünü takdir etmemek mümkün mü?

Türk Milletinin Değerli Evlatları,

BOP nedir? Bölgemiz ile ilgili, yine kısa ve öz olarak ifade ediyorum: ÖZERK KÜRDİSTAN ve ŞİİLER ÇEVRESİNDE SÜNNİ KUŞAKTIR.

Küresel Güçler, işte bu projeye Evet diyerek işbirliği yapabilecekleri siyasiler aramış ve bölgedeki sorunları “Millet değil Ümmet” düşüncesi ile çözeceğini zanneden Müslüman Kardeşler ve Osmanlı özentisi içindeki Hükümet iktidara getirilmiştir.

Hükümetin her istediğini yapabilmesi için, işe önce askerden başlanmış; kendi askeri Halkına düşman gibi gösterilmiş, başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere birçok General, Amiral ve subayların hapse girmesiyle, Ülkedeki her kişi, kurum ve kuruluşa korku salınmış; hiç kimse artık sesini çıkaramaz hale gelmiştir.

TSK’ne kumpas kurulurken, Muhalefet ve Medya üzerinde de operasyonlar yapılmış, Yargı da kontrol altına alınarak Ülke BOP uygulamalarına hazır hale getirilmiştir.

Böylece, Hükümet, artık en küçük bir demokratik tepki bile beklemeksizin, her istediğini yapabilir duruma gelmiştir.

Hükümet bu kumpas ve operasyonlara başlarken, sinsice, “Askeri Darbelere Karşıyız” sloganını kullanarak Muhalefet ve Medyayı da yanına çekmiş; sonra onları “Kendi Askerine Karşı” bir duruma sürüklemiştir.

Hükümet bugün de benzer bir sloganı kullanarak tarafları yanına çekmeye çalışmaktadır. Bugünkü sloganları ise “Bu bir Darbe Anayasasıdır, özgür bir Anayasa yapalım” dır. Bu slogan kulağa çok hoş gelmektedir. Ancak varmak istedikleri nokta, zaten üçte ikisi değiştirilmiş olan Anayasanın “İlk 4 maddesini değiştirmektir”. Maalesef Ana Muhalefet Partisi bu slogana kanmış ve Anayasa TBMM’ne böyle bir yetki vermediği halde tamamen yasa dışı olan Yeni Anayasa Yapma Çalışmalarına katılmıştır.

“Askeri Darbelere karşıyız” sloganının arkasına takılıp Hükümetin bu manevrasına kanan ve zamanında gerekli tepkiyi göstermeyenler; TSK’ne ve de esasen Türkiye’ye kurulan kumpas suçuna bir ölçüde ortak olmuşlardır. Bu nednenle, kendilerini az/ çok suçlu hisseden herkes, bugün dahi Kumpas konusunda sessizliğini korumakta ve ortada Yüce Divanlık bir Suç olduğu halde sorumlulardan hesap sorulamamaktadır.

TSK’ne kurulan kumpas ile Küresel Güçlerin amaçladıkları, ancak Eş Başkanların muhtemelen sonradan fark ettikleri sonuçlardan en önemlisi ise; onlarca yılını kaybeden Deniz Kuvvetlerinin lokomotiflik yaptığı Savunma Sanayiine de darbe vurulması ve Türkiye’nin Bölgesel Güç  olmaktan bir süreliğine vazgeçmek zorunda bırakılması olmuştur.

uyan egemenligine sahip cik

Türk Milletinin Değerli Evlatları,

Siyasilerin her istediğini özgürce ve kontrola gerek olmaksızın yapması için TSK’dan sonra şüphesiz ki sıra Medya’ya gelmiştir.

Hükümetin yaptığı faaliyetlere herhangi bir tepkinin oluşmaması için “Taraf Olmayan Bertaraf Olur” sloganı ile Medya baskı altına alınmıştır. Telefonla aldıkları talimatları uygulayan Yayın Yönetmenleri mi suçludur, yoksa talimatı verenler mi? Biz tartışa duralım, ama bilindiği halde seslendirilemeyen bir gerçek var, o da “Ülkemizde Demokrasinin kırıntısının bile kalmadığı”dır. Maalesef, Hükümete taraf olmadığını zannettiğimiz bazı Televizyon Kanalları ve Gazeteler de kendi Partilerinin Sözcüsü durumuna gelmiş, hatta çok tenkit ettikleri Hükümete benzer şekilde, kendi Partileri içindeki muhalefete dahi söz hakkı tanımamışlardır. Şunu açıklıkla söyleyebilirim ki; Halkımızın haber alma özgürlüğü tamamen ortadan kalkmıştır. Tarafsızlığına güvenebilecek, Medya kuruluşu hemen hemen yoktur.

TSK, Medya ve Muhalefetin operasyonlar ile hazırlanmasını müteakip, sıra, BOP’nin esas amacı olan Özerk Kürdistan’ın kurulması yönünde harekete geçmeye gelmiş ve Açılım Politikası devreye sokulmuştur. Bugün sonuçlarını gördüğümüz gibi, Ülkemiz bu politikalar sonucunda kan gölüne dönmüştür.

Ülke yönetmeyi, adeta Bilgisayar Oyunu YAZBOZ gibi görenler, Terör Örgütünün kanlı eylemlerinden sonra Açılım’ı buzdolabına kaldırmak zorunda kalmış; ancak, bu yanlış politikaları kısa sürede, Kahraman Asker ve Polisimizin yüzlerce şehit vermesine neden olmuştur. İktidarlarını Açılım adını verdikleri Çözüm Sürecine bağlayanlar, daha sonra buzdolabına kaldırdık dedikleri Açılım’ı şimdi de hiç uygulamayacaklarını ima ediyorlar. Peki biz hangisine inanacağız? “Şehit Cenazesi gelmesini mi istiyorsunuz” diye iktidarını pekiştirenlerin, 100’lerce şehide rağmen toplumdan yeterli tepki görmemesi araştırılmaya muhtaç bir durumdur. Hükümetin; 14 yılda, Ülkemizin içine düşürüldüğü STRATEJİK ÇUKUR’da ki bazıları buna STRATEJİK DERİNLİK diyor, uyguladığı en vahim politikalarından biri de; Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin kurucu felsefesi ve bu çerçevede Ulus Devlet kavramının ortadan kaldırılmaya çalışılmasıdır.

Özellikle, dinin büyük ölçüde siyasete alet edilerek Laiklik kavramının örselenmesi; Türk Milleti kavramının yerine, vatandaşların Türk­Kürt­Laz gibi IRK ve Sünni­Alevi gibi MEZHEP ayırımına tabi tutulması ölümcül sonuçlar doğuracak niteliktedir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, kanla yazılmış tarihimizden çıkardığı ders ile uygulamaya koyduğu ve Cumhuriyet döneminde titizlikle uygulanan “YURTTA SULH, CIHANDA SULH” prensibini pasif bir politika olarak küçümseyen Hükümet, kağıt üzerinde uydurulan STRATEJİK DERİNLİK ile, Ülkeyi STRATEJİK ÇUKURA düşürmüştür.

Bu çerçevede, bazı Ülkelerin İç İşlerine karışmamız ve birçok dost ve komşu ülke ile sorunlu hale gelişimiz ne ile izah edilebilir? Bu, bizi yönetenlerin Cehaleti mi, yoksa İhaneti midir? Takdiri sizlere bırakıyorum.

Diğer taraftan, Anayasa Mahkemesi ve HSYK başta olmak üzere Kuvvetler Ayrılığının üç unsurundan biri olan Yargı Sistemi ve Devletin diğer tüm kurumları önce Cemaat, şimdi de AKP yandaşları ile doldurulmuş, LİYAKAT tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Hatta bugün yaşanan kanlı terör olaylarına karşı alınabilecek en hayati önlemin İSTİHBARAT olduğu herkesçe bilinmesine rağmen bu teşkilatın başına, daha evvel gelenlerin aksine tecrübesi SIFIR olan bir kişi getirilebilmiştir.

Belki darbe yaparlar diye Deniz Kuvvetleri Aşçısını izleyen, Teğmenin evindeki 1 gr. TNT patlayıcıyı eli ile koymuş gibi bulan İstihbaratın, Açılımın Buzdolabına kalkması ile 7 ayda 400’e yakın şehit verdiğimiz Güneydoğu’da ne yaptığı, daha doğrusu ne yapmadığı maalesef toplum tarafından sorgulanamamaktadır.

Bu Hükümet döneminde göz ardı edilemeyecek hususlardan biri de Yolsuzluk iddialarının akıl almaz boyutlara ulaşmasıdır. Bazı Bakanların adlarının karıştığı 17­25 Aralık Olayı YOLSUZLUK değil, bir YOLSUZLUK İDDİASIdır.

Ancak, böyle bir iddianın, Suç isnat edilen kişilerin biz suçsuzuz demesi ve siyaseten ortak olduğu arkadaşlarının da onları onaylaması ile kapatılması ilkel toplumlarda bile kabul edilemeyecek bir durumdur. Gerekli olan, İddiaya taraf olmayan bir makamın, demokrasilerde Yargının onları aklamasıdır.

Diğer taraftan, Deniz Kuvvetlerine dolayısıyla Ülkemize onlarca yıl kaybettiren Kumpası itiraf ettikleri halde gereğinin yapılmasını oldukça ağırdan alan Sorumluların; söz konusu Yolsuzluk iddiasını “Darbe yapacaklardı” noktasına getirmeleri ve binlerce Polisin ve ilgili savcıların 24 saat içinde yerlerini değiştirmeleri bu konuda ne kadar hassas olduklarını göstermektedir.

Türk Milletinin Değerli Evlatları,

Hükümetin son zamanlarda Çözüm Süreci/ Açılım konusunda bir politika değişikliğine gittiğini görüyoruz. Doğrusu Hükümet bu değişiklikte samimi midir, yoksa Açılım Buzdolabından indirilerek tekrar uygulamaya konacak mıdır, bunu zaman gösterecek.

Ancak benim değerlendirmem şudur: Ilımlı İslam diye yola çıkan, ancak Sünnilerin de en az Şiiler kadar radikal olabileceğini fark eden Küresel Güçler, BOP’nin “Şiiler çevresinde Sünni kuşak” kısmını revize etmiş; Esad’a karşı tutumunu yumuşatmış ve İran ile anlaşma yoluna gitmiştir.

Buna paralel olarak, Çözüm Sürecini uygulamak şartıyla iktidar olmasına destek verdikleri AKP’nin ılımlı çizgiden ayrılarak radikalleştiğini gören Küresel Güçler, verdikleri desteği geri çekerek işbirliği yapabilecekleri yeni bir ortak arayışına girmiştir. Yeni bir ortak kim olabilir, kimler bu gayret içindedir, bu konuya burada değinmeyeceğim. Ancak, Küresel Güçler; yeni bir ortak buluncaya kadar, AKP’nin iktidara gelmesinde verdikleri desteğin bedeli olarak Özerk Kürdistanı gündemde tutmaya devam edecektir.

Diğer taraftan Küresel güçlerin desteğini kaybeden AKP ise, Açılım diye adlandırdığı Çözüm Süreci Politikasında yaptığı hataların bilincinde olarak, bu konuda çok tenkit ettiği eski politikalara dönmüştür. AKP’nin hedefi artık, milli hisleri de ön plana çıkararak İktidarını pekiştirmek ve Türk Milleti kavramını ve Laikliği ortadan kaldırarak Cumhuriyeti bir Din Devletine dönüştürmektir. Bu şekilde, Osmanlıda olduğu gibi Ümmete dayalı bir yönetim ile, Kürt Sorununun da kendiliğinden çözüleceğini düşünmektedir. Din Devleti için ihtiyaç duyduğu kudret, her istediğini yaptırabilecek bir Başkanlık Sistemi ile Türk Milleti ve Laikliğin yer almadığı yeni bir Anayasadır.

Türk Milletinin Değerli Evlatları,

Sizlere, güzel Ülkemizin ne hale getirildiğini özetle anlatmaya çalıştım.

Ülkemizin içine düşürüldüğü STRATEJİK ÇUKUR’ dan asgari kayıpla çıkabilmek için “Neler yapmalıdır?” sorusu önemlidir, hatta hayatidir.

Şimdi sizlere belirteceğim olmazsa olmaz ilkeler dizisinin oluşturacağı bir Siyasi Düşünce Mekanizmasının bir şekilde TBMM’nde yer almasını gerektiği kanaatindeyim.

Bu ilkeleri kısaca açıklamak istiyorum.

Etnik, dinsel ve mezhepsel ayırım gözetmeyen Atatürk’ün Ulus devlet ve Türk Milleti kavramı esas alınmaya devam edilmeli, Cumhuriyetin kurucu ilkelerinden taviz verilmemelidir. ­Anayasa değişikliği isteyenlerin gizli amacı ilk 4 maddeyi değiştirmek, Ulus Devlet ve Türk milleti kavramını ve laikliği ortadan kaldırmaktır. Bunun bilincinde olarak;

bolucu gerici anayasaya hayir

Anayasanın ilk 4 maddesinin değiştirilmesi,

- Diğer maddelerin de bu değiştirilemez maddeler ile çelişebilecek şekilde yeniden düzenlenmesi veya

-TBMM’nin yetkisi olmadığı halde yeni bir Anayasa yapması YASA DIŞIDIR ve kabul edilemez. ­ Demokrasilerin olmazsa olmazı Medyanın sahipleri, medya dışında iş sahibi olamayacak şekilde yasal düzenleme yapılmalıdır.

- Başta komşularımız olmak üzere, tüm Ülkelerle dostluk ilişkileri geliştirilmeli; Uluslararası ilişkilerimizin esasını, 2002’den önce olduğu gibi, Atatürk’ün “Yurtta sulh, Cihanda sulh” prensibi teşkil etmelidir.

Küresel Güçlerin Bölgemiz ile ilgili projeleri, Ülkemizin çıkarları ile çatışır hale gelmiştir. Batı değerlerini benimseyen Ülkemizi Batı’dan koparıp Ortadoğu’ya çekmek isteyenlere fırsat doğuran bu durum uluslararası alanda Dost ve Müttefik Ülkelere çok iyi anlatılmalıdır. Bu çerçevede; NATO ve AB ile ilişkilerimiz gözden geçirilmelidir.

Özellikle;

- NATO ile ilişkilerimizde, karşılıklı menfaatlerimiz dikkate alınarak hareket edilmeli,

- AB ile ilişkilerimizde ise, AB’nin nihai niyeti sorgulanmalı, gerekirse tek taraflı tesis edilen Gümrük Birliğinin fayda ve mahzurları tekrar değerlendirilmelidir. ­BOP’nin uygulanmasında Küresel Güçler ile işbirliği yapmak üzere iktidara gelen Hükümete verilen desteğin bedeli olan Özerk Kürdistan’ın ilk aşaması olan, Hükümetin hâlihazırda buzdolabında beklettiğini söylediği AÇILIM ortadan kaldırılmalıdır.

Bölgemizde terör uygulayan PKK, PYD, IŞİD vb. Terörist Örgütlere karşı Bölge Ülkeleri İran, Irak ve Suriye’nin Merkezi Otoriteleri ile işbirliği yapılmalıdır.

Diğer vatandaşlara nazaran, kendini Kürt hissedenlere daha az tanınan hak ve özgürlüklerin neler olduğu; PKK ve onun sözde Siyasi Yasal Uzantılarının gerçek niyetleri ve talepleri açıkça Türk Milleti’nin önüne konulmalıdır.

Yargı sistemi Ülkedeki ilgili tüm kurum ve grupların katılımı ile ele alınmalı, Milletin Yargıya güveni tekrar tesis edilmelidir.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, HSYK dahil Yargı, TSK ve Emniyet başta olmak üzere, Devletin tüm Kurumları Cemaat ve AKP yandaşlarından temizlenmeli, atamalarda liyakat esas alınmalı, yasa dışı hareket etmiş olanlar yargılanmalıdır.

Yüce Divan’da, Hükümet’ten, Milli Orduya kurulan kumpasın hesabı sorulmalı; ayrıca ve özellikle bu maksatla tetikçilik yapan Cemaat Üyeleri tespit edilip yargılanmalıdır.

Laiklikten taviz verilmemeli, Îmâm Hatip Okulları sadece din adamı yetiştirecek şekilde yeniden organize edilmelidir.

17­25 Aralık Yolsuzluk iddialarının Yargı’da ele alınması sağlanmalı, son yıllarda verilen İhaleler incelenmeli, yolsuzluk yapanlar ihaleyi alanlarla birlikte yargılanmalıdır.

Çok sınırlı imkânlar, hatta imkânsızlıklar içinde, bugünlerin temellerinin atıldığı ve büyük atılımların yapıldığı Atatürk’ün dönemi Türkiye’sini eleştirenlerin ve bugünün şartlarında geçmişi değerlendirip Tunceli’ye Dersim diyenlerin gerçek niyetleri Türk Milleti’nin önünde sorgulanmalıdır.

Türk Milletinin Değerli Evlatları,

Kısaca, Çağdaş­Laik­Atatürkçü ve Dini Değerlere saygılı Atatürk’ün Türkiye’si, yani EMANET geri alınmalıdır.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Hepinize saygılar sunarım.

T.C. Donanması 45. Komutanı​
Emekli Oramiral Nusret GÜNER - 06 Nisan 2016 - Ankara

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Thunderstorms

27°C

Istanbul