melih bas

Umberto Eco ve iktisadî-sosyal-ekolojik Ortaçağ’ı düşlemek!

Günümüzde altı çizilen yaklaşım, yalnız iktisadî değil sosyal ve ekolojik olarak da yeni bir Ortaçağ’a girdiğimiz gerçeği!

Ortaçağ’ın iyice anlaşılması gerekiyor ki, bugünle benzerlikler ve ayrılıklar anlaşılabilsin.

Bir Ortaçağ uzmanı yazar olan Eco, 19 Şubat 2016’da fiziksel olarak yaşamını yitirdiyse de, kuşkusuz yapıtlarıyla yıllar boyu yaşayacak. Eco kim mi? Felsefeci, anlambilimci, eleştiri, deneme ve roman türlerinde yapıtlar üretmiş bir yazın adamı! Eco, Gülün Adı adlı romanıyla (1980) ve bunun filmiyle (1986) çok tanındı. Son yapıtı Sıfır Sayı adlı romanında İtalya’nın 50 yıllık tarihini yeniden yazmaya koyulmuştu, neler yok ki kitapta: Gladio, Papa suikasti, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri, faşizm ve Mussolini...

Okunması zor kitaplar yazmasına karşın çok ilgi gören bir yazardı Eco. O’nun adı da, ‘ayrıntıların anlamı’ ya da ‘ayrıntıların toplumbilimi’ konusunda kendisi gibi göstergebilim uzmanı Roland Barthes ile birlikte anılır. Sizin de usunuza Gülten Akın’ın dizeleri geldi mi: Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya / Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar / Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya.

Eco yapıtlarında Ortaçağ’ı incelemeye özel bir önem vermiştir. Dilimize de bu konudaki çalışmalarının çoğu çevrilmiştir: ‘Ortaçağı Düşlemek’, tam bir ansiklopedi niteliğinde yapıt olarak ‘Ortaçağ’ (4 Cilt), ‘Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik’ vd.

Ortaçağı Düşlemek olarak dilimizde yayınlanan kitap, aslında birkaç farklı kitabından derlemelerin toplamı. Bu kitaptaki ‘Ortaçağ’da Yaşamak’ başlıklı bölümde şöyle diyor Eco: ‘Ne olursa olsun, Ortaçağ’ı düşlediğimiz bir anlam var ki, bu anlamda çağımız, yeni bir Ortaçağ diye tanımlanabilir....çağımızın yeni Ortaçağcıl olduğunu söylerken, hangi Ortaçağ kavramına gönderme yaptığımızı belirlemek zorundayız’.

Eco, Ortaçağ’ın iki tarihsel dönemi kapsadığının altını çizer: İlki, Batı Roma İmparatorluğu’nun ortadan kalkmasından 1000 yılına dek süren, halkların zora başvurularak uyumlarının sağlandığı, kültür çatışmalarının yer aldığı bir bunalım ve yozlaşma dönemi; ikincisi ise üç Rönesans’tan söz edilen dönem. Günümüzü bu iki dönemi de kapsayacak biçimde bir ‘Ortaçağ’a benzetmenin yanlış olduğunu vurgulayan Eco, bu eleştirisini ayrıntılı iktisadî, sosyal ve ekolojik örneklerle de açıklar: Öteki Ortaçağlarda nüfus azalması, kentlerden kırsal bölgelere göçüş, ülkelerdeki açlık, iletişim güçlüğü, Roma yollarının ve iletişim dizgesinin bozulması ve merkezi denetimin yokluğu ile sıkı sıkıya bağlı iken, bugün (merkezi devletlerin bunalımına ilişkin olarak ve bunalım öncesinde) olmakta olan şey, bunun tam karşıtı bir olgudur. Nüfus fazlalığı, aşırı iletişim ve ulaşımla etkileşerek, yıkım ve bırakılmışlık yüzünden değil, etkinliğin en uç noktasına çıkması yüzünden kentler yaşanmaz kılınmaktadır....Erken Ortaçağ’da belirgin bir teknolojik gerileme ile kırsal bölgeler yoksullaşmışken; bugün iş tersine dönmüş, uçsuz bucaksız teknolojik gelişim, bozulmalara, kötü işleyişlere yol açmakta, sınırsızca genişleyen beslenme sanayii, zehirli ve kanser yapıcı besinlerin üretimine dönüşmüştür...

Ortaçağ’ı Düşlemek kitabındaki Ortaçağ’ı Düşlemek başlıklı bölümde, on Ortaçağ tipini ana çizgileriyle betimlemiş. Örneğin, barbar bir çağ olarak Ortaçağ, bilim karşıtı olan gizli felsefe Ortaçağ’ı vd.

Gerçekten ayrıntıların anlamıyla ilgilenen Eco, her şeye yüzeysel ve tek boyutlu bakageldiğimiz ülkemizde başta iktisatçılara olmak üzere çok gerekli değil mi sizce de?

Melih BAŞ - 24 Şubat 2016 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Partly cloudy

22°C

Istanbul