direnis talat turhan225

Kapital’i okumadan Marksist-Leninist’im diyen namussuzdur!

Talat Turhan, 91 yaşında ve hala üretiyor. 30. kitabı “Direniş”i kısa bir süre önce çıkardı.

Talat Turhan deyince, akla ilk olarak 12 Mart 1971 faşist cunta döneminde yargılandığı ‘Bomba Davası’ndaki savunması geliyor. Kontrgerilla gerçeğini gözler önüne serdiği ve kendi tabiriyle “yargılayanları yargıladığı” 4 bin 280 sayfalık savunma…

Kurmay yarbay rütbesinde 1964’te ordudan emekli olan ve o tarihten bu yana 30 kitap, yüzlerce makale yazan, televizyon programlarına katılan Turhan, yeni kitabı Direniş’te ülkemizin yakın geçmişindeki olaylarını ele alıyor. Odatv’ye özel değerlendirmeleri arasında en dikkat çekici olansa Bomba Davası ile Ergenekon davası arasındaki benzerlikler…

68’liler Birliği Vakfı’ndan Nigar Sancak Hoca ve sevgili dostum Adnan Tetikol ile birlikte Kuzguncuk’taki evinin kapısını çalıyoruz ‘Atatürk’ün Yarbayı’nın…

Evin duvarlarında fotoğraflar, tablolar ve kitaplar.

Giriş kapısından ikinci kata çıkarken merdiven boyunca bugüne kadar yazdığı tüm kitapların kapakları, sırayla ve yan yana asılmış. Askerlik günlerine ait belgeler, diplomalar ve aile fotoğrafları…

Sonra yüzümüzde tebessüm bırakan şu cümleleri söylüyor: “Babam Çayelili. 1922’de Elazığ’a yargıç olarak atanmış, orada annemle evlenmiş. Evlenme günü Cumhuriyet’in ilan edildiği gün. Ondan 11 ay sonra ben doğmuşum. Yüzde yüz cumhuriyet çocuğuyum yani (gülerek)”

İlerleyen yaşına, geçirdiği ameliyatlar ve hastalıklara rağmen ayakta, dimdik ve sıcak karşılıyor bizi. Yeni kitabının sevinci okunuyor gözlerinde; “Ömrüm vefa ettikçe anlatacağım, yazmaya devam edeceğim” diyor…

Karşılıklı hal hatır sormanın ardından sohbetimize başlıyoruz. Ülkemizin kırılma anlarının, koca bir dönemin tanığı ve belleği… Konuşacak, soracak o kadar çok şey var ki…

talat turhan4

Şenol ÇARIK >>> Söze en güncel olandan başlamak istiyorum. Yeni kitabınızı, Direniş’i çıkardınız. 53 yıllık hak, hukuk ve adalet arayışında 30. kitabınız değil mi?

Talat TURHAN >>> Evet, 30. kitabım Direniş. Bu kitabımı hak, hukuk, adalet mücadeleme özverili ve özenli çalışmalarıyla katkı veren avukatlarıma ve bozuk düzenin zulmüne uğramış vatandaşlarıma armağan ediyorum.

Hep hedef seçildim. Bu süreçten geçerek 91 yaşıma geldim, yaşamımla düzen bozukluğunu kanıtlamış olmaktan gururluyum. Yaşadığım insan aklının almayacağı uygulamalara ödün vermeden direnen bir kişiyi en azından bu kitapla daha da tanıyarak, halk mücadeleme sahip çıkmalıdır.

Benim anlayışıma göre bir adamın taşıdığı rütbe ya da bulunduğu makam o kişiye onur kazandırmaz. Onur bir kişinin yaşamı boyu sürdürdüğü olumlu davranışın bileşkesiyle şekillenir. Çıkarı için her kalıba girmekte sakınca görmeyenlerin onur ve saygınlıktan söz etmeğe hakları olabileceğini sanmıyorum.

“HAKKIMI HELAL ETMİYORUM, TARİHİN YARGISINA HAVALE EDİYORUM”

Bomba davası süresi ve sonrasında çektiklerimizin hebasını kimse vermedi. Kanımca bana yapılan tüm bu olumsuzlukların baş sorumlusu olan, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Cemal Turhal ve dönemin siyasi iktidarını Faik Türün’ü suçluyorum ve hakkımı helal etmiyorum, tarihin yargısına havale ediyorum. Direnmemi bu kitapla sürdürüyorum. Bunlar direnmenin içinden. Savaşım vermeye yıllardır devam ediyorum. Hak mücadeleme sahip çıkılmalıdır.

“BOMBA DAVASI DA ERGENEKON DA ABD GÜDÜMLÜDÜR”

Şenol ÇARIK >>> Kitabınıza ekli bir cd var. 12 Ocak 2009 tarihli Merdan Yanardağ’ın Kanal Biz’de hazırlayıp sunduğu 5. Boyut programının kaydı. “Kontrgerilla gerçeği ve Ergenekon” konulu...

Talat TURHAN >>> Bomba davası ile Ergenekon ve benzeri davalar arasında ilişki vardır, çünkü her iki dava da ABD güdümlüdür.

Bomba davası orduyu yıpratmak için kullanılmış, yeterli alt yapı yaratıldıktan sonra Ergenekon vs. davalar ortaya çıkarılmıştır. Kamuoyu yaratılmış, kamuoyuna bütün ordu darbeci olarak tanıtılmış, sonra orduyu etkisiz hale getiren bir tasfiye hareketi uydurulmuştur. Ben bunu şimdi söylemiyorum, Yanardağ’ın programında yaklaşık iki saat konuştum. Ergenekon yeni başlamıştı, bunların hepsinin uydurma olduğunu söyledim.

“YABANCI ÜLKE İŞGAL ETSE ORDUYA BU KADAR OLUMSUZ ETKİ YAPAMAZDI”

Dursun Çiçek’in o ıslak imzalı denilen belgesini gösterdim ve dedim ki; “askerlikte önemine göre bir emir 5-6 kademeden geçer. O kademeler paraf ederler, ‘biz bunu gördük ve onaylıyoruz’ anlamındadır. Oraya paraf koyan insanların bir sorumluluğu yoktur. Son paraf komutana aittir. Ve askeri kurallara göre bir birliğin yaptığı ve yapamadığı her şeyden komutan sorumludur. Yani siz İlker Başbuğ’u tutuklamadan Dursun Çiçek’i tutuklayamazsınız.” Oysa tam tersi oldu. Siyasi havaya göre, dıştan gelen etkilere göre ordu üzerinde bir operasyon yapıldı.

Bir yabancı ülke gelse, ülkeyi işgal etse silahlı kuvvetlere bu kadar olumsuz etki yapamazdı, çünkü başta deniz kuvvetleri olmak üzere silahlı kuvvetlerin komuta kademesinin seçkin ve değerli elemanları temizlendi.

Bundan yıllar önce bir TV programında ve kitaplarımda diyorum, son kitabıma da aldım, karşı devrimci cephe mutlaka bir genelkurmay başkanı tutuklayacaktır. Siyaset kinden arınmış, objektif, belli kriterlere göre yapılır ama siyasete intikam koyduğunuz vakit o zaman o siyaset olmaktan çıkar. Özgürlük ve demokrasi ise sadece lafta kalır.

Bir toplumda her kesim kendi alanı içinde kalmalı ki o toplumda huzur olsun. Yani iş adamlarının askerlerin işine karışma gibi bir hakkı yok. Ama tam tersine 27 Mayıs’tan itibaren en az 40 sene büyük iş adamları askerleri kullanmak suretiyle silahlı kuvvetleri yanına almayı tercih etti.

1960’tan 2000 yılına kadar olan zamanda büyük şirketlerin, bankaların, holdinglerin yönetim kurulunda hep paşaları görürsünüz.

direnis talat turhan

Şenol ÇARIK >>> Şu anda kalmadı değil mi?

Talat TURHAN >>> Hayır, kalmadı, bıçak gibi kesildi. ‘Vesayet’ lafı falan bunun için söyleniyor. Silahlı kuvvetlerin toplum nezdindeki itibarı belirli bir süreçten beri zaten yıpratılmaya çalışılıyor. Bu 27 Mayıs’tan sonra Süleyman Demirel iktidarıyla başladı.

“27 MAYIS’I EMİRLE ‘TU KAKA’ YAPAMAZSINIZ!”

Şenol ÇARIK >>> Şimdi neden herkes 27 Mayıs’ı karşısına alıyor?

Talat TURHAN >>> Arşivi açsınlar baksınlar. Gerek iç basın gerek dış basın, gerek buradaki üniversiteler gerek yurtdışındakiler, 1961 anayasasının dünyanın en mükemmel anayasası olduğuna ilişkin binlerce makale, onlarca kitap yazdı. Hukuk bir bilimse eğer ve de en büyük hukukçular Türkiye’de bu anayasayı yapmışsa, 30-40 yıl bütün dünya bu anayasanın çok üstün bir anayasa olduğunu kabul etmişse, bir anda bu anayasaya ‘tu kaka’ yapmak bilimsel verilere aykırıdır.

27 Mayıs gerçekten de bilhassa 1950-60 döneminde DP’nin karşıdevrimci icraatına tepki olarak yaşanmış bir olaydır. O anayasayı beğenmeyenler bugün bilimsel verileri de koymak zorundadır, çünkü bu, anayasa profesörlerince yapılmış bir anayasadır, bütün dünyanın kabul ettiği bir anayasadır, birdenbire emirle bunu ‘tu kaka’ yapamazsınız, yaparsanız da bu gerçekçi olmaz.

“57 YILDIR YA SANIK YA DA MÜŞTEKİ OLARAK YARGILANIYORUM…”

Aşağı yukarı yakın tarihe en çok tanıklık eden adamlardan birisiyim. Bu tanıklığımın bana yüklediği sorumluluğu sonuna kadar yerine getirenlerden birisiyim. Bildiğim doğrulardan hiç şaşmadım. Onun için hapishaneleri, işkenceler, sürgünleri yargılamalara bir insanın tahammül edemeyeceği ölçüde baskılar gördüm, onları da göğüsledim. Onlar yetmedi 57 yıldan beri ya sanık ya da müşteki olarak yargılanıyorum, halen de yargılanıyorum. Türkiye’de ve dünyada, iddia ediyorum, varsa söyleyin ben de öğreneyim, 57 yıl sürekli yargılanan ikinci biri yok.

Şenol ÇARIK >>> 12 Mart’ta idamla yargılandınız değil mi?

Talat TURHAN >>> İdamla yargılandım, gerek 1963’te, gerek 1972’de orgeneraller ‘bu adamı alın ve asın’ dediler. Ben aklımla, enerjimle, kültürümle, hırsımla, o emirle adam asmak isteyenlerin hesaplarını boşa çıkardım, şimdi yaşıyorum.

Şimdi iki tane ana dava var. ‘Genç Kemalistler Ordusu davası’ ve ‘Bomba davası’. Buralarda hapis yattım.

talat turhan1

“EMİRLE İKİ KEZ İDAM EDİLMEYE ÇALIŞILDIM”

Şenol ÇARIK >>> Bomba davasındaki savunmanızdan dolayı sizin için “Türkiye’nin Dreyfus’u” diyenler var...

Talat TURHAN >>> Son yazdığım kitapta dedim ki “ya ayıptır, bu ülke kadar haksızlık yapılan bir ülke yok”, ölenler için bir şey demiyorum onlar sıra dışıdır, onlar kendi davaları için ölmüşlerdir. Ama kalanlar için; haksızlık kime yapılırsa, özellikle siyasi davalarda, bir ‘Dreyfus’ lafı çıkıyor. Bana da rahmetli İlhan Selçuk “Dreyfus” derdi. Bırakın artık dışarıdan haksızlığa uğramış bir adamı örnek göstermeyi, burada haksızlığa uğramış bir adamı örnek seçin, ben adayım dedim. En azından iki kere emirle idam edilmeye çalışıldığımın kanıtı da var, bunu saptayın.

Bunu Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’a söyledim, “bir kampanya başlatın ve bir ‘Dreyfus’ buradan seçin de ithal Dreyfus olmasın artık” dedim. Kaldı ki Dreyfus haksızlığa uğramıştır ama Fransız toplumu sahip çıkmıştır ona.

“DREYFUS ÖNERİME UMARIM SAHİP ÇIKILIR”

Emile Zola “J’Accuse” (Suçluyorum) diye bir kitap yazmıştır. Bu kitaptan sonra Dreyfus kavgası başlamış, üç kere Fransız hükümeti istifa etmiştir. Bir kişiye yapılan adaletsizlik ve Dreyfus’un haksız yere mahkum edildiği tespit edildikten sonra serbest bırakılmıştır. En azından Dreyfus hakkını almıştır, burada hakkını alamayan binlerce, on binlerce insan var. Bunlardan biri de benim. 30 kitap oldu, yazıyorum. En azından haksızlığa uğramış kişiler bir dayanışma içinde birbirlerine sahip çıksalar, yaşanan 30-40 yıllık bu tarihin bütün iğrençlikleri ortaya dökülür. Ben kendi imkanlarım içinde 30 kitap ürettim. Eğer daha fazla imkanım olsaydı 100 kitapla ölürdüm diye düşünüyorum. Dolayısıyla böyle bir Dreyfus önerim var, umarım sahip çıkılır, böyle bir çalışma yapılır ve haksız olan kişilere sahip çıkılır. Bunu aslında İnsan Hakları Derneği (İHD)’nin, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)’nın yapması gerekir. Bırakın beni, yüzde 99’luk kesim için ilgilenmiyorlar. İlgilendikleri yüzde 1’lik bir kesim var. İnsan hakları bana göre bu değildir.

Montesquieu’ye ait olan bir söz anımsıyorum: “Bir tek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan tehdittir”. Eğer halkımız bu anlayışı benimsemezse, ünlü “Bir gün size de gelecek” söylemi gerçek olabilir. Bu söylemin sahibi Alman papaz N. Müller’dir.

Bunu 1986’da yayınladığım Bomba Davası kitabımın önsözü yaptım.

talat turhan2

“KİTABIMIN İKİNCİ CİLDİNİ CUMARTESİ ANALARINA İTHAF ETTİM”

Şenol ÇARIK >>> İki cilt değil mi Bomba Davası kitabınız?

Talat TURHAN >>> Evet, ilk cildinde kullandım bunu. Şimdi artık o günden bu yana devam eden bir slogana dönüştü: “Susma, sustukça sıra sana gelecek!”

Kitabımın ikinci cildini Cumartesi Analarına ithaf ettim. Bunları şundan anlatıyorum, her konuda objektif olmaya çaba sarfettim. Ona rağmen herkes bana bir sıfat ekliyor. Benim hak etmediğim sıfatları ekleyenleri kınıyorum. Ama her türlü eleştiriye açığım. Otuz kitabımı okusunlar, ondan sonra beni eleştirsinler, öyle önyargılı eleştirenleri hiç dikkate almıyorum.

Şenol ÇARIK >>> 1960’tan 2000 yılına kadar büyük şirketlerin, bankaların, holdinglerin yönetim kurulunda hep paşaları görürsünüz, demiştiniz. Örnek verebilir misiniz bu isimlere?

Talat TURHAN >>> Biri 12 Mart’ın lideri, yani Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç. Emekli olduktan sonra TSKB’de (Türkiye Sınai Kalkınma Bankası) Yönetim Kurulu Üyesi yapıldı. TSKB, Atatürk’ün devletçilik ilkesini çökertmek amacıyla özel sektöre finans aktarmak için kurulmuştur. Hissedarlar arasında IFC denilen uluslararası finans kuruluşları da yer almaktadır. Tağmaç, Genelkurmay Başkanı olduğu vakit Genelkurmay J (joint) Başkanı olan general bir dosya getirir. Altı aylık bir çalışmanın ürünüdür. Der ki, Türk-Yunan ilişkileri bugüne kadar şu aşamalara göre yönetilmiştir ama o günden bugüne çok şeyler değişti, bu dosyada bu ilişkilerin yeniden düzeltilmesi için her türlü çalışma vardır. Yakında NATO toplantısına gidecekseniz, orada bu tezi savunursunuz. Genelkurmay başkanı o dosyayı fırlatır atar, ben burada oturduğum sürece Amerikalılarla ihtilaf yaratacak hiçbir konu önüme gelmeyecek. Bunu 30 yıl evvel yazdım. Şimdi bu adamın ABD’nin büyük sermayesi olduğu bir bankada yönetim kurulu üyesi olmasının bir manası yok mudur?

Bu adamın 12 Mart’ın başında olmasının bir anlamı yok mudur?

“DARBELERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONUNA: 27 MAYIS BİR DEVRİMDİR”

Bundan 2 yıl önce TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu beni çağırdı. Dedim ki, size bir görev verildi, siz o görevin altını dolduracaksınız. Değil siz, 30-40 kişilik bir tarihçi grubu beş sene çalışsa burada gerçeği çıkaramaz. Ama size verilen talimat 27 Mayıs dahil bütün darbeleri, ki ben 27 Mayıs’ı darbe saymıyorum, bir potaya koymak ve suçlamak. Mümkün değil çünkü, istihbarat çalışmalarında, ve darbe öncesi çalışmalarda kompartıman usulü geçerlidir.

talat turhan3

Şenol ÇARIK >>> Ne demek bu?

Talat TURHAN >>> Diyelim ki istihbarat örgütünde görevlisiniz. 50 tane oda var, her odada bir iki adam var. Bu odada bulunanın yaptığı işi diğer odadaki bilmez, bilirse mahvederler. Dolayısıyla her kompartımana girilemediğine göre orada gerçekleri çözemezsiniz. Ben de komisyona bunu söyledim; “27 Mayıs bir devrimdir” dedim.

“ASACAKLARDI, TUTMADI!”

Komisyon başkanı hemen karşı çıktı, çünkü benden böyle bir şey beklemiyorlar. Dedim ki devrimin tanımlaması var lugatlarda. Bir ülkede ani ve hızlı değişim, parlamentonun, hükümetin tümünü içeri tıkan bir hareket devrim değilse, hangisi devrimdir dedim. Öbürleri en aşağılık darbedir. Bütün hayatım o iki darbeyle mücadeleyle geçti dedim. Neden?

12 Mart’ta içeri alıp, asacaklardı tutmadı. 12 Eylül’de hakkımda tutuklama kararı çıkardı Ankara, burası (İstanbul) uygulamadı.

“SÖZDE CUNTANIN İSTANBUL KESİMİ LİDERİYMİŞİM”

Şenol ÇARIK >>> 12 Martçılar sizi darbecilikle suçlamamışlar mıydı?

Talat TURHAN >>> Diyemeyiz, çünkü orada Türkiye’nin askeri yargı tarihinde eşi görülmemiş bir kumpas var.

Şenol ÇARIK >>> Nedir o kumpas?

Talat TURHAN >>> Genelkurmay Başkanı Orgeneral Faruk Gürler. Kara Kuvvetleri’nden genelkurmay başkanı oldu. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur Marksist-Leninist bir cunta kurmuşlar, iddia bu.

talat turhan5

Şenol ÇARIK >>> 9 Martçılar mı?

Talat TURHAN >>> Evet, ben de o cuntanın İstanbul kesimi lideriymişim. Ben Muhsin Batur dışında öbürlerinin yüzünü bile görmedim hayatta. Ve o amaçla İstanbul’daki bütün terör olaylarını darbeye zemin hazırlamak için yapıyormuşum. Boğaz köprüsü yapıldığı vakit havaya uçurmayı düşünüyorum, yapılmamış. Bilinmeyen işyerlerinden bilinmeyen miktarlarda para alıp örgüte verdiğim tespit edilmiş, örgüt kim; Genelkurmay! Bu çok aşağılık bir iddia. Orada 12 Mart cuntası ikiye parçalandı. Bir tarafta Faruk Gürler ile Muhsin Batur, öbür tarafta Memduh Tağmaç ile Cevdet Sunay. Bomba davasını kullanarak bu adamları tasfiye edecekler. O nedenle diyorum ki, Bomba davasıyla Ergenekon vb. davalar arasında kesin irtibat vardır. Yani bir ordu orgeneral seviyesinde çatışıyorsa bunu mahkemeye verip, mahkeme de bu işlere hiç karışmamış, çünkü ben diyorum ki madem ki ben orgenerallerin cuntasına üyeyim getirin onları hesaplaşalım. Ek iddianame de düzenliyorlar, onları sanık ilan ediyorlar, getiremiyorlar.

Şenol ÇARIK >>> Bu kadar adam varken Türkiye’de, neden sizin üzerine gidiyorlar?

Talat TURHAN >>> 27 Mayıs’tan sonra iki yıl Milli Savunma Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü yaptım. O sırada Yassıada duruşmaları devam ediyordu. Örtülü ödenekten de Menderes yargılanıyor. Bakanlar korktukları için örtülü ödeneğe el sürmüyorlar, örtülü ödeneği ben idare ediyorum. Dört bakan idare ettim, hakkım olan örtülü ödeneği kullanmadım ve kullandırtmadım.

Şenol ÇARIK >>> Miktarı nedir bu paranın?

Talat TURHAN >>> Asgari olarak yılda 500 bin lira, 2 yıl kaldım 1 milyon. DP’den kalan 5 bin 500 liranın 4 bin lirasını sarfettim, kalan parayı devrettim. Çünkü bizim felsefimizde “devletin malı deniz, yemeyen domuz” denen şey yoktur.

O arada Milli Savunma Bakanı emir veriyor, yapmak zorundayım. Böyle telefonlar yok. Bakanın telefonları günde yüz kere çalıyor. Yüz kere kalksa iş yapamıyor. Buraya bir alet koy ve öyle konuş. Diafon diyorlardı o alete, Türkiye’de yoktu. Muhabere ana deposuna talimat verdim, onlar ürettiler, müsait onlar yapamaya. Genelkurmay Başkanı odasına, Kara Kuvvetleri odasına, kurmay başkanı, müsteşar odasına bir diafon koy dedi, ben ahizeyi elime almadan konuşayım. Vay efendim, kıyamet koptu! Ben bu adamları dinlemek için odalarına alet yerleştiriyormuşum. Cevdet Sunay, Memduh Tağmaç ve diğer adamları hemen düşman oldular bana. Ve bu ömrümün sonuna kadar takip etti. Onlar durmadan yükseldiler.

MEMDUH TAĞMAÇ TEKAMÜL KURSUNU NASIL TAMAMLADI?

Memduh Tağmaç’a döneceğim yeniden. Tağmaç, şu söyleyeceklerimi darbe komisyonuna açıkladım ama doğru dürüst yazılmadı. Ondan sonra bir kitap çıkardım, Meclis başkanını muhatap aldım, doğru dürüst yazılmamış dedim, tarihi bir konuşmadır, bugüne kadar da hiçbir yerde söylemedim. Meclis başkanına etkili bir iki kişi gönder düzeltelim dedim. Ses seda çıkmadı günah benden gitti.

Bir kişi general olmak için orduda, sınıfının tekamül kursundan geçmek zorunda. Tağmaç da albay topçu sınıfında, topçu tekamül kursundan geçmezse general olamaz.

Şenol ÇARIK >>> Siz de topçusunuz değil mi?

Talat TURHAN >>> Evet, ben uçaksavarcıyım. Farkı teknik konudadır. Ben 1948 yılında radar ve komuta aleti kullanıyordum. Komuta aleti işte bu bilgisayarların ağababasıdır. 9 ay Amerika’da kurs gördüm. Tağmaç, topçu tekamül kursuna gidiyor. Atış dersinden 100 üzerinden 14 puan alıyor. Tabya dersinde, kurmayların dersi, 40 alıyor. Geçer numara 60. Öğretim Kurulu toplanıyor, yapılacak tek şey var ilmi kifayetsizlikten emekli. Yani bitiremiyor kursu.

Öğretim Kurulu tartışıyor; “okulumuzun ödeneklerini kurmaylar veriyor. Eğer biz bu adamı refüze edersek ödeneğimiz kesilir, camiaya zararımız olur” kararına varıyor. 14 numarayı 60’a, 40’ı da 60’a çıkarıp geçiriyorlar. Bunu bana atış öğretmeni Ahmet Işık anlattı.

Bu yetenekteki bir adam, biat kültürünü benimsemiş, etliye sütlüye karışmaz, kendinden üstüne hep ‘evet’ der bir adam. Ha en önemlisi Amerika’nın dostudur. Hem Genelkurmay Başkanı hem de cunta başkanı yapacaksınız. Hem de Amerika’nın sermayesi olan bir yerde Yönetim Kurulu başkanı yapacaksınız. Bir darbe böyle suçlanır, öyle lafla falan değil. Bundan daha büyük bir done var mı?

Şimdi, arkadaş sana bir yerde Yönetim Kurulu üyeliği vermediler, onun için bunlara kin duyuyorsun diyebilirsiniz. Emekli oldum, üç aylık maaşım bin 379 liraydı.

Şenol ÇARIK >>> 1964 yılı mı?

Talat TURHAN >>> Evet. Hiçbir şey değildi bu para. Üsküdar’a yürüyordum, çünkü 25 kuruştu dolmuş parası.

64’te emekli oldum, 65’te zamanın sanayi bakanı Mehmet Turgut beni çağırdı.

Şenol ÇARIK >>> Adalet Partili’ydi değil mi?

Talat TURHAN >>> Evet, biraz sohbet ettik. Talat Bey, ‘size bir görev vermek istiyoruz’ dedi.

‘Ne görevi veriyorsunuz’ dedim; Ereğli Demir Çelik Fabrikaları Yönetim Kurulu Başkanlığı. Maaşı aylık 25 bin lira. Özel arabası, yazlığı, kışlığı, lojmanı, hatta özel küçük bir de uçağı var. Türkiye’de özel uçağı olan tek bakan.

“Mehmet Bey sizin bana sunduğunuz şu imkânlara koşacak on binlerce kişi var” dedim.

“Talat Bey, biz sizin yeteneğinizi biliyoruz” dedi.

“Ama Mehmet Bey beni bir sene bol paraya alıştırırsınız, ayda 400 lira nere 25 bin lira nere.

Ondan sonra bizim partiye gel dersiniz. 40 yıllık geçmişimi inkar etmiş olurum” dedim.

“1977 1 MAYIS KATLİAMINDA DAHA ÇOK İNSAN ÖLSEYDİ DARBE OLACAKTI”

1977 1 Mayıs katliamında, çoktandır söylüyorum; 34 yerine 334 kişi ölseydi dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun darbe yapacaktı. Yani 1 Mayıs Namık Kemal darbesinin manivelasıdır. Bugüne kadar bu değerlendirmeyi kimse yapmadı. Ben yaptım, Milliyet’te çıktı, 77 yılıydı galiba. Fakat o kadar kişinin ölmesinin az gördüler, darbe yapamadılar. Gelen iktidar Namık Kemal ve arkadaşlarını emekliye ayırdılar. Arada 3 yıl geçti, 80 darbesi oldu. Namık Kemal İş Bankası YK Üyesi oldu. Bir yandan darbeci diye suçluyorlar, bir yandan da darbeciye asgari ayda 18 bin lira veriyorlar. Bunlar birbirine bağlı. İşte bu bozuk düzen, karşı devrimin düzeni. Bununla mücadele etmek lazım, ben de ediyorum çünkü üstüme geliyorlar.

“İŞKENCECİLERİN İŞKEMBECİ OLMASI TESADÜF DEĞİLDİR”

Ziverbey işkence köşkünün baş işkencecisi Memduh Ünlütürk, emekli olduktan sonra Ereğli Demir Çelik Fabrikaları YK Üyesi oluyor. Tesadüf mü?

Türkiye’de gelmiş geçmiş en büyük işkenceci Faik Türün, emekli olduktan sonra milletvekili yapılmak isteniyor, olamıyor. Bu sefer Umumi Mağazalar YK Üyesi oluyor.

Ben Savunma-1 adlı kitabımın sonunda “işkencecilerin işkembeci olması tesadüf değildir” diyorum.

“ABD 27 MAYIS’I GÖZDEN KAÇIRMIŞTIR”

Şenol ÇARIK >>> 1952’de NATO’ya üye oluşumuz Cumhuriyet’in ve kazanımlarının ortadan kaldırılmasında ilk adımdır, desek doğru bir yaklaşım olur mu?

Talat TURHAN >>> DP NATO’ya girersek Amerika’nın daha fazla gözüne gireriz sevdasındaydı.

Kore Savaşı başladı. Oraya o dönemin Dışişleri Bakanı, koca profesör bir kolordu teklif etti.

Çok büyük bir kuvvet. O kolorduyu burada bir yılda on milyara sarfederseniz yurtdışında 100 milyara sarfedeceksiniz. Türkiye bütçesi kaldırmaz, ABD bütçesi de kaldırmaz. Alay ettiler, bir tugay da razı oldular, bir tugay gitti oraya. Ve 5-10 sene tugay olarak devam etti, küçüldü ve şimdi bir manga kaldı orada.

NATO’ya girmekle iş kalmadı, ABD’nin istekleri devam etti. NATO’dan öncesi de var. İsmet Paşa döneminde 1947’de ilk ikili anlaşmada İnönü’nün imzası var. (Haydar Tunçkanat, İkili Anlaşmaların İç yüzü)

Ben de Arap Baharı’nda yazdım. Amerika 300 bin dolar verdi İsmet Paşa’ya, Türkiye’yi teslim aldı. O tarihten itibaren sayısız ikili anlaşma, önüne gelen ikili anlaşma yapmış. 1968-69 yılları içinde bu anlaşmaları birleştirmek istediler, Dışişleri bakanı, Genelkurmay Başkanı bulamadı. ABD’den istediler anlaşmaları, bunlar hepsini topladılar SİA (Savunma İşbirliği…) yaptılar. Dolayısıyla 1947 yılında verilmiş ödün, DP döneminde aratarak devam etti, 1958’e kadar. Ekonomide serbest piyasa uygulamaya çalışıyor, bütçe ona uygun değil. Amerika’dan 300 bin dolar daha istiyorlar, ABD vermedi. Menderes gitti bu parayı Mısır’dan istedi, Menderes’in göbeği kesildi.

O nedenle Amerika’nın istihbaratının şundan haberi, bundan haberi var, tamam ama 27 Mayıs’ı gözden kaçırmıştır. Kaçırdıktan sonra 27 Mayısçıların yapmak istedikleri işine gelmediği içinde buradaki politikacılarla beraber taş koymuştur.

Albay Dickson diye bir adam bir rapor yayınlıyor. Şu şu adamların tasfiyesi diyor. 60-70 dönemi sivil-asker her kesimde devrimci tandans gösteren kişilerin tasfiyesi dönemidir.

Şenol ÇARIK >>> 12 Mart, Bomba davası vb. Kemalist damarın ordudan tamamen kopartılması operasyonu mudur?

Talat TURHAN >>> Bu, Dickson raporuyla ortaya çıktı. 12 Mart’tan sonraki tasfiye adeta ‘düy dikti’. Oradan kalanlar da 12 Eylül’de temizlendi.

Genel bir değerlendirme yaparsak 12 Mart’ta Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri’nin devingen kesimi temizlendi. Ordunun tümünü temizlemek için, kumanda heyeti dahil ‘Bomba Davası’ ortaya çıkarıldı. Cemal Madanoğlu grubunu temizlemek için, orada İlhan Selçuk, Doğan Avcıoğlu, İlhami Soysal var, Madanoğlu davası ortaya çıkarıldı.

Deniz Kuvvetleri’ni temizlemek için “84 sanıklı dava” ortaya çıkarıldı, genç subaylara...

Şenol ÇARIK >>> Ergenekon, Balyoz da böyle değil mi?

Talat TURHAN >>> Ben “savunma” kitabımda bir şema yaptım. Türkiye’nin düzenini kendi amaçları doğrultusunda değiştirmek isteyen dış ve iç güçler ittifakı. İkinci bölümde merkezde bomba davasını koyuyorum. Diğer bütün davalarla bomba davasını irtibata koyuyorum…

Ergenekon davası başladığı günlerde, onun evvelsine ait Taraf’ta Wikilekas belgeleri yayınlandı. Orada zaten bütün tablo açık. Diyor ki, Türk generalleri üçe ayrılmıştır.

Atlantikçiler, Avrasyacılar, Milliciler. Atlantikçileri bırak diğerlerini içeri al diyor. İsim veriyor. Bu isimler içeri girdi. Bu değerlendirmeyi kimse yapmadı.

Komplo çok eskiden Amerikalılar tarafından kurulmuş. Çünkü 1 Mart tezkeresine ordunun baskısıyla meclis onay vermedi. Onun intikamı alınıyor silahlı kuvvetlerden.

Buna rağmen İlker Başbuğ ‘eğer 1 Mart tezkeresi geçseydi bunlar olmazdı’ diyor, insan bu kadar saf olabilir mi? Bu yaşandıktan sonra bir de.

Hilmi Özkök de “1 Mart geçseydi bunlar olmazdı” diyor.

“KARŞI DEVRİMİN ÖZELLİĞİ BUDUR…”

Şenol ÇARIK >>> Sizin daha iyi bildiğiniz üzere, tarih iki adım ileri bir adım geri yaşanıyor. İlk iki adımın hep tarihi sindirmek için olduğu söylenir. 13 yıllık bir AKP iktidarını yaşıyoruz. Bu, tarihteki bir adım geriye atışımız mıdır?

Talat TURHAN >>> Evet, karşı devrimcilerin özelliği budur. İki adım ileri, bir adım geri atarlar, sonuçta bir adım kazanmış olurlar.

Mesela Turgut Sunalp 18 yıl yurtdışında kaldı. 18x12x10.000, yani e naz 2 milyon 160 bin lira aldı. Düzenin has adamı olduğu için bu kadar maaş alıyor. Bu asgarisi. Daha da yukarı çıkıyor.

“TURGUT SUNALP İŞKENCEDE BENİ SEYRETTİ”

Bu yetmedi adamı emekli olduktan sonra Ottowa’ya emekli yaptılar. Bu adam diyor ki; ben NATO’ya giden ilk subayım, Amerikalıları çok severim, onlarla senli benliyimdir. Bu adam 27 Mayıs olduğu vakit İskenderun’dan Kıbrıs’a gitmişti. Çünkü ilk alay bizim tümenden yetiştirildi, Kıbrıs alayı. Bu da alay komutanı ama orada para var diye daha çok orada kalıyor.

Bu adama çok kafa tuttum 27 Mayıs sonrasında. Kendi subayları bana geldiler 28’inde, biz bu Turgut Sunalp’ı öldüreceğiz dediler. Ben engelledim. Sonra Genelkurmay bir hakim gönderdi, yüzbaşı Turgut Akan, olayı tahkik etti bana teşekkür etti gitti.

Turgut Sunalp geldi işkencede beni seyretti. Bu kadar iğrenç adamların bu kadar yüksek yere gelmesini anlamak mümkün değil. Bu tek başına bozuk düzenin bile göstergesi.

“BAŞBUĞ ASKERİ KİMLİĞİMİ ALDI”

Şenol ÇARIK >>> Kitabınızda Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’a yer ayırdığınızı ve pek çok eleştiride bulunduğunuzu görüyoruz.

Talat TURHAN >>> O’nun hakkında kitabımda çok açık sözler saydım. 48 yıl kullandığım askeri kimlik kartımı elimden aldı, ben şimdi orduevlerine gidemiyorum.

Şenol ÇARIK >>> Neden?

Talat TURHAN >>> Mason olduğu için. Ben anti-masonik yayın da yapıyorum. Bu kitapta ipliğini pazara çıkardım. Hem Avrasyacı hem Atlantikçi hem de mason.

O programda bana sordu moderatör ‘İlker Başbuğ’ dedi, ‘günaydın’ dedim.

Ne demek istiyorsun. Kurmay ismini Atatürk koydu. Eskiden erkan-ı harp zabitiydi.

Kurmay demek tasarımcısıdır. En büyük tasarımcı Genelkurmay Başkanıdır. İleriki olası durumlara ilişkin otuz tane plan yaptırır. Aradan altı ay geçer, öyle bir durum gelir ki o öngörü sayesinde, o yaptığı plana çok yakın bir planı revize eder, sahneye koyar. Görüyorum ki İlker Başbuğ olayların peşinde gidiyor. Böyle kurmay olmaz. Sonra dedim ki ben genelkurmay başkanı olsam bir tek subayın kimse kılına dokunamaz. Neden, çünkü sana tertip kuruyor. O durumda sen hakkını koruyacaksın.

Dur dur dur, bütün askerlerini ver ondan sonra sıra sana gelsin ve içeri girerken gazetecilere; “Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlandı. Takdir yüce Türk milletinindir” de.

Genelkurmay’dan Atatürk’e laik bir kurmay başkanı kolay kolay çıkmaz. Eski tabirle buna kat-ı rical derler, devlet adamı noksanlığı. Biz şu anda onu yaşıyoruz. Layık olmayan kişiler layık olmayan yerlerde oturuyorlar.

Şenol ÇARIK >>> Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Talat TURHAN >>> Beni değerlendirenler yazdığım kitapları okuyup değerlendirsinler. Ben kendimi sol Kemalist olarak sayıyorum. Beni savcı Marksist-Leninist olmakla suçluyor. Kalktım dedim ki, “Kapital’i okumadan Marksist-Leninist’im diyen namussuzdur. Kapital’i okumadan bir adamı Marksist-Leninist olarak suçlamak da namussuzluktur” dedim ve devam ettim: Bana gelince, zaten askerlikte bize bu tür kitapları okutmaları mümkün değildi, zaten o tür kitaplar yoktu piyasada. Ben şimdi emekli oldum aldım, tam okuyacaktım elimden aldınız o kitapları. Eğer okuyup da inansaydım takır takır sizin karşınıza ben Marksist-Leninistim derdim. Şimdi diyecek altyapıda kültürde kendimi hissetmiyorum.

“BEKLEDİĞİM DİRENİŞİ GÖSTEREN ÇOK ADAM ÇIKTI”

Şenol ÇARIK >>> Silivri’ye, Hasdal’a hiç ziyarete gidebildiniz mi?

Talat TURHAN >>> Üç büyük kanser, bir büyük ameliyat geçirdim, ancak Kuzguncuk’ta birkaç yüz metre yürüyebiliyorum o da bastonla. Beklediğim direnişi gösteren çok adam çıktı.

Söyleşi : Şenol ÇARIK - 18 Aralık 2015 - Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Clear

23°C

Istanbul