abd teror ihraci2

Paris saldırılarının sorumlusu : ABD!

‘Şimdi soru gerçekten de şu: Bu saldırılardan kim sorumlu?

Bu tarz sözde cihatçı hareketlerin varlığından kim sorumlu? Bana göre tüm bunların sorumlusu asıl olarak Batılı güçlerdir’ 

‘Avrupa’da 20-30 yıldır yürütülen aşırı gerici siyasetler, göçmenlere yönelik politikalar işsizlik meselesi vs. bir çaresizlik ortamı yarattı. Böylece her türlü terör eğilimi olan insanlar bu örgütlere katıldı’

Paris’teki IŞİD terörü sonrası birçok Avrupa ülkesi teyakkuza geçti. AB başkenti Brüksel’de kimsenin alışık olmadığı şekilde, bir haftaya yakın olağanüstü hal ilan edildi, şehre adeta kilit vuruldu. Avrupa’nın neredeyse tek gündemi bu saldırılar oldu. Gözler Avrupa’da yaşayan göçmenlere, özellikle de Müslüman topluma çevrildi.

Saldırıların merkezi Paris’te yaşayan iktisatçı Profesör Samir Amin ile IŞİD terörünün arkasındaki toplumsal nedenleri konuştuk. Prof. Amin’in baba tarafı Mısırlı, anne tarafı Fransız ve iki ülkede de yaşadı, üst düzey görevlerde bulundu. İki toplumu da çok yakından tanıyor. Samir Amin ile CIA ve MI6 gibi istihbarat örgütleri tarafından kurulan IŞİD tarzı terör örgütlerinin hangi insan kaynağından beslendiğini, bu ‘insan kaynağını’ hangi toplumsal düzenin yarattığını ele almaya çalıştık.

Telefon üzerinden yaptığımız söyleşi bir soru-cevaptan çok, sohbet havasında geçti. Prof. Amin’in, ilerlemiş yaşına rağmen dinç sesiyle ve büyük bir heyecanla paylaştığı değerlendirmelerini dikkatinize sunuyoruz:

‘GENÇLER GELECEĞİ KARANLIK GÖRÜYOR’

Şafak TERZİ >>> Paris’teki terör saldırıları bekleniyor muydu? Sorumlusu kim?

Samir AMİN >>> Bence bu saldırılar bekleniyordu, en azından beklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki, bir ihtimalle -hatta büyük ihtimalle- bu saldırılar devam edecek...

Şimdi soru gerçekten de şu: Bu saldırılardan kim sorumlu? Bu tarz sözde cihatçı hareketlerin varlığından kim sorumlu? Bana göre tüm bunların sorumlusu asıl olarak Batılı güçlerdir!

Şafak TERZİ >>> Peki, saldırıların sebebi nedir?

Samir AMİN >>> İki nedeni olduğunu düşünüyorum, birbiriyle bağlantılı ve birbirinden ayrılamaz sebepler:

Birinci neden, sözde ‘küreselleşmiş neoliberalizmin’ ekonomik ve sosyal felaketler yaratma politikasıdır. Bu politikalar, dünyanın her yerinde; Avrupa’da, Ortadoğu’da ve başka yerlerde sosyal felaketlere yol açmıştır.

Şimdi bu neoliberal siyasetler; merkezde -yani kapitalist-emperyalist merkezlerde- yani Kuzeybatı Avrupa’da, Fransa’da, Almanya’da güvencesiz yaşama, güvencesiz çalışmaya, kitlesel işsizliğe yol açtı ve gençliğin geleceğe yönelik ufkunu kararttı.

‘YARATILAN ÇARESİZLİK ORTAMI...’

Şafak TERZİ >>> Avrupa’daki yabancılar bundan nasıl etkilendi?

Samir AMİN >>> Bu şeytani politikaların azınlıklar üzerindeki etkisi çok daha beter oldu, özellikle de göçmen ailelerin çocukları üzerinde... Ve bu göçmenlerin çoğu Müslümanların çoğunlukta olduğu ülkelerden geliyor. Ve Avrupa’da 20-30 yıldır yürütülen aşırı gerici siyasetler, göçmenlere yönelik politikalar, işsizlik meselesi, tüm bu meseleler vs. bir çaresizlik ortamı yarattı. Doğal olarak bu tarz örgütlenmeler çekim merkezi olmaya başladı ve her türlü terör eğilimi olan, anarşist yaklaşımı bulunan insanlar bu örgütlere katıldı, adeta silah altına alındı, ayrıca çaresizlik ortamı kendiliğindenci isyanların büyümesine elverişli bir zemin hazırladı.

‘ORTADOĞU’DA HALKÇI İKTİDARLAR DEVRİLDİ’

Şafak TERZİ >>> Peki, bahsettiğiniz bu Müslüman göçmenlerin aslen geldikleri ülkeler neoliberal düzenden nasıl etkileniyor?

Samir AMİN >>> İşte diğer boyutu da tabi Ortadoğu ve diğer ülkeler... Asya’ya, Afrika’ya, Latin Amerika’ya bakacak olursak, -ama ben Ortadoğu’ya odaklanıyorum- neoliberalizmin ekonomik ve sosyal politikaları buralarda, merkezlere kıyasla daha da felaket ve yıkıcı oldu. Bu politikalar devlet gücünün ve devlet gücüyle bağlantılı toplumsal örgütlenmenin tamamen dağılmasına yol açtı. Yani şunu demek istiyorum; Ortadoğu’da Cemal Abdül Nasır, Suriye ve Irak’ta Baas, Cezayir’de Huari Bumedyen tarafından yürütülen milli ve halkçı siyasetler yerine, neoliberal politikalarla aynı hizaya giren yönetimler geldi ve bu maalesef Suriye’de ve tabi Mısır’da da bu şekilde oldu... Tüm bunlar haliyle, siyaset sisteminin güvenirliğini topyekûn kaybetmesine yol açtı. Sistemin normal yollarla değişebilme ihtimaline olan inancın yok olmasına neden oldu. Yalnızca seçim yoluyla değil olağan yollarla... Bu da sözde İslamcı, cihatçı, kökten dinci ve terörist hareketler için bir zemin yarattı. Hem Avrupa’da, hem Ortadoğu’daki temel sebep budur...

‘FRANSA HÂLÂ EL NUSRA’YI ÖVÜYOR’

Şafak TERZİ >>> Tabii Batılı istihbarat örgütleri de bu zemini kullandı...

Samir AMİN >>> Kesinlikle... Meseleyi, Batılı güçlerin Ortadoğu’da izledikleri jeostratejiyle ilişkilendirmek ve bu çerçevede incelemek lazım. Jeostrateji derken, asıl olarak ABD’yi kastediyorum... Ve tabii Avrupa Birliği’ni, daha doğrusu ABD güdümündeki AB ülkelerini demek istiyorum ve doğal olarak NATO ülkelerini... NATO sonuçta neoliberalizmin askeri elidir ve asla unutmamak lazım, Türkiye de NATO’nun önemli bir üyesidir... İşte bu jeostratejiyle, Ortadoğu ülkelerini yok etmeyi tercih ettiler çünkü başka bir seçenekleri yoktu. Bu ülkeleri tamamen imha etmeye giriştiler, yalnızca devlet aygıtını yok ederek değil, aynı zamanda sosyal dokuyu, toplumsal örgütlenmeyi de yerle bir ederek ilerlediler; etnik köken, dil, din üzerinde oyun oynayarak; Sünni, Şii, Müslüman, Hıristiyan vs. şeklinde sistematik olarak yaptılar bunu! Sistemli biçimde!

Ve sözde İslamcı, cihatçı terörist hareketleri yaratmaya ve bu hareketlerin bölgede bir zemin bulmasını sağlamaya kadar ilerlediler. Özellikle de Irak ve Suriye’de... Bu iki ülkedeki durum Batılı güçlerin jeostratejilerinin doğrudan sonucudur. Ben bu çerçevede IŞİD’in bir istisna olduğunu düşünmüyorum... Diğer sözde cihatçı hareketler, Humus ve Hama’daki Müslüman Kardeşler ya da El Nusra veya diğerleri, hepsi birbirinin aynısı... Hepsi Batılı güçlerin ürünü... Tamamı destek gördü; örneğin birkaç ay önce Laurent Fabius’u duyduk, Fransa Dışişleri Bakanı, El Nusra’nın Suriye’de iyi iş çıkardığını söylüyordu... El Nusra’nın Suriye’de yaptığı şey, IŞİD’in Paris’te yaptığı şeyle bire bir aynı! Yani halka karşı, topluma karşı terör eylemleri, suikastlar, adam öldürmeler...

Şafak TERZİ >>> Charlie Hebdo saldırısından (7 Ocak 2015) sonra, Fransa Dışişleri Bakanı’nın çıkıp El Nusra gibi cihatçı bir terör örgütünün başarısından söz etmesi, Fransa’da tepki çekmedi mi? Neden böyle bir açıklama yaptı?

Samir AMİN >>> Çünkü bölgede asıl ve hatta neredeyse tek düşman olarak Beşar Esad’ı görüyorlar... Bu nedenle terör örgütlerini fiilen desteklediler, hepsini... Suriye ordusuna karşı sürekli devam eden bir savaş yaratılmasaydı, IŞİD asla ve asla Suriye’ye giremezdi ve ülke topraklarının üçte birini, hatta yarısını “fethedemezdi”... Suriye ordusuna karşı Halep’te, Humus’ta, Hama’da ve Türkiye ile olan sınır boyunca hiç durmadan saldırılar düzenlendi, bu sayede IŞİD genişledi... Unutmadan, bunlar Türkiye’nin de Beşar Esad’a karşı bu terör gruplarını desteklemesiyle başarıldı.

SAMİR AMİN KİMDİR?

Prof. Dr. Samir Amin 1931 Mısır doğumlu Arap Marksist iktisatçı ve teorisyen... Monthly Review dergisinin yazarlarından. Samir Amin’in bir kısmı Kaynak Yayınları’ndan çıkan 30’u aşkın kitabı var. Amin, 1957-1960 yılları arasında Nasır döneminde, Mısır Ekonomik Yönetimi Kurumu araştırma memuru olarak çalıştı. 1960-1963 yılları arasında Mali Planlama Bakanlığı Başdanışmanı oldu. Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Kalkınma ve Planlama Enstitüsü’nde (IDEP) çalıştı. 1970 yılına kadar Poitiers Üniversitesi, Dakar Üniversitesi ve Paris Vincennes Üniversitesi’nde profesör olarak çalıştı. 1970-1980 yılları arasında IDEP Müdürü oldu. 1980 yılında Dakar’daki Üçüncü Dünya Forumu’nun Başkanı oldu.

YARIN: Paris saldırısı Fransa’yı ABD’ye mi yaklaştırıyor yoksa Rusya’ya mı? Mali’deki saldırının perde arkası ne?

Şafak TERZİ - 01 Aralık 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Clear

25°C

Istanbul