bu meclis anayasa yapamaz2

Bu Meclis yeni Anayasa yapamaz!

1 Kasım seçimlerinden sonraki açıklamalarına bakıldığında, iktidarı ve muhalefetiyle tüm partilerin yeni bir anayasa yapımında düşünce birliği içinde olduğu anlaşılıyor.

Hemen seçim akşamı Başbakan Ahmet Davutoğlu yeni bir Anayasa’dan söz etmiş, onu AKP sözcüsü Ömer Çelik’in aynı konudaki açıklaması izlemiştir. Ardından HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, HDP’li Celal Doğan ve Dengir Mir Mehmet Fırat korosu yeni anayasa istemini dillendirmiştir. Son olarak CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin de kervana katılmış, yeni anayasa yapımını partisinin de istediğini belirtmiştir.

AKP ve HDP’yi anlamak olanaklıdır.

AKP, RTE’nin fiili başkanlığını anayasal zemine oturtup meşrulaştırmak, laikliği içini boşaltarak yok etmek; HDP ise Türk Ulusu kavramını ve Türklüğü anayasadan çıkarmak, Kürt kimliğine anayasal statü kazandırmak ve bağımsızlığın yolunu açacak özerkliğe kavuşmak için yeni anayasa istemektedirler.

Yani kendi ideolojilerini anayasallaştırmak çabası içindedirler. Ülke, ulus ve toplum yararına istenen bir şey yoktur. Tam tersine yeni anayasayla laik, demokratik Cumhuriyeti, ulusal birliği ve üniter Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yok etmenin peşindedirler.  

Nitekim “Seni başkan yaptırmayacağız” diye bağıran HDP’liler, 1 Kasım seçimlerinden sonra, “Başkanlık sistemi dahil tüm modeller tartışılabilir” demeye başlamışlardır. Yani “Al başkanlığı, ver özerkliği” yaklaşımı içindeler.

AKP’nin ise, fiili başkanlığı anayasal statüye kavuşturmak karşılığında vermeyeceği ödün yoktur. Çünkü fiili başkanlığın ağır bir anayasayı ihlal suçu, hatta anayasaya karşı yapılmış bir sivil darbe olduğunun bilincindedirler.

Onları anlamak olanaklıdır da, anayasa hukuku öğretisine, anayasa kuramına, Anayasa’nın doğrudan kendisine aykırı bir “yeni anayasa yapımı” konusunda CHP’nin ısrarcı olmasını anlamak zordur. Üstelik diğer partilerin amaçları ortada iken aynı konuda ısrar edilmesi, anlaşılır gibi değildir.

MECLiS YENi ANAYASA YAPAMAZ!

Bu Meclis’in neden yeni bir anayasa yapamayacağını açıklamaya çalışacağım. Bununla ilgili çok yazı yazdım, başkalarınca da yazıldı. Ama bir kez daha yinelemekte yarar olduğu anlaşılıyor.

Bu kez, anayasa hukuku öğretisi yönünden, genel seçimlerle işbaşına gelen bir parlamentonun neden yeni bir anayasa yapamayacağı üzerinde durmayacağım. Doğrudan, sözde yürürlükte olan Anayasa’nın mevcut kurallarından yola çıkarak bu Meclis’in neden yeni bir anayasa yapamayacağını anlatmaya çalışacağım.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasal rejim tercihi 1982 Anayasası’yla kurallaştırılmış; Devlet organları bu tercihe uygun olarak Anayasa’da oluşturulmuş, organların görev ve yetkilerine yine Anayasa’da yer verilmiş, bu yetkileri kullanacak kurumlar da Anayasa’da tek tek sayılmıştır.

Anayasa’da bir şey daha yapılmış; hiçbir organın, “kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı” özellikle ve açıkça vurgulanmıştır.

Anayasa’nın tercih ettiği siyasal rejim, parlamenter demokratik yönetim biçimidir. Bu tercihe uygun olarak erkler yasama, yürütme ve yargı olarak ayrılmış, erklerin birbirinin alanına müdahale etmeden, işbölümü yaparak ve işbirliği içinde çalışması öngörülmüştür.

Demokrasiden sapılmaması için de erkler arasındaki denetleme dengeleme mekanizması kurulmuştur.

Yasama, yürütme ve yargıyı oluşturacak kurumlar da Anayasa’da belirtilmiştir. Yasama yetkisi TBMM’ne, yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na, yargılama yetkisi de bağımsız mahkemelere verilmiştir.

Bu kurumların nasıl oluşturulacağı yine Anayasa’da belirlenmiştir. Konumuz yönünden yalnızca TBMM ele alındığında, Meclis’in genel seçimlerle oluşturulduğu görülmektedir.

Yani TBMM’nin mevcudiyetinin ve meşruiyetinin dayanağı ve kaynağı 1982 Anayasası’dır. Bu dayanak aynı zamanda TBMM’ni kullanabileceği yetkiler yönünden bağlamakta ve sınırlamaktadır.

TBMM’nin görev ve yetkilerine, Anayasa’nın 87. ve diğer maddelerinde yer verilmiştir. Gerek 87. maddede, gerek diğer maddelerin hiçbirinde, genel seçimlerle oluşturulan TBMM’ne yeni bir anayasa yapma yetkisi verilmemiştir.

Böyle bir yetkinin kullanılması, kaynağını anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanma anlamına gelecektir ki, bunun ağır bir Anayasa’yı ihlal suçu oluşturacağında kuşku bulunmamaktadır.

YALNIZCA ANAYASA’DA DEĞİŞİKLİK YAPILABİLİR!

Anayasa’nın 175. maddesinde, TBMM’ne yalnızca bu Anayasa’da değişiklik yapma yetkisi verilmiştir. O da çeşitli koşullara ve sınırlamalara bağlanmıştır. Koşul ve sınırlamalar usul ve esasa ilişkindir.

Anayasa değişikliğinin önerilmesinde, kabulünde ve halkoyuna sunulmasında kimi sayısal sınırlamalar getirilmiş; Anayasa değişikliği yapılabilmesi, yasa kabulünden farklı biçimde nitelikli çoğunluğa bağlanmıştır. Bunlar usule ilişkindir.

Asıl sınırlama esasa ilişkin olanıdır ki, buna Anayasa’nın 4. maddesinde yer verilmiştir. Maddeye göre, “Anayasanın 1. maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile 2. maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesi hükümleri değiştirilemez, değiştirilmesi teklif edilemez.”

İşte AKP’nin de HDP’nin de “yeni anayasa” demelerinin nedeni budur. Çünkü ilk 3 madde dışında tüm maddeleri değiştirebileceklerini onlar da bilmektedirler. Ancak yapmak istedikleri düzenlemelere Anayasa’nın 4. madde kuralı engeldir.

Bunun içindir ki, AKP’li Mehmet Ali Şahin, Anayasa’nın 2. maddesine de dokunulması gerektiğini açıkça ifade etmiştir.

Şunu da anlamakta zorluk çekiyoruz: Eğer Anayasa dışına çıkıp yeni bir anayasa yapacaksanız, neden Anayasa’yı değiştirme yetkisine ilişkin 175. maddesindeki biçim koşullarına uygun davranmaya çalışıyorsunuz?

Yok efendim yeni Anayasa için en az 330 oy gerekliymiş, yok efendim kabul sayısı 367’yi geçse bile yeni anayasa halkoyuna sunulacakmış. Bunların tümü anayasa değişikliğine ilişkin biçimsel koşullardır. Anayasa dışına çıkılarak yeni bir anayasa yapılacağına göre, Anayasa’nın 4. maddesindeki esasa ilişkin sınırla kendinizi bağlı saymadığınıza göre, 175. maddesindeki biçimsel koşullara uyma zorunluluğunuz da yoktur.

AKP’nin 13 milletvekili devşirerek tek başına ya da HDP ile sonuçta birleşerek, kendi isteklerini içeren bir anayasayı “oldubittiye” getirip kabul edeceklerinden kaygı duymaktayız. Böyle bir tutum, tıpkı parlamenter rejimi sonlandırıp “fiili başkanlık” ilan etmek gibi, anayasaya karşı yapılmış sivil bir darbe olacaktır.

Çünkü anayasadan, yani toplumsal birliktelik temel yasasından söz ediyoruz. Böyle bir temel yasayı bırakınız tek başına bir ya da birkaç siyasal partiyi, TBMM bile yapamaz.

Çünkü mevcudiyetinin ve meşruiyetinin kaynağı ve dayanağı olan mevcut Anayasa’yı yasama organının yürürlükten kaldırması siyaseten ve hukuken olanaksızdır. Mevcudu kaldırmadan da yenisini yürürlüğe koymanın olanağı yoktur. Mevcut Anayasa’nın yetkisiz biçimde bir oldubittiyle yürürlükten kaldırılması ise Anayasa’ya karşı yapılmış darbeden başka bir şey değildir.

Son olarak bir anımsatma yapmakta da yarar görürüz.

İstatistikler, halkın çoğunluğunun başkanlık sistemi istemediğini ortaya koymuştur. Nitekim 7 Haziran seçimlerinde ana konu başkanlık sistemi yapılınca, AKP’nin oyları 40.7’ye düşmüştür.

Bunun tersine 1 Kasım seçimlerinde başkanlık sistemi hiç konu yapılmayınca oylar yeniden yükselmiştir. Yani halk başkanlık sisteminden vazgeçtiği için AKP’ye yeniden, hemen hemen 2011 seçimleri düzeyinde oy vermiştir.

Bu durum da, halkın çoğunluğunun başkanlık sistemini istemediğinin ortaya konulması yönünden önemlidir. Şimdi konunun yeniden ısıtılıp gündeme alınması, seçmen iradesiyle, onların sevdiği söyleyişle “millet iradesiyle” de bağdaşmamaktadır.

Bülent SERİM - 06 Kasım 2015 - Odatv

Son Yazılar

Mostly cloudy

13°C

Istanbul