levent kirca aydinlik cikiyor225

Bu Dünya’dan Bir Levent KIRCA Geçti...

Aydınlık İstanbul matbaasının açılışında Levent Kırca,

“İçim içime sığmıyor şu an. Öyle ki, tuluma bile sığamadım. Baksanıza küçük geldi, fermuarı kapanmıyor. Aydınlık, Türkiye’nin aydınlık yüzüdür. Böyle bir gazetede köşe yazmak benim için büyük bir onur. Bana da bu paye verildi ya, çok mutluyum ve heyecanlıyım” demiş ve düğmeye basmıştı..

levent kirca aydinlik cikiyor1

Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Merkez örgütünde çalışıyordum o zamanlar. 1970’lı yılların başında “Kördövüşü” adlı ilk oyunum İstanbul’da Üsküdar Oyuncuları’nda (Ergun Köknar- Suna Pekuysal), ardından da “Öğretmen” adlı oyunum Ankara Devlet Tiyatrosu Altındağ Sahnesi’nde gösterime girmişti. Sıkıyönetim yıllarıydı. “Öğretmen” henüz 13 üncü kez oynanırken yasaklanıverdi ve adım birden duyuldu tiyatro ve sanat çevrelerinde.

İşte tam da o günlerde, zaten adını TRT’de yaptığı “Oyun Treni” ile duyuran ancak henüz tanışmadığım Levent Kırca geldi çalıştığım yere. Özetle “Oyun Treni’nin metinlerini yazar mısın?” diye sordu. Yazdım da. Ancak sürdüremeyeceğimi söyledim sonrasında Levent’e. Ben oyun yazarı olmak istiyordum çünkü. O günden sonra da zaman zaman buluşmaya başladık Levent’le. Düşlerimizden söz ediyorduk.

Önce Levent taşındı İstanbul’a... 1980 Darbesinden sonra da tayin isteyip ben taşındım. Evet, Ankara derli toplu bir kentti ancak düşlerimizin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engeldi de. Ancak şunu da teslim etmeliyim ki Ankara benim kültür birikimimi çoğalttığım bir kent olmuştur. Ve Ankara’dan İstanbul’a yerleşenler kendi alanlarında hep başarılı olmuşlardır. Sonra İstanbul’da Kadıköy Halk Eğitim Merkez Müdürü olarak çalışmaya başladım. Ancak bir gayya kuyusuydu orası. Bir yılda dokuz müdür göreve getirilmiş ve görevden alınmıştı. Yolsuzluklar diz boyuydu. Haddimi aşıp her şeyi düzeltmeye kalkıştım. Ve sonuçta “sakıncalı” sayılıp Önce Yozgat- Çekerek sürgünü ve ardından da işim bitirildi. 12 Eylül’ün en sert zamanlarıydı. Bir yerlerde bir işe girebilme umudu doğuyorsa da, birden birileri gelip engelliyordu bunu. Çok tehlikeli (!) biriydim çünkü. Sonuçta yazarlıktan başka bir seçenek bırakmamışlardı önümde. Birden yine Levent çıktı geldi bana. Levent’in durumu da pek iç açıcı değildi. Hodri Meydan Kültür Merkezi’nde güya tiyatro yapıyordu ancak Merkezin kirasını bile ödeyemiyordu. Tek kanal olan TRT’ye de bir şeyler yapamıyordu. Yasaklıydı çünkü. “Kadıncıklar” ı oynayalım Tuncer. İkimizi de kurtarır bu oyun. “ dedi. Oysa ben Ali Poyrazoğlu dahil birçok tiyatroya götürmüştüm oyunu önceden. Hepsinden de ret yanıtı almıştım. (Bugün düşünüyorum da belki birileri yine tiyatrolara bu komünistin oyunlarını oynamayın diye baskı yapmış olabilir.) Levent hemen provaya alıp oynamaya başladı Kadıncıklar’ı. Oyundaki Parlak’ı oynuyordu... Kıyamet koptu... İkimiz de para kazanmaya başladık. Ben de aylar sonra geçimimi sağlamaya başladım. Eskişehir’de sinema televizyon bölümünde okuyan kızıma daha rahat para gönderebiliyordum artık. Kıştı. Levent’in de benim de paltomuz yoktu. Birlikte gidip birer palto aldık kendimize. Boz birer çoban paltosu. Postacı paltosu gibi. Giyindik, içimiz ısındı ve Hodri Meydan Kültür Merkezi’ne geldik. Paltolar sırtlarımızda içeriye girdik. Levent o zamanlar Oya Başar’la büyük aşk yaşıyordu. Oya bizi gördü. Dehşet içindeydi. “Sevgili postacılar. Hoş geldiniz. Bana mektup falan var mı?” dedi. “Bari renklerini ayrı alsaydınız. Hayret ettiğim şey sizin gibi yaratıcı ve zeki iki insanın bu kadar zevksiz oluşu!”

levent kirca halk adami

Levent “Kadıncıklar” dan sonra hemen benim “Dosya” adlı oyunumu sahneledi. Kendisi de oyunda hırsızlıkları ve yolsuzlukları organize eden yöneticiyi oynuyordu. Hatta oyun finalinde de yönetici iki elini başının üstünde kenetleyip “ANAP” selamı veriyordu. O oyun da kıyamet koparttı. Ankara’da oyunu izlemeye Turgut Özal ve eşi Semra Hanım da geldi. En ön sıradaydılar ve oyun finalinde hırsızlığı organize eden yöneticinin ANAP selamını görünce Özal’ın koltukta aşağıya doğru kaykıldığını ve adeta yok olduğunu gördüm. Doğrudan kendisi hedefleniyordu çünkü. Özal’lar kulise de geldiler büyük bir olgunlukla. Ve ne dediler biliyor musunuz? “TRT’de yasaklıymışsın Levent Bey. Yarın bize kahvaltıya bekliyoruz. Şu yasağını kaldıralım. Çünkü bu halkın gülmeye ihtiyacı var ve sen bunu yapıyorsun.”

Ertesi gün ne mi oldu? Kahvaltıya gittiler Oya ile birlikte ve Levent Kırca’nın TRT yasağı kaldırıldı. Evet kaldırıldı.

levent kirca halk adami2

Bu. demokrasiyi getireceğini söyleyen AKP iktidarı ne mi yaptı? İlkin Levent’in “Devlet Sanatçılığı” unvanını geri aldı. Sonra Levent’in tüm iş olanaklarını yok etti. Televizyonlara program yapmasını ve bu yolla hem halkı güldürmesini hem de ekonomisini sağlamasını engelledi. Televizyonlara konuk olarak çıkmasını, gazetelere röportaj vermesini bile engelledi. Levent’in üzerinde büyük bir baskı oluşturdu kısacası. Ve o baskı da böyle duyarlı birinde kanser olarak boy gösterdi ve üç ayda Levent’imizi elimizden aldı.

Levent’e bu kötülükleri yapanları unutmayacağız!

Dileğimiz halkımızın da unutmaması ve asla bağışlamamasıdır tüm sorumluları.

Tuncer CÜCENOĞLU - 18 Ekim 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Scattered thunderstorms

27°C

Istanbul