Deniz-Som3“Hoşçakal Kardeşim DENİZ”

Yüz yüze hiç karşılaşmadık, ama iyi dosttuk.
Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nde çalışırken, başıma gelen bir olayı yazmış, öylesine de Cumhuriyet gazetesine göndermiştim.

1993 yılıydı. Bir gece geç saatlere kadar çalışmıştım. Binada kimse kalmamıştı. Bir tek kapıda gece nöbetçisi olarak çalışan görevli vardı.


Ertesi gün de rahmetli Halit Refiğ’i aramam gerekiyordu. Kültür Bakanlığı’nın yürüttüğü Atatürk projesinin bir ayağını da o çekecekti: Gazi ile Latife…

Kapıdaki görevliyi çağırdım, “Sabah bana Gazi ile Latife’yi hatırlat,” dedim.

“Peki,” dedi, çıktı.

İki dakika sonra geldi, “Şimdi bulmamı ister misiniz,” diye sordu.

“Kimi?”

“Gazi ile Latife’yi?”

Ne diyeceğimi şaşırdım. “Ara ama artık çok geç,” dedim, geçiştirmek amacıyla.

“Niye,” diye sordu tekrar.

“Boşver, sen yarın hatırlat,” dedim.

Kapıda hala beklediğini görünce, “İkisi de artık rahmetli,” dedim.

“Başınız sağolsun,” dedi. “Yakınınız mıydı?”
“Herkes kadar,” dedim. Sıkılmaya başlamıştım.

Çıktı…

On dakika sonra yine geldi.

“Onlar için dua okudum müdürüm,” dedi.

Kültür Bakanlığı’nın kültürü diye yazmıştım bunu. Deniz Som da köşesine almıştı

Ondan sonra arada bir yazdıklarıma köşesinde yer veriyordu.

Yıllar sonra Çorum’a sürüldüğümde, Başbakan Bülent Ecevit’in özel kalem müdürü Zeynel Yeşilay’ın fotoğraf sergisi ile, Kültür Bakanlığı tarafından filmi satın alınan Selçuk Kızılkayak’ın film gösterimi vardı. Film Bakanlık onaylıydı yani.

Bütün okulların filmi ücretsiz izlemesini sağlamak için okullara yazı yazdım. Film gösterimi devlet tiyatro salonunda yapılacaktı ve fuayede de Zeynel Yeşilay’ın fotoğraf sergisi olacaktı.

Milli Eğitim Müdürü gösterilecek filmin kasetini, Zeynel Yeşilay ile Selçuk Kızılkayak’ın da özgeçmişlerini istedi. Bunların verilmemesi halinde öğrencilerin filmleri ve sergiyi izlemeye gelemeyeceğini de ekledi.

Her ikisinin de bilgilerinin Kültür Müdürlüğü’nde olduğunu, kendisi ne kadar devlet memuruysa, benim de o kadar olduğumu belirttim.

Ardından Emniyet Müdürlüğü Selçuk Kızılkayak ve Zeynel Yeşilay’ın “temiz” kağıtlarını istedi.

Anlaşılan Emniyet Müdürlüğü ile Milli Eğitim Müdürlüğü paslaşıyordu.

Bütün hırçınlığımla bağırıp çağırmaya başladım. Her ikisine de telefon ettim ve yaptıklarının yanlış olduğunu söyledim. Sponsorluğu üstlenen belediye başkanlığına da durumu bildirdim.

Belediyeden bir arkadaş Deniz Som’a haber vermiş.

Yarım saat sonra telefonum çaldı. Arayan Deniz Som’du…

“Yahu ben Mümtaz İdil muhabiriyim. Her gittiğin yerde olay çıkarmak zorundamısın,” diyen babacan bir ses.

Durumu ona da anlattım. Hemen köşesinde yazdı.

Ertesi gün Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Cordan aradı: “Durumu tırmandırmayın Mümtaz bey,” diye.

Başbakan’ın Özel Kalem Müdürü’nün “iyi hal kağıdını” istiyorlar Sn. Müsteşar, bu normal mi sizce,” diye ona da çıkıştım.

Efendi adamdı. “Tırmandırmayalım,” dedi yalnızca.

Aynı gün Kültür Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Abdullah Dörtlemez aradı: “Niye bana haber vermedin Mümtaz. Biz devreye girerdik,” diye.

Daha da sinirlendim. “Bütün illerde Kültür Müdürleri zurnanın son deliği. Bunun suçlusu da sizsiniz. Bakanlık. Burada Milli Eğitim Müdürü ile ben başa çıkabilirim, Emniyet Müdürü ile de başa çıkabilirim. Çıkıyorum da zaten. Ama siz bana diyorsunuz ki, mahallenin kabadayısı seni dövdüyse niye bana haber vermedin? Böyle şey olur mu?”

Deniz işin peşini bırakmadı. Olay kapatıldı, ama filmler de gösterilmedi.

Deniz ile arada bir yazışıyorduk. Birgün ve ilk kez onu televizyonda görünce, “benden genç ve daha yakışıklı görünüyorsun,” diye telefon etmiştim.

Son olarak burada yazmaya başladığımda, duyuran da Deniz Som olmuştu.

O zaman hasta olduğunu biliyordum. Telefon edip, aynı hastalıkla boğuştuğumu, güçlü olmamız gerektiğini söyledim.

Son konuşmamız da bu oldu…

Bazı dostluklar böyle…

Hiç yüz yüze gelmedik, ama sanırım birbirimizi çok sevdik.

Mümtaz İDİL - 15.10.2010 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Son Yazılar