ufuk soylemez3

Her 1 kuruş, 184 milyar kuruş yük bindiriyor!

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu -gelişmekte olan ve fakat ne hikmetse bir türlü gelişemeyen ülkeler- yine aynı senaryoyu adeta kader gibi yeniden yaşıyorlar.

Yüksek faiz-sıcak para politikalarında, rüzgar bir kez daha ters döndü.

Paraları hızla değer yitiriyor.

Yılbaşından bugüne; Brezilya, Güney Afrika, Rusya, Şili, Hindistan, Tayland ve Çin gibi ülkeler sürekli devalüasyon yaşıyorlar. Türk Lirası ise yılbaşından bugüne dolar karşısında yüzde 23 oranında devalüe oldu.

Dolar kurunun 3 TL’yi bulacağına dair tahminler artık gerçekçi görünüyor.

Çünkü Türk ekonomisi, dünya genelinde petrol ve emtia fiyatlarındaki düşüşlerin yanı sıra, ABD’nin yıl içinde faiz artırımına başlayacağı yönündeki beklentiler nedeniyle çalkantılı bir sürece girmişken, özelde yaşanan iç siyasal kaos ve yükselen terör saldırıları nedeniyle giderek olumsuz yönde ayrışıyor.

Hazine Müşteşarlığı verilerine göre, 2015 yılının ilk çeyreği itibariyle, Türkiye’nin toplam dış borç stoğu 392.8 milyar dolar. Bunun 277.4 milyar doları ise özel sektöre ait (reel sektör+bankalar).

2014 yıl sonu itibariyle ise reel sektörün net döviz açığı 184 milyar dolar. Yani, özel sektör şirketlerinin döviz varlıklarıyla döviz borçları arasındaki fark (-184 milyar dolar). Bunun anlamı döviz kurlarındaki her artışın aynı oranda bu borç yükünü ağırlaştırmasıdır.

Reel sektörün şimdi uykuları kaçıyor.

Bol keseden dağıtılan, hatta döviz kazancı ve/veya girdisi olmayan firmaların dahi aldıkları milyarlarca dolarlık dış borç, bugün giderek büyük bir kabusa dönüşüyor.

Dolar kurundaki her 1 kuruşluk artış, 2014 yılsonu rakamları itibarıyla “184 milyar kuruşluk” bir ek borç yüküne neden oluyor.

Öte yandan, bugün toplam dış borç stoğunun yüzde 70’i aşkın bölümü özel sektörün üzerinde bulunuyor. Ancak dış borç, yerel para ile yapılan iç borca benzemez.

Çünkü, geri ödenmesi için mutlaka dövize ihtiyaç vardır. Yani sıkışıldığında iç borç gibi para basmak ve/veya enflasyonu yükseltmek suretiyle azaltılıp-ödenemez.

Başka büyük bir sorun da hane halkının durumu. Türkiye’de son 10 yılda hane halkı-bireyler tam anlamıyla -borç batağına- sürüklenmiş vaziyette. Gelecekteki - garantisi ve sürekliliği olmayan- işlerini ve gelirlerini ipotek ederek, günlük tüketim için borçlanmış olan hane halkının borçluluk oranları endişe verici boyutlarda.

2002 yılında, hane halkının kredi kartı ve tüketici kredisi toplam borçlarının, milli gelire oranı yüzde 2 civarında iken, 2014 yılı sonunda bu oran yüzde 22’ye yaklaşmıştır.

İşin daha can sıkıcı tarafı ise bu borçların yaklaşık yüzde 70’inin -kısa vadeli- tüketim kredileri olmasıdır.

Aklı başında herkesin, her ekonomi yöneticisinin ve her devlet adamının bu tablo karşısında uykularının kaçması gerekir.

Tabii, her 1 kuruşluk devalüasyonla sırtlarındaki borç yükü 184 milyar kuruş artan reel sektör ile borca batmış hane halkının gözüne hiç uyku girmez.

Çözüm ve çıkış yolu elbette mümkün. Ama önce siyasi belirsizlik ve sosyal kaos koşullarının ortadan kalkması, terörle mücadelenin başarıya ulaşması, olumsuz beklentilerin azaltılması gerekiyor.

İstikrarsızlık-belirsizlik ve kredibilite kaybının olduğu bir iklimde, ekonomik, alternatif çözüm ve iyileştirme tedbirlerinin hayata geçirilmesi kolay da değil, mümkün de değil...

Ufuk SÖYLEMEZ - 20 Ağustos 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

22°C

Istanbul