ufuk soylemez3

Zor bir ‘ekonomi’ yazısı!

Türk ekonomisi, imalat yerine ithalatı, tasarruf yerine borçlanmayı, yatırım yerine tüketimi esas alan sıcak para politikalarında

ısrar edilmesine rağmen “hala” durumu idare ediyor gibi görünmesi, hem iyi hem de kötü.

İyi çünkü, siyasal kaos ve terör sarmalındaki ülkede belirsizlik ve giderek artan olumsuz beklentilerin, şok bir sermaye kaçışı ile tetiklenebilecek bir ekonomik krize dönüşmesi çok kötü olur.

Böyle bir kriz kuşkusuz ki, siyasal iktidara ciddi bir bedel ödetir. Ancak, yine döner dolaşır, fakir-fukarayı vurur.

2001 krizinde de yaşandığı üzere, K. Derviş ve/veya onun müritleri, iş dünyasının geriye ödemekte zorlandığı dış borçlarına Hazineyi yine kefil ederler. Faturayı krizin müsebbipleri değil, millet öder.

O yüzden, “ekonomide kriz geldi, geliyor” şeklinde yazıp konuşmaktan mümkün olduğunca kaçınır, onun yerine uyarılarımı yapar ve alternatif ekonomi politikaları öneririm.

Şimdi, Türk ve dünya ekonomisinin içinde bulunduğu bazı göstergelere birlikte bakalım;

Petrol fiyatları dünyada son 6 yılın en düşük seviyesine geriledi. Bu bizim için büyük bir şans. Hoş, anormal yüksek vergiler nedeniyle yine dünyanın en pahalı benzinini tüketiyoruz ama petrol ithalatımızın faturasında milyarlarca dolarlık bir hafifleme söz konusu.

Öte yandan, dünyada gıda fiyatları genel olarak ve FAO endekslerine göre 2007- 2015 yılları arasında hiç artmamış, yani “sıfır” düzeyinde kalmış.

Ama Türkiye’de aynı dönemde yüzde 120’ye yakın artmış. Yani son 7-8 yılda gıda fiyatları Türkiye’de ortalama olarak her yıl yüzde 15 dolayında yükselmiş.

Yıllık enflasyon oranının da üzerinde gerçekleşen bu gıda fiyatlarının artışını nasıl izah edeceğiz?

Kurban bayramı yaklaşırken, Avrupa ülkelerinin 3-4 katı daha fazla bir fiyatla et tüketebilen bir “tarım” ülkesiyiz.

Ürettiğimiz ayçiçeğinden fındığa kadar, son 2-3 yıldaki fiyat artışları yüzde 100’leri buldu. Öte yandan, yılbaşından bu yana borsa endeksi 84 binlerden, 77 binlere geriledi.

BİST (Borsa İstanbul) endeksi, yılbaşına göre yüzde 20’den fazla değer yitirdi.

BİST endeksinin değer kaybı, The Economist dergisinin takip ettiği dünyadaki 43 borsa içinde, en büyük değer kaybı yaşayan (Kolombiya’dan sonra) ikinci borsa durumuna getirdi Türkiye’yi.

Yine, The Economist dergisinin düzenli olarak verilerini yayınladığı 43 ekonomi arasında, enflasyonu Rusya, Venezuella ve Mısır’dan sonra en yüksek 4üncü ülke durumunda Türkiye.

Türk lirası “anlık ve şok” bir devalüasyon yaşamamasına rağmen, dünyanın en kırılgan para birimlerinden biri haline geldi.

DEVALÜASYON KRONİKLEŞTİ...

Yılbaşından bu yana T.C. Merkez Bankası’nın dolar döviz satış kurundaki artış oranı yüzde 20’ye yaklaştı.

Fiili devalüasyon adeta kronikleşti. Tabii bu da, tüm göstergelere olumsuz yansıyor.

O nedenle dünyada gıda, et vb. fiyatları düşerken bizde hızla artıyor.

Turbun büyüğü heybede;

Türkiye’nin önümüzdeki 1 yıl içindeki dış finansman (borç) ihtiyacı en az 200 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Döviz rezervleri ise, azalıyor ve kısa vadeli borçları karşılayamayacak düzeyde seyrediyor bugünlerde.

Moody’s, Standart & Poors ve Fitch gibi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları ise, Türkiye’de genelde uluslararası sermayenin, özelde ise, ABD başta olmak üzere emperyal güçlerin ekonomik beklenti ve çıkarlarına hizmet edebilecek, “yönlendirip kontrol ederek kullanabilecekleri” bir koalisyonun kurulmasını umuyor ve bunu zorluyorlar.

Bu nedenle mesela, Türkiye’yi bir yıl önce”negatif” izlemeye aldığı halde, Moody’s “not kararını” öteliyor ve bekletiyor.

Halbuki, Türkiye’de Kürtçü ve bölücülerin, Kıbrıs’ta Rumların ve Yunanlıların ve genelde ise, ABD’nin dediğini ve istediğini yaptırabileceği bir koalisyonun uzun ömürlü olması da, başarı şansı da çok düşük bir olasılık.

Siyasetteki kaotik ve ümit vermeyen görüntü, tırmanan terör ve bölücü saldırılar, ekonomide de istikrarlı ve sağlıklı bir gelecek beklentisini, sürdürülebilir bir büyümeyi, yatırım ve istihdam artışını adeta imkansız kılıyor.

Dış basında, Türkiye’nin artan kredi riski nedeniyle dibe vuracağına dair iflas senaryoları dahi bugün maalesef yine yazılır, konuşulur oldu.

İşte bu nedenlerle “zor bir ekonomi” yazısı koydum yazının başlığını. Çünkü siyaset ve ekonomi birbirinden ayrı düşünülemez ve ayrı yürütülemez.

Görünen o ki, belirsizlik, istikrarsızlık, güvensizlik ve kredibilite kaybından doğan riskler giderek artacak...

Ufuk SÖYLEMEZ - 13 Ağustos 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

11°C

Istanbul