ataturk sivas kongresi2 

Türk Solu fabrika ayarlarına dönsün!

Türkiye’de kendine sol, sosyalist, Marksist, komünist gibi tanımlar yapan siyasi

hareketlerin ve insanların ciddi bir sorunu var…

Bunların ‘kimlik’leri yok…

Ya kendi kimliklerini bilmiyorlar, ya reddediyorlar, ya da söylemekten utanç duyuyorlar…

Evet ‘Türk Kimliği’nden bahsediyorum…

Sol’un, sosyalistlerin Türk kimliğine sahip çıkmamasından, hatta reddetmesinden bahsediyorum…

Ve bu reddetmenin sonucu olarak, bu sosyalistlerin, marxistlerin veya komünistlerin önemli bir bölümü, şimdi Kürt milliyetçiliği kavgası veren HDP gibi hareketlerin çatısı altında varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlar…

Parlamentoya girmek için bu işe (HDP çatısı altına girme) sonradan yeni yeni heveslenen siyasi gruplaşmalar da var… Komünist partisinden ayrılan ‘İleri’ kanadı içinde şimdi bu konuda bir kavga ve saflaşma yaşanıyor…

Bu aralar sık sık ‘Fabrika ayarlarına’ dönmekten sözediliyor…

AKP’den tutun da, komünist ve marxist hareketlere kadar herkesi bir ‘fabrika ayarlarına dönme’ özlemi sardı… Bu daha çok telefon ve bilgisayarlarda yapılır…

Fabrika ayarına dönülecek, herşey sıfırlanacak, tertemiz ve lekesiz olacak, taze bir kuvvetle yeniden başlanacak…

Çok güzel!.. Ancak bunu yaparken bazen ‘bellek’ de silinir…

Onun için ben kimlik konuşunda bellek kaybı olanlara bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum…

Fabrika ayarlarına eklerlerse onlar için faydalı olabilir…

Türkiye’de sol, sosyalist, marxist hareketler, başından itibaren (Mustafa Suphi, Şefik Hüsnü vb..) bir aydın ve entellektüeller hareketi olmuştur…Bunun sosyolojik nedenleri peşpeşe sıralanabilir (İşçi sınıfı kitlesel olarak yok denecek kadar azdı, örgütsüzdü vb.)

Ve bu nedenle Türk sol, marxist ve komünistleri kendilerini, başından 1920’lerden itibaren Türk milliyetçi akımlarından (Kemalist hareket), onlar ‘burjuva’ oldukları gerekçesiyle ayrıştırmaya önem vermişlerdir…

TKP’nin tarihi ortadadır…Ondan sonra 60’lı, 70’li yıllarda gelişen sol, sosyalist ve marxist hareketlerin tarihi de ortadadır… Kimsenin kimseyi aldatacak hali yoktur…Her şey yazılı çizilidir…Kayıt altındadır…

Türkiye’de solun, TİP ve diğer partilerin seçim başarısı da, aldığı oylar da bellidir…

Bu nedenle şimdi Aydınlık’ta sevgili arkadaşımız Hikmet Çiçek’in Mehmet Ali Aybar’a sahip çıkması güzeldir… Ama o dönemde, Çek işgaline karşı çıkan Aybar’a, Aydınlık hareketinin nasıl ‘burjuva, revizyonist vb diye saldırdığı konusunda tek satır özeleştiri yapmadan, Aybar’a sahip çıkmak inandırıcı olmamaktadır…

Kabul edelim ki, sol hareketler içinde en ‘milli’ olanı Aydınlık hareketi ve Doğu Perinçek’tir…

Ancak onun da fabrika ayarlarında bir bozukluk vardır…

‘Milli’ olanı bile ancak Stalin üzerinden savunmak gibi…

Eğer ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ sloganını savunmak için ‘Ama bakın Stalin de milli Kuduzov’u böyle savundu’ gibi garabetlere başvuruyorsanız, seçimde neden sadece 160 bin oy aldım diye üzülmeyeceksiniz.. Çünkü bu yaklaşımla yanınıza ancak bu kadar insan gelir…

Bu açıdan Haziran hareketi de sorunludur…

Onlar da seçimden önce siyasi kavga verdiler…

HDP’ye katılıp katılmamak konusunda…

Türkiye’de Sol’un bir kısmı, kendini 1960’larda Cezayir’i destekleyen Fransız aydını zannediyor…

Bu nedenle Kürt hareketini desteklemeyi ‘Sol’ zannediyor…

Haziran hareketinin bir kısmı ise HDP’ye katılmayı reddederek ‘Yurtsever Sol’ kavramı altına sığındı…

Onlar da ‘Milli Sol’ tanımı kullanmaktan kaçındılar…

Gelelim bölünen TKP’ye…

Onların iki tarafı da ‘fabrika ayarları’na dönme peşinde…Bu iyi…

Çünkü 100 yıllık köklü bir muhasebeyi gerektiriyor…

Doğu Perinçek de önüne siyasi hedef olarak ‘Kemalist Devrimi tamamlamak’ konusunu koyarken, ‘1945’lerde Kemalist devrim neden yolundan saptı?’ sorusuna cevap aramaya başladı… Bu da fabrika ayarı… Bu konuda düşünmekte, yazıp, çizmekte yarar var… 50 yıllık MDD tartışması sanki yeniden gündemde…

Türkiye’de sol ve marxist hareketler ne kadar Türk?...

Ya da ne kadar Türk değil…Veya ‘Türklüğe’ düşman?...

Ve neden?...Bunları tartışmamız gerekiyor…

Fabrika ayarlarına dönersek…

100 sene önce Emperyalist güçler, dünyayı, Balkanları ve Ortadoğu’yı yeniden dizayn ederken Türkleri Anadolu’dan kovmayı hedef olarak belirlemişti…

Batı’nın Osmanlı’yı çökertme kavgasının özünde de, ‘Barbar’ Türkleri yeniden geldikleri yere Orta Asya’ya geri yollama amaçları vardı…

Mustafa Kemal Türkleri, Türk milletini milli mücadeleye sokarak, bu hareketi teşkilatlayıp Anadolu’da devletleştirerek, 1923’te Yeni Türkiye’yi kurarak, Türkleri bu topraklardan kovma planlarını 100 yıl erteletti…

Şimdi Emperyalistlerin Türkleri Anadolu’dan silme ve Türkiye’yi parçalama planları yeniden devrede…

Büyük Ortadoğu Projesi haritalarında Türklere, Araplara ve İranlılara karşı ‘Büyük Kürdistan’ var..

Batı Emperyalizmi ve İsrail ‘Büyüyen Kürdistan’ istiyor… Bunun için Irak, Suriye parçalanıyor…

Sırada İran ve Türkiye var…

Bunların da parçalanması isteniyor…

Türkiye’de buna karşı koyabilecek tek güç, bu ülkeyi hala ‘vatan’ bilen Türk milleti…

Bu nedenle Türk kimliğine sahip çıkamayan ve Türk milletini buna karşı koyacak bir şekilde örgütleyemeyen hiçbir sol, sosyalist, marxist hareket bu topraklarda başarılı olamaz…

Fabrika ayarlarına döneceksek, Marx, Lenin, Mao kadar bu devleti kuran ve bu topraklarda 100 yıl önce tutunmayı başaran Mustafa Kemal’den de esinlenmemiz gerekiyor..

Kerem ÇALIŞKAN - 15 Temmuz 2015 - Odatv

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Cloudy

27°C

Istanbul