mehmet yuva3

‘Kara sakallı çatık kaşlı’ Makarios!

Sevgili Ümit Zileli, 4 Temmuz günü odaTV de, “geçmişi bilmeyen yarın olacakları

anlayamaz” başlığı altında Kıbrıs tarihinin en önemli fetretlerinden birisini oluşturan Zürih ve Londra görüşmelerini aktarmış. Doktora tezim Kıbrıs üzerine olunca, konu haliyle daha çok ilgimi çekti. Özellikle, Türkiye’de çok kesimin, buna birçok solcu aydın dahil, Makarios hakkında yalan yanlış malumat sahibi olmaları söz konusu olunca, konuya müdahil olmam farz oldu.

Gazeteci Ümit Zileli yazısında,

“Tarih: 11 Şubat 1959. Yer : Zürih / İsviçre.

Kıbrıs Türk toplumunun lideri Dr. Fazıl Küçük, elindeki zarif dolmakalemi önündeki kağıda bastırmadan önce son bir kez daha karşısındaki kara sakallı, çatık kaşlı, somurtkan adama (Makarios) göz attı... ...Kıbrıs’ın kaderini tamamen değiştirecek anlaşmada adının yazılı olduğu kısma imzasını attı... Ufak bir duraksamadan sonra o da kendi adının altına imzasını bastı...

Tarih: 18 Şubat 1959

Yer: Londra

Garantör devletlerin tüm çabalarına, baskılarına, dayatmalarına, Türk tarafının tüm iyi niyeti ve uzlaşmacı yaklaşımına karşın, Kıbrıs Rumlarının hem dini, hem siyasi lideri Makarios, “Nuh” diyor, “peygamber” demiyor”, yeni ve Türklerle birlikte kurulacak Kıbrıs devletini neredeyse toptan reddediyordu... Onun gözünde Türkler Kıbrıs’ta ancak bir cemaat, bir hizmetçi topluluk olarak var olabilirdi!..” diye yazmış.

Zürih-Londra süreci, Kıbrıs halkının Makarios önderliğinde uğruna bağımsızlık mücadelesi verilen Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tasfiye sürecidir. Kıbrıs ibareli İngiliz Cumhuriyeti anayasasının dikte ettirilmesidir. Mustafa Kemal’in misaki milli sınırları dışında tuttuğu Kıbrıs’ın, Menderes iktidarı döneminde nasıl ve neden tekrar gündeme sokulduğu, Türkiye’de Türk ve İngiliz istihbaratı tarafından organize edilen Eylül 1955 olayların Kıbrıs boyutu, bu çirkef olayların Nisan 1955’te Makarios önderliğinde, İngiliz emperyalizmine karşı başlatılan mili bağımsızlık mücadelesinin baltalanması için yapıldığını anlamadan, Kıbrısta yaşayan Müslüman (Türk) , Rum (Yunan), Maruni Arap, Ermeni ve daha nice azınlıkların yüzyılların deneyimi sonucu ortaya çıkan bir arada yaşama kültürüne darbe vurmak ve bu farklı toplulukların arasına fitne ve nifak sokmak için yapıldığını idrak etmeden, Makarios’un neden Hint Okyanusu’ndaki Seyşel Adası’na sürgün edildiğini, Makarios’un Tito, Abdulnasır, Esad, Castro ile geliştirdiği güçlü ilişkiler, Filistin davasına sahip çıkması ve İsrail Siyonizmine karşı açık tavır almasından dolayı, Batı ve boyalı Türk medyasında Makarios’a karşı başlatılan çirkef kampanyalar anlaşılmaz.

Bunları bilmeden Zileli’nin “garantör” olarak takdim ettiği İngiltere, Türkiye ve Yunanistan’ın aslında tavuk çiftliğini korumak için atanan tilkiler olduğunu, “Akdeniz’de yeni bir Küba ve sakallı yeni bir Castro (Makarios) istemiyoruz” diyen ABD’nin Kıbrıs halkına ve beraberliğine yaptığı ihaneti ve Makarios’a “Ya Kıbrısı Türkiye-Yunanistan arasında böleriz ya da dayattığımız bu anayasayı kabul edersin” tehdidi sonrasında Zürih ve Londra’ya gelmek zorunda kaldığını bilemeyiz.

Zileli , “Başpiskopos Makarios’u çıldırtan, “iki eşit toplum”, bir Türk cumhurbaşkanı yardımcısı ve kurulacak hükümette 3 Türk bakan bulunması fikriydi” diyor. İngiltere’nin dayattığı anayasaya binaen, Cumhurbaşkanı Rum yardımcısı Türk olacaktı. Yardımcının bütün parlamento kararlarını ve Cumhurbaşkanının onayladığı her şeyi veto etme hakkı vardı. Bu sebeple, 1960’ta ilan edilen İngiliz kuklası Kıbrıs Cumhuriyeti 1963’e kadar felçli yaşamıştır. Makarios bu duruma müdahale etmiş ve 13 maddelik yeni tasarılarla felç olmuş devlete can vermek istemiştir. Yardımcısı Dr. Küçük, Türkiye ve İngiltere’nin baskılarına rağmen Makarios’un bu talebine olumlu bakmış ve bu sebeple Denktaş ile arası açılmıştır. Makarios ısrar edince İngiltere, Türkiye ve ABD devreye girmiş ve Kıbrısta 1964 Noel gecesi olarak bilinen iç savaş fitnesi yakılmıştır. Makarios kara sakallı ve çatık kaşlı olabilir. Ancak tarih objektif bir değerlendirmeye tabi tutulmaz ise, Makarios’un İngiliz Emperyalizmine karşı kurduğu EOKA’sı ile Faşist Yunan askeri cuntasının memuru General Grivas’a kurdurtulan EOKA-B faşist örgütü arasındaki farkı anlayamayız. Lübnan Hizbullahı ile Türkiye’de malum mahfillerin kurdurttuğu Hizbullah arasındaki köklü farkı anlayamayız. Zileli’nin deyimiyle “Geçmişi bilmeyen, ne bugünü ne de yarın olacakları anlayabilir...”

Mehmet YUVA - 09 Temmuz 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly cloudy

25°C

Istanbul