mehmet yuva3

‘Türkiye Sykes-Picot’un bekçisi değildir’

“Türkiye Sykes-Picot’un bekçisi değildir.Kastettiğim şey bu topraklardaki kadim birlikteliğin

ve bugünkü siyasal birlikteliğin ancak ve ancak bize biçilmiş deli gömleklerini aştığımız zaman, tabularını yıktığım zaman gerçekleşeceğine dair olan inancımdır. Bunu, uzun dönemli tarihi serüvenin hepimiz üzerinde durduğumuzda göreceğimiz şey, arızi bir parantez içinde yaşıyoruz hala. Son olaylar gösterdi ki Tel Abyad’ı Akçakale’den, Suruç’u Kobani’den Nusaybin’i Kamışlı’dan, Yayladağ’ı Bayırbucak’tan ayırmak mümkün değil. Yapamıyorsunuz. Dış politikayla ilgili ilk anda zikrettiğimde birçok kişi yanlış anladı. Sanki yayılmacı bir yaklaşımın izleri gibi. Hayır. Kastettiğimiz tek şey, bu Balkanlar için de geçerli, Kafkaslar için de ya bu sınırlar barışçıl yöntemlerle anlamsızlaştırılacak ve bütün o akraba topraklar birbiriyle kaynaştırılacaklar ya da çatışmacı acılar yaşanacak. Biz bunu gördüğümüz için şimdi geriye dönüp herkesin muhasebe etmesini istiyorum.

“Arap Baharı’ndan çok önce ortak hükümet toplantılarıyla, Suriye ve Irak’la barışçıl yollarla bunu nasıl yaparız diye büyük bir çaba içine girdik. Vizeleri kaldırdık ve Türkiye, Suriye, Ürdün, Lübnan havzasında ortak ticaret havzası kurduk. Eğer bu gerçekleşmiş olsaydı bugün yine Tel Abyad’la Akçakale arasındaki Sünni Araplarla Türkiye’deki Araplar (Aleviler zikredilmiyor), Suriye’deki Araplarla Türkiye’deki Araplar, Türkiye’deki Türkmenlerle Suriye’deki Türkmenler, Türkiye’deki Kürtlerle Suriye’deki Kürtler o şehirler üzerinden vizesiz her türlü alışverişi yapıyor hale geleceklerdi. Mülteci göçleri halinde değil de ticaret göçleri halinde, insani ilişkilerin getirdiği göçler halinde seyrüsefer halinde olacaklardı.

“Bizim vizyonumuz buydu ve gelecekte de ya bu vizyon egemen olacak ya da Sykes-Picot’tan daha kötü, daha beter parçalanmalar yaşayacağız. Siyasi iradeyi elinde tutanların imtihanı burada. Biz YDSK konseyleriyle, kültürel anlaşmalarla, üst düzey siyasi diyaloglarla aslında yapmak istediğimiz şey IŞİD’in bugün yıktığı, yıkma iddiasında bulunduğu o Sykes-Picot düzenini ya da rejiminin bombalarla korumaya çalıştığı Sykes-Picot düzenine karşı biz aslında barışçıl, ekonomik, siyasal, kültürel ağırlıklı bir bütünleşme stratejisi getirdik. Bizim savunduğumuz tek siyaset bu oldu.

“Ancak olmadı, bugünkü çatışmacı ortam doğdu. Yine önümüzde iki alternatif var. Ya barışçıl, karşılıklı saygıya dayalı esaslarla birleştirici bir yol seçeceğiz, ki bizim tercihimiz hep budur, ya da yayılmacı, sekter ve modern görünümlü ama aslında gayet arkaik, aşiretçi, baas ideolojisiyle veya benzeri ideolojilerle, marksizmle bezenmiş görüntü itibariyle ama gerçekte arkaik ideolojilerle çoğulcu yapılara karşı savaş ilan eden ya da bazen dini görünümlü, İslami görünümlü arkaik yapılarla çoğulcu yapılara savaş ilan eden terör ve radikal grupların tesiri altında kalacağız.”

Bu sözler yorumsuz Davutoğlu”nun.

5 senedir Sykes-Picot ve Büyük Orta-Doğu projelerinde görev alanlar ve bekçilik yapanlar kimdi?

Davutoğlu”nun arzuladığı o cenneti cehenneme çeviren kimdi?

Beş senedir mezhepçiliğin en çirkef uygulamalarını hayata tatbik eden kimdi?

Davutoğlu insanların aklı ile alay etmeyi ne zaman bitirecek?

Hayal aleminden ne zaman uyanacak?

Mehmet YUVA - 05 Temmuz 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly sunny

28°C

Istanbul