avrasyanin kalbinde primakov cuneyt akalin 

Avrasya’nın kalbinde Primakov’la...

Eski Rusya Başbakanı Primakov’un ölüm haberine üzüldüm.

Nedenini anlatmaya çalışacağım. Çoğu okurun “Bu da nereden çıktı, kim bu adam önce onu anlayalım” dediğini duyar gibi oluyorum. Haklı bir tepki. Gerçekten Primakov ülkemizde fazla tanınan bir siyasetçi değil ama önayak olduğu girişimlerle bölgemizde ve çevremizde olup bitenlere damgasını vurdu dersem bana hak verenler çıkar. Üzüntümün bir nedeni de kendisini yakından tanıma imkanı olmuş olabilir. Yakından tanıma derken, Aydınlık adına bir toplantıda izlemiştim. O sıralarda “Primakov Doktrini” ile yatıp kalkan arkadaşım Teoman Alili’nin de payı olmuş olabilir benim bu ilgimde.

Latife bir yana, eski Rusya dışişleri bakanlarından/ başbakanlarından Yevgeni Primakov’un 2003 Ekiminde “Avrasya’nın Kalbi İstanbul”da DEİK’in evsahipliğinde Süleyman Demirel, eski Alman dışişleri bakanı Genscher ve ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’la birlikte katıldığı “Avrasya” toplantısı, benim için çok eğitici olmuş, Primakov beni gerçekten Avrasya’nın derinliklerine taşımıştı.

AVRASYA’NIN BEYİNLERİNDEN!

Soğuk denebilecek kadar sakin, ölçülü, dikkatli Primakov o toplantıda hem Türkiye’ye mesajlar verdi hem de kafasındaki “Avrasya modeli”ni açtı. “Türkiye, Rusya ve İran’ı Avrasya’nın kalbi” ilan etti. ABD’nin gücünü abartma konusunda çok dikkatli bir üslupla eleştirdiği Demirel’i “Soğuk Savaş yıllarının alışkanlıklarını terk etmeye” çağırdı. “Tek süper güç” anlayışına karşı çıktı, israrla “çok-kutupluluğu” vurguladı. O sıralarda AB kapısında sürekli aşağılanan Türkiye’nin bir aydını olarak, Primakov’dan dinlediğim Avrasyacılığın iyice kafama yattığını itiraf ettim kendime.

‘PRIMAKOV DOKTRİNİ’

“Bunda ne var, Aydınlık’ta bu tür yazılar çıkmıyor muydu?” diyenler çıkabilir ama söz konusu kişinin, ikinci büyük süper güç olan dev komşunun yetkililerinden biri olduğu unutulmamalı. O, 1996-1999 yıllarında üst düzeyde sorumluluk üstlendiği Rusya adındaki ülkeyi, geliştirdiği “Primakov doktrini “ ile Atlantik batağından çıkartarak bugünlere taşıyan, daha doğrusu bugünlere uzanan yolun taşlarını döşeyen kişilerin başında geliyordu. Koca bir sistemi yıkan Gorbaçov’un ardından Yetsin’in yarattığı kargaşa uzun süremezdi. Rusya gibi bir ülkede hiç süremezdi.

Rus aydınları çare aramaya koyuldular. Uçsuz bucaksız Rusya’nın Atlantik’te boğulabileceği tespitleri 90’ların ortalarında ortaya atıldı. Rusya’nın kendi gerçeğini Avrasya’da araması gerektiği konuşulmaya başlandı. “Primakov Doktrini” tam da bu yıllarda ortaya atıldı. Bu doktrinin ardından Yeltsin sarhoşu tasfiye edilecek, Rus devlet aklı duruma el koyarak Putin’i iktidara getirecektir.

PRIMAKOV’UN TARİHSEL ÖNEMİ!

Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusların İstanbul’da yaşadıkları büyük acılara tanık olanlardanım. Bir sistem yıkılmış, kapitalizmin vaatlerine kanan insanlar hayatın gerçekleriyle karşılaşınca, ayakta kalabilmek için dünyanın dört bir yanına savrulmuşlardı. İstanbul da bu savrulmadan payını almıştı. Sovyet sistemini yıkanlar, zafer sarhoşluğu içinde şaşkın, çaresiz Rus insanı ile adeta alay ediyorlar, onları oraya buraya iteliyorlardı. Bir tür intikamdı bu...

Primakov hem ülkesinin hem de Asya’nın kaderini değiştiren öncü düşünürlerin/ siyasetçilerin başında geliyor. Kendisini toparlayan Rusya günümüzde yeniden ABD’nin karşısına dikilen süper-güç ise bunda Primakov’un payı büyüktür.

BÜYÜKLÜĞÜN ÖLÇÜSÜ!

Bir devlet adamının büyüklüğünün ölçüsü nedir? Savaşlar kazanmak mı? Şimdilerde olduğu gibi teknolojik yeniliklere önderlik etmek mi?

Büyüklük, bazen kan kaybeden bir hastaya anında müdahale etmek, bazen bozgunu düzenli geri çekilişe çevirmek, bazen “milletin makus talihini” yenmektir.

Primakov baş aşağı giden ülkesinin kaderini tersyüz etti, Avrasyacılığın önünü açtı. Bu büyük bir şeydir. Zaman içinde daha iyi anlaşılacak.

Cüneyt AKALIN - 02 Temmuz 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Rain

16°C

Istanbul