ortadogu algi yonetimi

Ortadoğu’da algı yönetimi ve gerçekler...

Ortadoğu’daki sis perdesi herkesin kafasını karıştırmaya devam ediyor.

Bölgede çatışmalara müdahil olan devlet ve onların arkasında olduğu devlet dışı aktörlerin (silahların gruplar, terör örgütleri) çokluğu ve kurgulanan algı yönetimi karşısında büyük resmi görecek dikkatli analizciler gerekiyor. Örneğin hemen hemen tüm gelişmelere ve kirli işlere müdahil olan Türk istihbaratı, stratejik düzeydeki kritik adımları gazetelerden izliyor. Erdoğan ve akıl hocaları, ABD’nin attığı hiçbir adımı anlayamadı. Amerikalıların önceliği başından beri Suriye değil, asıl projesinin uygulama alanı olan Irak idi. Suriye, ABD için kim saldırırsa başkasının savunmayacağı, yalnız ve kolay bir hedef olarak görüldü. Obama, Erdoğan’ın (Reyhanlı saldırısı, kimyasal silah komplosu vb.) tuzaklarına düşmedi. Erdoğan, Suriye konusunu Sünni planlarının bir parçası olmaktan da öte kişisel bir düşmanlık haline getirdi. Obama, yoldan çıkmaya çalışan Erdoğan’ı; Cemaat, Hakan Fidan, telefon dinlemeleri ve Kürt projesi üzerinden sıkıştırmaya devam etti. ABD’nin Ortadoğu politikası kompartmantalize edilmiştir yani işin İsrail, Arap, Türkiye, Irak, Suriye veya İran bölümlerinde farklı beklentilere göre stratejiler uygulanmaktadır. 2012’nin sonundan itibaren Şam meselesi Ankara için ideolojik bir takıntı haline dönüşürken, Washington için İran ile ilgili yeni politikanın gizli bir parçası idi. Amerikalılar bu durumu dışarıya nasıl aksettireceklerine uzun süre karar veremediler. Sonunda Erdoğan’ın cihatçılarını ABD’nin tehdit olarak gördüğü, İran ile yumuşama döneminin başladığı bir resim üzerinde karar verildi. Obama hep Esad’ı doğrudan karşısına almaktan kaçındı çünkü büyük plan uzun soluklu idi. Obama, hâlâ ne yapmak istediğini kimseye belli etmedi ama Amerikan planı tıkır tıkır işlemeye devam ediyor.

ABD TÜRKİYE’Yİ SURİYE’DE TRUVA ATI YAPTI!

11 Eylül 2001 sonrası terörle küresel mücadele diye dış politikasını askerileştiren ABD yönetimi, 2003 yılında Ortadoğu’da bir yandan demokrasi getireceğim diye örtülü sivil yapılanmalar kurmaya başlamıştı. 2007-2011 dönemi aslında Suriye ile yumuşama görüntüsü altında sınır kapılarının açılarak, ülkeye sızma, ajan ağı kurma ve isyancıları örgütleme faaliyetleri ile geçmişti. Türkiye’nin iyi ilişkilerini kullanmak üzere Suriye için Truva Atı rolü vermişti. Mart 2011’de Batı koalisyonu Libya’ya saldırmışken, Suriye’ye odaklanması için Nisan’a kadar beklenmesi yeterli oldu. Davutoğlu, 9 Ağustos 2011’de Şam’da yaptığı 6 saatlik görüşmenin ardından Obama ile koordine ettiği Esad’a “Çekil çağrısında bulundu. Erdoğan, Esad’tan Müslüman Kardeşleri yönetime sokmasını istiyordu, bunun adı “demokrasi” idi. Esad’ta tıpkı Mısır’daki laik askerler gibi Müslüman Kardeşler’in bir kere işin içine girince rejimi kanser gibi saracağını düşünüyordu. Ankara, Esad’ın kabul etmeyeceğini zaten biliyordu ve Suriyeli isyancı liderlerini önce Mayıs 2011’de İstanbul’da sonra da Antalya’da toplamıştı. ABD’nin büyükelçisi Robert Ford, henüz geldiği Suriye’de Nisan ayında düğmeye basarak iç isyanı başlattı. ABD, işi Türkiye’ye devretmenin gerekçesi olarak “kırmızı hat” dediği kimyasal saldırı olmadan askeri olarak müdahil olmayacağı sınırlamasını koymuştu. O günden beri oyunu anlamamış olan Türkiye, ABD’yi oyuna sokmak ve tampon bölge kurmak için boşuna bekledi. Başından beri Amerikan planının asıl merkezi Suriye değil Irak’tı ve Türkiye’ye “istiyorsan Esad’ı sen devir” deniyordu. Esad, İran’a verilecek bir taviz gibi kullanıldı.

ABD, terör örgütü ilan ettiği IŞİD ile oyunda yeni bir safhaya geçerken, Suriye ve Irak, ABD’nin Ortadoğu’daki yeni haritasını şekillendirmek için bir fırlatma rampası idi. Bunun ABD’deki adı “Yabancı Savaşçılar Projesi” idi. Bağdadi’nin “Irak El Kaidesi” olan IŞİD, Irak’tan sahaya sürülmüştü. IŞİD, CIA-MI6-Mossad üçgeninde yeni Ortadoğu haritasının makası olarak yaratıldı. Liderleri Ürdün’deki Safavi Amerikan üssünde eğitildi. Perde arkasında muhalif gruplarla silah desteğinin asıl rolü gene ABD’ye aitti. Nitekim New York Times açıklıyordu; Suudi Arabistan ve Katar parayı veriyor, CIA satın alıyor ve Türkiye bu trafikte köprü görevi görüyordu. Sadece Ocak 2012’den Mart 2013’e Ankara ve İstanbul hava limanları üzerinden 130 sevkiyat yapılmıştı. Silah yardımı işi Ağustos 2012’de Hillary Clinton’un Türkiye’ye yaptığı ziyaretten sonra artmıştı. Buradaki ince detay, CIA denetimindeki hava köprüsü gibi silahları kimin alacağına da Türkiye değil Amerika karar veriyordu. Eylül 2012’de Özgür Suriye Ordusu, komuta merkezini Türkiye’den Suriye’ye kaydırdı. O zamandan beri Lübnan’daki Hizbullah ve İran Devrim Ordusu, sıkı bir şekilde Suriye’nin yanında durmaya başladı. Ekim 2012’den itibaren ABD, Suriye meselesine “terörle mücadele” perspektifi ile yaklaşmaya başladı. Bu aynı zamanda ABD’nin Suriye politikasında Türkiye ile keskin ayrımının başlangıcı idi. Artık ABD için hedefte Esad değil, El Kaide bağlantılı örgütler vardı. Libya’da 11 Eylül 2012 günü ABD büyükelçiliğine saldırı bu politika değişikliğinin nedeni gibi gösterildi.

ABD SALDIRILARINDAN KÂRLI ÇIKAN IŞİD VE PYD!

Esad’ın devirmek için çalışan muhalif grup El Nusra, Aralık 2012’de ABD Dışişleri Bakanlığı’nca terör örgütü ilan edildi. Türkiye’nin muhalif silahlı grup dediği El Nusra, Ahrar Eş Şam ve İslami Cephe artık ABD için terör örgütü idi. El Nusra’nın 2012 sonunda terör örgütü listesine alınmasının asıl nedeni ABD’nin İran ile gizli pazarlıkları idi. Bundan sonra Irak ve Suriye’de olanların bilinmeyen yüzünde hep İran ile devam eden gizli görüşmeler olacaktı. ABD bir şey yapacakmış gibi gözüküyor ama yapmıyor, ama silah yardımı ile istediğini alıyordu. Suriye’de muhalif grupların bir araya gelip topluca Esad’a saldırmaları fikri en başından çökmüştü. Bugün de olduğu gibi birbirleri ile savaşıp, arada zaman bulurlarsa Esad’a da saldırıyorlar. El Nusra’dan kopan pek çok kişi de IŞİD’a gitti. IŞİD, 12 Eylül 2013’te ÖSO ile savaşa başladığını açıkladı. 2011 yılında Irak’tan çekilen ABD, yerine bıraktığı IŞİD’in Musul’u ele geçirmesine kadar tüm bölge ülkelerini uyuttu. ABD’nin resmi IŞİD askeri stratejisi; örgütü yok etmek değil, dizginlemek üzerine ve koalisyon uçakları da terörle mücadele için uygun modellerden seçilmemiştir. ABD tarafından zayıf düşürülen Irak ordusu ne IŞİD ile ne de Kürtlerle mücadele edebilir, zaten istenen de bu. Bu yüzden IŞİD yaratıldı, Kürtlere silah verilerek yeni roller verildi ve Maliki gönderilip, Irak merkezi yönetimi içindeki direniş noktaları iyice eğelendi. Oyunu hâlâ anlayamayan ve İslamcıları elinde kalan Erdoğan, 20 Haziran 2015 günü, ABD’nin sadece Kürtleri desteklediği iması ile, “Suriye’de sadece bir gruba destek verilerek, diğer tüm kesimlerin tasfiyesine dönük bir oyun oynanıyor. Biz bu oyuna izin vermeyeceğiz” diyordu.

Suriye’de ABD’nin desteklemekten vazgeçtiği Sünni cihatçılar Esad’ı devirme hayali kurarken, ABD ise IŞİD bahanesi ile başka dolaplar peşinde koşuyor. ABD, Suriye ve Irak’a yayılan IŞİD’a karşı harekat yapıyor gibi gözüküp, Irak ordusunu vuruyor, Kürtlere koridor açarak Ortadoğu’nun yeni haritasını adım adım klinik (surge) operasyonları ile hayata geçiriyor. Bosna ve Kosova’da Sırp kuvvetlerini bir kaç günde yok eden koalisyon güçleri çölün ortasında Toyota jipler ile gezen IŞİD’ı 10 aydır bulamıyor ama karadaki özel kuvveter ile rehberlik ediyor. ABD, Suriye cephesini başından beri olduğu gibi Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’a bırakıyor ama onların nasıl olsa gücünün yetmeyeceğini ama Esad’ı aşındırmaya devam edeceklerini ve son raddede gene kendisinin parsayı toplayacağını biliyor. Ortadoğu’nun bir köşesinde örneğin Irak, Lübnan ve Yemen’de Şiilere vururken, Tıkrit- Musul-Kobani-Tel Abyad gibi kuzey koridorunda IŞİD’a karşı mücadele bahanesi ile Kürtleri kullanıyor, mümkün oldukça İran’ın bölgedeki güçleri ile işbirliği yapıyor. Anahtar güçler IŞİD ve Kürtler, onlar hiç kaybetmiyor, hep kazanıyor, IŞİD ile sadece mücadele görüntüsü altında özellikle kuzeyde toprak ayarlamaları yapılıyor ama güneyde IŞİD toprak kazanmakta serbest. Erdoğan’ın yeni Suudi kralını ikna etmesi ile birlikte; Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar, geçen aydan itibaren Suriye’de daha saldırgan bir strateji izlemeye başladılar.

ABD, IŞİD’in ortaya çıkmasına neden olmakla suçladığı Irak merkezi hükümeti başbakanı Nuri El Maliki’nin yerine Haydar el Abadi’yi getirdiler. Gerçek Maliki’nin Irak’ın bütünlüğünü savunması idi. IŞİD, Ramadi’yi ele geçirirken ABD hava kuvvetleri kum fırtınası bahanesi ile ortada yoktu. ABD koalisyonu savaş uçakları sürekli olarak IŞİD’ı değil Irak Ordusunu vuruyor. 13 Haziran 2015 günü Anbar’da IŞİD’ı değil, Irak Ordusu kuvvetlerini vurdu. Haziran’ın başında da Felluce’de başka bir saldırıda 6 Irak askeri öldü, 8’i yaralandı. Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi başkanı Hakem-el Zameli, koalisyon uçaklarının Anbar ve Diyala’da IŞİD’a silah ve yiyecek attığını açıkladı. IŞİD’in savaş mekanizması yağlanırken, ordusu paçavra haline getirilen merkezi yönetime bu savaş sizin savaşınız diyor. DELTA yanında ABD Deniz Kuvvetleri’nin SEAL özel kuvvet unsurları Suriye ve Irak’ta cirit atıyor. Halen ABD’nin Irak’ta 3.050 askeri var; bunun 450’si Irak ordusunu eğitiyor, 200’ü danışman rolünde, gerisi IŞİD’e çalışıyor. Yemen’deki Şii Husiler ile savaşa girişen Suudi Arabistan, düşman diye tanımladığı IŞİD’e karşı henüz hiçbir şey yapmadı, IŞİD de Arabistan’a dokunmadı. El Kaide uzantısı El Nusra’nın da IŞİD’ten farkı yok; İdlip’e girer girmez şehirdeki masum Dürzileri öldürdüler, yüzlercesini zorla Sünni yaptılar.

ABD BÖLGEYİ DEVLETÇİKLERE BÖLÜYOR!

Halen Türkiye ve Suudi Arabistan, ABD’yi El Nusra’yı terörist örgüt listesinden çıkartmaya ve IŞİD ile mücadele ederken, Esad’ı da düşürmeye ikna etmeye çalışıyorlar. Bağdat hükümeti ile Kürtler arasındaki bölünmede, Kürtleri yok edecek bir iç savaşa gerek kalmadan için işin kotarılması için bundan sonra sık sık iki taraf arasında barışçı çözüm, güven artırıcı görüşmeler sözlerini duyacağız. IŞİD’in Halep’in kuzeyine verdiği önemin nedeni Türkiye’den ikmal ve insan kaynağı yollarının açık bulundurulmasıdır. IŞİD güneyde ise Palmira’dan sonra Suriye ordusunun hava harekâtını önlemek için T4 hava üssüne saldırmaya hazırlanıyor. Önümüzdeki dönemde çatışmaların Esad rejimini de hedef alması ile özellikle Batı sahillerinden Lübnan’a doğru göç olaylarında artış bekleniyor. Diğer yandan tarafların birbirine yönelik soykırım ve toplu katliam girişimleri de büyük bir risk oluşturuyor. Özellikle Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın arkasında olduğu silahlı grupların Alevilere yönelik soykırım girişimleri beklenmektedir. Ancak asıl büyük savaş Musul’da olacaktır.

ABD diğer yandan özel elçi John Allen ile bölgesel bir destek unsuru hazırlarken, CIA ise darbe hazırlıkları peşindedir. Bölgeyi daha büyük düşmanlıklar ve savaşlar beklemektedir. Yeni Ortadoğu Planı; Irak’ın üçe bölünmesini sonra Suriye’de denize yakın bir Alevi devleti, Halep civarında bir Sünni devlet ve Şam’da diğer bir Sünni devlet, Ürdün kuzeyi ve Golan civarında bir Dürzi devleti kurulmasını öngörmektedir. Daha sonra sıra İran’a gelecek, onu ABD’nin Arap dünyasındaki kadim dostlarındaki rejim değişiklikleri ve bölünmeler izleyecektir. Ortadoğu’nun sürüklendiği Suriye ve Irak’ta yaşanmakta olan mezhep savaşının arkasında Batının enerji kaynakları ile ilgili yeni planları var. Bölgenin daha fazla bataklığa ve acılara gömülmesini önlemek için Suriye sevdasından vazgeçilmeli ve İran ile Irak’taki merkezi hükümetin desteklenmesi için işbirliği yapılmalıdır. Bunun için de din ve mezhep değil, milli çıkarlara uygun politikalara dönülmelidir.

Sait YILMAZ - 26 Haziran 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Mostly cloudy

24°C

Istanbul