gezi direnisi sembolu2 

Haziran’daki Jöntürk ruhu ve kitle hareketleri...

2013 Taksim/Gezi direnişi ile başlayan ve Türkiye çapında milyonları kucaklayan Haziran

Halk Hareketi’nin ikinci yıldönümünde yapılacak en anlamlı değerlendirme ne olabilir? Kanımca bu, Türk Devriminin jakoben Jöntürk ruhu ile günümüzün en büyük ve etkili kitle hareketinin, Haziran Ruhunun tek bir devrimci yatakta buluşmasıyla oluşan büyük enerjiyi doğru anlamaktır. Başka bir ifadeyle, kitle hareketiyle devrimci öncünün, partinin buluşması sorunudur. Ne ölçüde gerçekleşti veya gerçekleşmedi; gerçekleşmemesinin nedenleri nelerdir? Sorunun yanıtları bazı açılardan verilse de, hem teorik hem de pratik olarak tamamlanmış değildir. Jakobenizm, liberallerin ve gericilerin iddia ettiğinin tam aksine, tepeden inmecilik ya da darbecilik değil, kitle hareketinin devrimci taleplerinin ve iradesinin iktidarın en tepesine yansımasıdır. Jakobenizm, siyasileşmiş, iktidar olmuş kitle hareketidir. Jöntürk geleneğinin halk hareketiyle bütünleştiği, yani kendiliğinden kitle hareketi ile iktidar olma iradesinin birleştiği en son örnek, Kemalist Devrim’in ikinci atılımı 27 Mayıs Devrimi ve onun devamı 68 Hareketidir. Bu tarihsel gerçeği, Ulusal Kanal’da Umut Ersezer’in “27 Mayıs...” konulu programında sevgili Alev Coşkun çok özlü ve öğretici bir şekilde ifade etti.

İKTİDARSIZ SOLCULUĞUN KİTLE KUYRUKÇULUĞU...

1970’lardan bugüne halk hareketi ve devrimci öncü, ya da halk ve aydın ilişkisi, Leyla ile Mecnun misali birbirine bir türlü kavuşamayan, bir yandan da sanki kavuşmak istemeyen, karasevdalılara benzer. Kuşkusuz bunda emperyalizm ve gerici güçlerin rolü yüksek, ancak bu onların zaten varlık nedeni. Türk aydını kendi tarihi-kültürel köklerinden, Jöntürk geleneğinden koptukça, halk hareketinden de kopmakta ve müzmin karasevda hastalığından kurtulamamakta, romantik-mazoşist nitelikte, ağlayan, dövünen, şikayet eden, bir devrimciliğin çaresizliğine/hiçliğine düşmektedir. Tabii ki bu durumu meşrulaştıran yüzlerce teorik, pratik gerekçe kolayca üretilebiliyor. Esasında hepsi de, Haziran Hareketinden bu yana, halka yabancı romantikkarasevda solculuğunun arka yüzü olan kitle kuyrukçuluğu veya halk dalkavukluğunun değişik versiyonları olarak ileri sürüldü ve denendi. İktidarsız solculuğun Haziran Hareketine, dolayısıyla emekçi sınıflara, verdiği en büyük zarar, ona övgüler düzerek, onu kutsayarak, mistikleştirerek iktidar mücadelesinden uzak tutması ve siyasi önderliğe kavuşmasını engellemesidir. 1970 15-16 Haziran, 1989 Zonguldak Madenci Yürüyüşü, 2007 Tandoğan-Çağlayan- Gündoğdu Mitingleri ve 1912 19 Mayıs-Cumhuriyet- Silivri eylemleri... Bu büyük kitle dalgaları, düzene, siyasal iktidarlara ciddi darbeler vuran hareketlerdi. Ancak, toplam olarak bakıldığında taşıdıkları büyük devrimci enerjilerin iktidarı hedefleyen öncü siyasi bir güce yükselmesi son derece sınırlı kaldı. Hatta siyasi bir önderliğe kavuşma olanağına sahip olanlar da, soldaki iktidarsız, ufuksuz, çapsız anlayışlar nedeniyle harcandı gitti.

Tek bir çiçekle bahar gelmediği gibi, ne kadar büyük olursa olsun, tek bir kitle hareketiyle de devrim olmuyor. Önemli olan, her kitle hareketindeki, hayatı değiştirme kararlılığını, umudunu, bilincini, yani devrimin tohumlarını, sonraki süreçlere büyüterek, niteliğini yükselterek taşıyabilmektir. İşte, siyasi öncü veya Öncü Parti, bütün bu birikimleri yeniden üreterek devrime taşıyan örgüttür.

HAZİRAN RUHU’NUN TEK VE MEŞRU TEMSİLCİSİ VATAN PARTİSİ’DİR!

Devrimci aydınla emekçi kitle hareketi arasındaki kopukluk ya da bütünleşememe, 1990’lardan bu yana iki ana kulvarda saflaşmaya yol açtı. Birincisi, Vatan Partisi’nin temsil ettiği, Türkiye devrimine özgünlüğünü veren Jöntürk devrimciliği yatağında, 150 yıllık Halkçı Milliyetçi/Ulusalcı, Sosyalist nitelikleri temelinde halk hareketi ile birleşme çizgisidir. Bu siyasal program ve örgütlenme, bütün devrimci umutları yeşertme, parçalanmışlıklara  ve dolayısıyla iktidarsızlıklara son verme gücüne ve yeteneğine sahiptir. Bugün Vatan Partisi, Haziran/Gezi direnişiyle ortaya çıkan bütün dinamikleri ve talepleri en üst düzeyde ve en geniş bir şekilde kucaklayan, temsil eden tek partidir. 7 Haziran Seçimlerinde, Haziran Ruhu’nun bütün birikim ve ürünlerinin biricik değerlendirme ve sonuç alma adresi Vatan Partisi’dir.

İkincisi ise, halk hareketi ile romantik kara sevda uzaklığını, -köklerine ve tarihine yabancılaşmış, fikri gıdasını Türk milletinin birikiminden, kültüründen değil, hep Batı’dan alan, Yeni Tanzimatçı solculuğu- emperyalizmle ve onun piyonu etnik bölücülükle işbirliğine kadar götürme çizgisidir. Seçimlerde bu marazlı solculuğun ABD piyonu BDP/PKK destekçiliğine, ulusal ihanete kadar düşmesi, geçtiğimiz 40 yıllık, devrimci tarihe ve emekçi hareketine, halkçılığa karşı kibirli, yabancı, şaşı duruşun sonucudur. Genleriyle oynanmış bu solculuk, Kemalizm’in,  Türk halkının devrimci enerjisiyle, özgün kültürü ve kimliğiyle bütünleşen antiemperyalist milliyetçiliğine “gerici” der, ama ABD güdümlü PKK etnik milliyetçiliğine “devrimci” demekte bir sakınca görmez. Haziran Halk Hareketi ile ilgili değerlendirmeler, işte bu iki ana eksende toplanabilir.

Hareketin, çevreci, kent hakkı gibi son derece haklı ama günümüzün gerçekliği açısından sınırlı bir kesim için öncelik oluşturan düzlemde başladığı bir gerçektir. Ancak, çağdaş yaşam hakkı ile ifade edilen halk hareketinin “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” sloganları, Türk Bayrağı ve Atatürk posterleriyle Cumhuriyetçi, ulusal bir eyleme dönüşmesi ve milyonları kucaklaması, onun Türkiye devrimi açısından  tarihi önemini açıklayan karakteridir. Bu dinamiği, arkasına saklanarak, sahte övgüler düzüp onu yücelterek Türkiye’nin siyasi gerçekliğinden kopartan, siyasi iktidar mücadelesi ile birleşme iradesinden yoksun bırakan, kuyrukçu, dalkavuk “sol” anlayışların bütün yaptıkları ise, antiemperyalist, ulusalcı, halkçı devrimci sürecin önünü tıkamaktır. Vatan Partisi’nin temsil ettiği devrimci sürece karşı mevzilenen “Gezi”, “Haziran” başlıklı oluşumlar, platformlar, tartışma çevreleri, ya CHP’ye ya da PKK/HDP’ya desteğe dönüşerek, sonuçta emperyalizm solu olmaktan öte gidememektedir. Ya da geleneksel bir sonuç; “herhangi bir partiyle birleşmeden”, mevcut enerjinin şimdilik kendiliğindenlik tanrısına havale edilerek söndürülmesidir.

Mehmet ULUSOY - 05 Haziran 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Rain

10°C

Istanbul