abd teror ihraci2

Pentagon Belgelerinde: ABD’nin Terör Bağı!

En Yüksekçözünürlükte internete yüklenen kafa kesme videoları, yurtlarından edilen

milyonlarca insan, Ortadoğu’nun en kadim kentlerinde tanklara patinaj çektiren sakallı adamlar, darmadağın edilmiş müzeler, Hollywood standartında çekilen insan yakma görüntüleri ve sosyal medyada binlerce hesap ile sınırları uçarak aşıyormuşçasına Irak ve Suriye’ye varan onlarca “mücahit”. Evet, IŞİD’den bahsediyoruz.

IŞİD BİLMECESİ MUSUL VE RAMADİ’DE SAKLI!

Birkaç yıl öncesine kadar pek çoğumuz vahşeti bu kadar sıradanlaştırarak bizi dehşete düşüren örgütün adını dahi duymamıştık, 1 aylık dahi devlet deneyimi olmayan adamların bu kadar geniş bir bölgeyi kontrol altına alabileceğini tahmin edemiyorduk. Ancak işin içinde bir “bit yeniği” olduğunu hissedenlerimiz vardı. Örneğin, 10 Haziran 2014 tarihinde Musul’da 350 bin kişilik Irak ordusunun 1.300 kadar IŞİD unsuru karşısında geri çekilmesi Noam Chomsky’nin kafasında soru işareti uyandırmıştı. Chomsky konuyla ilgili olarak “Tabloyu anlamanız için İran- Irak savaşına bakmanız yeterlidir. Orada Irak askerleri kaçmadı ve aradan geçen yıllar boyunca da Irak ordusu ABD tarafından bizzat eğitildi” ifadelerine yer veriyordu.

Aydınlık gazetesinden Mehmet Ali Güller ise Musul’u terk eden Atil Nuceyfi’nin, Irak’ta federalizmi ve ABD müdahalesini savunan Irak Meclis Başkanı Usame Nuceyfi’nin kardeşi olduğunu vurguluyordu. Amerikalı yetkililere göre ise olan olmuştu, bir uluslararası koalisyon kurulacak ve bu “canavarlara” hak ettiği ders verilecekti.

Aradan bir yıla yakın bir zaman geçti ve bu sefer Bağdat’a 80 km uzaklıkta bulunan Ramadi düştü. Ramadi düşerken ABD yalnızca 7 adet hava saldırısı düzenledi. Ertesi gün gözler yine ABD’ye çevrilmişti. ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, IŞİD güneşli bir günde Ramadi sokaklarında tanklarına patinaj çektirirken koalisyon uçaklarının “ kum fırtınası” sebebiyle operasyon düzenleyemediğini açıkladı.

Kuraldır, yavuz hırsız ev sahibini bastırır. ABD merkezli Washington Post ve New York Times hafta boyunca hezimetten İran’ı sorumlu tuttu. ABD Savunma Bakanı Carter ise CNN’e verdiği mülakatta Irak ordusunun gönülsüzlüğünden yakınıyordu. Irak merkezi hükümetinin iradesi böyle sorgulanırken ABD Başkan Yardımcısı 55 yaşındaki Joe Biden ise Barzani’ye “Ömrümüz Kürt devletini görmeye yetecek” sözünü çoktan vermişti.

Buraya kadar ekseriyetle Irak’ı konuştuk. Bu süreç içerisinde Suriye’de neler olup bittiğine de bakmakta yarar varar. Bunun için Batı’nın çiçek çocuklarından bahsetmeliyiz. Ünlü hikaye “Suriye’de zalim bir diktatör var. Rejim bir an önce yıkılmalı ve ılımlılar geçiş hükümeti sağlamalı” şeklinde 2011 yılının Mart ayında başlamış, ABD yönetimi ivedilikle ılımlıları silahlandırmıştı. Kimi zaman silahlar kendilerini 11 Eylül’de vuran el Kaide’nin Suriye uzantısına gidiyordu ama olsundu, onlar hem Fetih Ordusu adı altında IŞİD ile mücadele ediyor hem de Suriye hükümetinin günlerini sayılı hale getiriyorlardı. Ayrıca el Kaide’nin lideri Eymen el Zehaviri’nin “Bundan sonra Batı hedef alınmayacak” sözleri ABD’nin yüreğine su serpmiş olmalıydı.

Fazla uzatmayalım; az gidildi, uz gidildi Eğit-Donatlar imzalandı, güvenli bölge talepleri tartışmaya açıldı ve bugün olduğumuz yere geldik. Durduğumuz yerde IŞİD Palmyra kentine girer girmez 400 kişiyi katletti, Fetih Ordusu ele geçirdiği yerlerde şeriatı resmi statüye kavuşturmuş oldu.

PANDORANIN KUTUSU: ABD BELGELERİNDE IŞİD!

Peki yazının başında belirttiğimiz tablodan ötürü dehşete düşmeyenler, olacakları adı gibi bilenler ve hatta ellerini ovuşturanlar var mıydı? Evet vardı. Milletçe komplo teorilerine yatkınızdır ancak bu sefer Washington’un günahına girmek için elimizde kendilerine ait belgeler var.

Salı günü, ABD merkezli muhafazakar kuruluş Judical Watch’un “bilgi edinme hakkı” çerçevesindeki talebi üzerine ulaştığı 12 Ağustos 2012 tarihli Amerika Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA) belgesi Batı’nın rolünü gözler önüne seriyor. Kısa, anlaşılır ve tartışmaya yer bırakmaması için önce belgedeki gerçekleri dilimiz döndüğünce alıntılayalım: 1) “Suriye’de ayaklanmanın esas gücü Selefiler, Müslüman Kardeşler ve Irak El Kaidesidir.

Bu güçler Batı, Körfez ve Türkiye tarafından desteklenmektedir. Rusya, Çin ve İran ise Esad rejimini desteklemektedir”

2) “Vekalet savaşında güncel gelişmeler: Rusya, Çin ve İran’ın desteklemesiyle rejim kıyı kesimleri kontrol etmekte, Suriye’ye geçiş yolu olan Humus’u savunmaktadır. Diğer taraftan, muhalefet güçleri doğu bölgesini (Haseke ve Deyr ez Zor), komşu Irak’ın batısını ( Musul ve Anbar) ve Türkiye sınırını kontrol etmeye çalışmaktadır. Batı ülkeleri, Körfez ve Türkiye bu çabaları desteklemektedir. Bu durum luslararası koruma şemsiyesi altında güvenli bölge hazırlamaya yardım edecek Libya-Bingazi verileriyle büyük olasılıkla uyumludur.

3) “Eğer durum böyle devam ederse Suriye’nin Doğusu’nda (Haseke ve Deyr ez Zor) , Selefi düşünceye dayalı devlet ilan edilecektir ki muhalefeti destekleyen kuvvetler (Batı, Körfez ve Türkiye) Şii yayılmacılığının stratejik noktası olarak gördükleri Suriye’yi izole etmek için bunu istemektedirler...”

RAPORDAN ÇIKAN SONUÇ: MALUMUN İLAMI!

Yukarıda alıntılamaya çalıştığımız gerçekler ışığında artık, raporda adı bir kere bile geçmeyen, aslında hiç de olmayan “ılımlılar” tanımlamasını, Ramadi’deki kum fırtınasını, Musul’daki irade sorgusunu bir kenara bırakabiliriz. Demek ki ne sahada hakimiyet sağlayacak ılımlılar var, ne de ABD’nin radikalleri önleyecek niyeti. Aksine, Nusra lideri Culani’nin de hafta içinde belirttiği gibi sahadaki özneler keskin sınırlarla ayrılmıyorlar ve Batı, Ramadi’de olduğu gibi karşıtlarının hegemonyasını kırmak için bu terör devletçiklerine yeşil ışık yakıyor, deyim yerindeyse bir enstrüman olarak kullanıyor. Özetle 2012’den bu yana ABD’li kalemşörlerin “Yaratıcı Kaos” teorisi tıkır tıkır işliyor.  

Öte yandan,Türkiye’yi Eğit-Donat gibi projelerin hedefinde IŞİD olmadığını da artık rahatlıkla söyleyebiliriz. Amaçlanan Libya’da olduğu gibi güvenli bölgeler oluşturmak. Bu durumu Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov 2012 yılında “ Bazı ülkeler Suriye’yi parçalamak ve dağıtmak istiyor. Biliyoruz ki, Libya modeli Suriye için uygulanmaya çalışılıyor”şeklinde ifade etmişti. DUT YEMİŞ BATI... Not etmeliyiz ki, Amerikan Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın kamuoyuna sunduğu raporun büyük bir kısmı FBI, CIA ve Savunma Bakanlığı tarafından sansürlenmişti. Bu kadarı dahi uluslararası kamuoyunu ayağa kaldırması gerekirken, Batı medyası sessizliğini korudu. Tıpkı Fransa Cumhurbaşkanı Hollande’nin “2012 yılındaki ambargo kararına rağmen Suriye’de savaşanlara silah gönderdik” itirafında olduğu gibi. Adettendir, Batı medyası “Saddam’ın kimyasal silahları var” türünden yalanlara daha düşkündür.

ÇÖZÜLEN DİLLER GERÇEĞİ AYDINLATIYOR...

Batı medyası geleneksel sessizliğini korusa da “garp cephesinde” bir şeylerin değiştiğini, itiraf niteliğindeki açıklamaların birbirini izlediğini söyleyebiliriz. Raporların açıklamasından sonra ilk itiraf The Newyorker’a konuşan Belçikalı yetkiliden geldi. Adının açıklanmasını istemeyen güvenlik yetkilisi “2012’de dahi terörizm hakkında konuşuyorduk. Fakat o dönem kimse terörizm hakkında konuşmak istemedi. Çünkü, Esad muhalefetin aşırı unsurlardan oluştuğu konusunda ısrar ediyordu. Evet, Esad haklı çünkü bizimkilere terörist demek çok zordu” ifadelerini kullandı.

27 Mayıs tarihinde ise söz sırası Cumhuriyetçilerin Kentucky Senatörü ve ABD Başkan adayı Rand Paul’daydı. Paul konuşmasında, IŞİD’in ortaya çıkmasının ve güçlenmesinin sebebi olarak “IŞİD’in eline geçecek şekilde gelişigüzel silah dağıtan Cumhuriyetçi şahinleri” gösterdi. Libya’nın da IŞİD’in eline düştüğünü belirten senatör “Çünkü aynı şahinler Hilarry Clinto’ın Libya savaşını çok sevdi ve daha fazlasını istedi” dedi. Paul daha fazlasından kasıtla sanırız ABD raporlarında geçen ve Suriye’de güvenli bölge oluşturulması için Libya örneğini gösteren raporu kasdediyordu.

GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMA HUYU!

Türkiye siyasetinde bir dönem oldukça sık kullanılan bir kavramdı: Gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkma gibi kötü bir huyu vardır. Evet, doğrudur. Ancak gerçekler öyle kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Terörizme karşı kahramanca vatanını savunan bir halkın ve Amerikan yayılmacılığını durdurmaya çalışan bölge ülkelerinin politikaları sayesinde gerçeklere ulaşabiliyoruz. İpleri elden bıraktığımız zaman gerçeklerin dosyalarda tutsak kalacağını da bilmekteyiz. Öyleyse gerçek için mücadele eden insanlığa katkı sunmak bizler için bir seçenek değil görev olmalıdır.

Gökhun GÖÇMEN - 30 Mayıs 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly cloudy

25°C

Istanbul