yandaslar aynibagin guluyuz biz225 

Çalınmış aklın trajedisi!

Son 20-30 yıllık Türkiye tarihi aynı zamanda bir kumpaslar zincirinin de tarihi.

Bir dizi ideolojik ve siyasi kumpasla kuşatılan Türkiye, 1990’lı yıllardan beri sürekli sıkıştırılıp dönüştürülüyor ve üç kaşık suda boğulmak isteniyor. Bir büyük, uzun, tek taraflı ideolojik ve kültürel küresel saldırı bu. İlk 10 yıl kavramlar üzerinden entelektüel düşünsel alanlarda etkili olan kumpas silahı AKP iktidarıyla birlikte zirve yaptı. İlk kritik aşama AKP’nin tasarımı ve iktidara oturtulmasıydı. Sonra dönüşüm o mevzi üzerinden genişletilerek diğer sistem partileri ile sözüm ona sistem dışıymış gibi pompalanan neoliberal “sol” siyasi parti ve gruplara yayılarak sürdürüldü. İçerisinde yeni sistem partisi haline dönüştürülmüş HDP’nin de yer aldığı “yetmez ama evetçi” cephe bu süreçte oluştu.

Öncelikle postmodernizm, küreselleşme, tarihin sonu, sanatın sonu vb. bilumum kavram manipülasyonlarıyla, ırkçı aidiyetler ve kimlikler üzerinden yürütülen sözde “çağdaş” sanatçı seçimleri ve tanımlarıyla, çağdaş sanat yerine “güncel sanat” kavramı yenilemeleriyle, Soros Vakıfları, İstanbul Bienali, AB Fonları vb. merkezli bütçeler ve küratörlerle yönlendirilen büyük sergilerin, etkinliklerin ana kavramlarının belirlenmesi sırasındaki siyasi niyetlerle, projelerle, bunların BOP’la ilişkileri kurularak sanat ortamı adım adım yeniden biçimlendirildi. Küresel bütçeler, dağıtılan onca ulufelere rağmen bu biçimlendirilmeyi, hizaya sokulmayı kabul etmeyip direnenlere ise Ergenekon, Balyoz odaTV vb. zincirleme kumpaslar kuruldu. Bugün -başta HDP’nin kendisi de olmak üzere- bu “baraj aşırtma” kampanyasının başındakilerin söz konusu bu kumpas davalara ısrarla niye müdahil olmaya çalıştılar sanıyorsunuz?

Özellikle düşünce sanat kültür alanlarındaki küresel kumpasları uzunca zamandır yazıp duruyorum. Ne yazık ki ne sol siyasetçiler ne cumhuriyetçiler ne de entelektüeller aslında ne olduğunu zamanında ve yeterince fark edemediler. Bu saldırılara ideolojik olarak yeterince karşı duramadılar. Hala da bunun yeterince farkında olunduğu kanısında değilim.

Fakat artık iş öyle bir noktaya gelip dayandı ki bütün bu kumpasçı enstrüman kuvvetler, karşı özgürleşme ve çağdaşlaşma güçlerinin talepleri, şiddetli itirazları ve direnmeleriyle önemli ölçüde ve bir biçimde alt edildiler. Göreceksiniz siyaset alanlarında da alt edilecekler. Son paralel proje artıkları da yakın bir zamanda yıkılıp gidecekler, yazın bir yere!

SAPLA SAMAN, AK KOYUN KARA KOYUN!

Bir önceki yazımda HDP’yi parlatma ve baraj aşırtma kampanyasını Türkiye’ye bu bağlamlar üzerinden kurulmuş yeni bir kumpas olarak değerlendirmiştim. Sanırım yeterince anlatamamışım ki; bazı dostlar takılmışlar, biraz daha açayım: AKP ilk kritik mevzilenme aşamasıysa bu ikinci kritik mevzi kazanma aşamasıdır ve üçüncüsü ya asla olmayacaktır ya da Allah göstermesin!

Çünkü sözüm ona “Kürt sorununu çözme” yaygarasıyla yürütülen HDP’ye baraj aşırtma kampanyası, son 10-15 yıldır bir kuşatma enstrümanı olarak gözümüzün içine soka soka kurgulanan ve geri dönüşü netameli, mevzi kaptırıcı bir kumpas. Çünkü sadece Türkiye’nin değil Ortadoğu’nun da başına sarılmış o en büyük bölgesel kanlı BOP kumpasının en son ve en kritik aşaması. Daha ne olsun: aşarlarsa bir başka kanlı mecraya doğru savrulacağımız açık açık söylenip yazılıyor zaten. “Ölümlerden ölüm beğen” moduna sokulmuş durumda her şey.

Yine o yazıda HDP’nin “Türkiye Partisi” olma olanağını asıl barajı aşamazsa yakalayabileceğini hatta belki kendisi olup maceracı bir vebalden kendisi de kurtulacak deyişimi de yeterince anlatamamışım sanırım? Onu açayım biraz...

“Türkiye Partisi” olmanın temel kriterlerinden birisi de -eğer yasal eksikleri, hileleri yoksaseçim sonuçlarını kabullenip bir sonraki seçimler için siyaset içi gerekeni yerine getirmeye daha baştan hazır olmak değil midir? Peki sürekli tehditle, eline aldığın örgütlü silahı daha da arttırarak ve yükselterek “yeniden” devreye sokarsan, BOP güçlerinin bölgesel silahlı vurucu gücü olursan bunun adı demokratikleşme mi, “Kürt sorununun çözümü” mü olur yoksa “çözülme” mi? Unutulmasın ki “çözülme” daima çift taraflı ve bütünde gerçekleşir ve iki tarafı da derinden vurur.

Aklı çalınmış Türkiye artık her şeyi birbirine karıştırıyor. Halk da, aydınlar da sapla samanı birbirinden ayıramaz halde o yana bu yana savrulup duruyorlar ne yazık ki?

Göreceksiniz bu son özgürlük ve hak maskeli küresel kumpas da diğer kumpaslar kadar bile sürmeyecek, “ak koyun kara koyun” çok geçmeden belli olacak!

Hala anlamadınız mı, bu bir ‘hangi partiye, kime oy vereceğim ya da vermeyeceğim’ meselesi değil. Bir büyük siyasi kumpaslar zincirinin son halkasına alet olup olmamak meselesi sadece...

Ekrem KAHRAMAN - 28 Mayıs 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

SP_WEATHER_HEAVY_RAIN

14°C

Istanbul