yetmez ama evet2

‘Yetmez ama evet’çiler HDP’yi niçin destekliyor?

Yeni devşirmeler de, Türk olsalar bile, Türk’ü aşağılama yarışında asıl devşirmelerden geri kalmamaya başladı.

İşte “haini en bol ülke” olmamızın nedeni budur.

Kendilerine Türk değil “Osmanlı” diyen bazı devşirme kapıkulları Türk’ü küçük görür, aşağılamak için “Etrak-ı bî-idrak” derlerdi. ‘Etrak’ Türk’ün çoğulu, yani Türkler demek. ‘Bî-idrak’ ‘idraksiz; aklı ermez, anlama/algılama özürlü; yani kabaca aptal’ demek.

Kanuni döneminde yetişmiş, II. Selim ve III. Murat döneminin divan kâtiplerinden ‘Kadimi’ mahlaslı Hafız Hamdi Çelebi’nin manzumesindeki şu satırlar Osmanlı’nın Türk’e bakışını göstermektedir: “Devr-i idelden beri şahım eflak/Zem olur alem içinde Etrâk/Vermemiş Türke hûda hiç idrak/Akl-ı evvel de olursa bibâk/Oktul-üt Türke velevkâne ebak/Dedi ol kan-kerem Şah-ı celâl/Türkü katleyleyiniz kanı helâl.” (Mehmet Ali Aynizade’nin çevirisiyle Türkçesi: “Padişahım, kâinatın yaratılışından bu yana/ Dünya içinde Türklüğün kötülüğünden söz edilir./ Allah Türk’e hiç anlayış gücü vermemiştir/ O çok akıllı olsa bile pervasızdır/ Türk’ü öldür baban olsa da/ O iyilik kaynağı, Yüce Peygamber dedi ki/ ‘Türk’ü öldürünüz kanı helaldir.”) *** IV. Mehmed döneminin yazarı Koçi Bey (ö. 1650) de Türk, Tatar, Yörük gibi çeşitli adlar verdiği ‘Türkler’ için hiç olumlu ifadeler kullanmamıştır.

Kendilerine “Osmanlı” diyen bunlar gibilerin kökenlerini, yani nereden devşirildiklerini bilmiyoruz ama bu görüş Hıristiyan Avrupalıların görüşüdür. Türklerin Bizans’ı ele geçirmelerinden beri Avrupalılar, Türklerin yok edilmeleri gerektiğini düşünürler. Churchill, Çanakkale saldırısına başlamadan önce benzer sözleri söylemiş ve “Barbar Türklerin, yalnız Avrupa’dan değil Küçük Asya’dan da, yani Anadolu’dan da atılmaları, geldikleri yere, Orta Asya’ya gönderilmeleri gerektiğini” bildirmiştir. Avrupa’da bugün de benzer sözleri edenler var. Hem de öyle sorumsuz kişiler değil; AB ile ilişkili kişiler ya da Türkiye’de de bağlantıları bulunan ‘malum’ vakıfların yöneticilerinden benzer sözleri duyuyoruz.

Devşirmeler, Türk’ü küçük gördükleri, aşağıladıkları için Türkçeyi de beğenmemişler ve yukarıdaki örneklerde gördüğümüz gibi, Osmanlıca denilen uyduruk bir dil icat etmişlerdir. Bunların şairleri şiirlerini “divan şiiri” denilen, Türk’e yabancı ‘aruz’ vezninde yazarlardı. Buna karşılık Türk halkının ozanları klasik halk şiiri tarzında, Güzel Türkçemizle doğaçlama söylerlerdi. Halkımız bu şiirleri ağızdan ağza, kuşaktan kuşağa aktararak yüz yıllarca yaşattı.

Devlet hizmetinde Türk’e görev verilmezdi. Ticaret ve zanaat işini de azınlıklar yapar, aralarına Türk’ü sokmazlardı. Türk’ün çiftçilik yapmaktan başka olanağı yoktu. Ancak ekip biçtiğinin çoğuna da Osmanlı öşür/ aşar adları altında alınan ağır vergilerle el koyar, halkı inim inim inletir, perişan ederdi.

ÇÖKÜŞ DÖNEMİNDE KIŞKIRTILAN AZINLIKLAR...

Gerileme Devri’nde, yakında çökeceğini düşündükleri Osmanlı’yı yağmalamak isteyen emperyalist devletler azınlıkların koruyucusu kesildiler ve Osmanlı’ya baskı yaparak onlara birçok ayrıcalıklar sağladılar. Ulusalcı duygularını uyandırarak isyan etmelerini sağlamak için misyoner okulları açtılar. 19. yüzyılın ikinci yarısına doğru Avrupalı emperyalistlere ABD de katıldı ve Osmanlı topraklarında 2000 misyoner okulu açtı. İsyancıların elebaşları bu okullarda eğitildi. Örneğin, Bulgar komitacıların liderleri ve bağımsızlıktan sonraki ilk 3 başbakanı Robert Kolej mezunudur.

Misyoner okullarına başlangıçta Müslüman öğrenci almıyorlardı. Azınlıklarla ilgili amaçlarını gerçekleştirdikten sonra, Müslüman öğrenci de almaya başladılar. Algı operasyonu sırası Müslümanlara gelmiş olmalıydı. Devşirmeler çocuklarını okutmak için bu okullardan başkasını düşünmez oldular. Türklerin çocuklarını bu okullarda okutacak hali zaten yoktu.

Bu okullarda eğitilen devşirme çocukları, aşağılık kompleksiyle karışık Batı hayranlığı edindiler ve Türk’ü küçük görme, aşağılama duyguları daha da arttı. Tanzimat’tan sonra yurtdışına eğitime gönderilenlerde bu duygular iyice pekişti. Bunlar artık Osmanlıcayı da bıraktılar, o zaman moda olan Fransızca konuşmaya başladılar.

Kurtuluş Savaşı yıllarında bunlar İstanbul’da işgalcilerle ‘Sodom ve Gomore’ hayatı yaşadılar, mütareke basınında Kuvayı Milliyecilere hayasızca saldırdılar.

Kurtuluştan sonra bir müddet sindiler, emperyalist efendileriyle birlikte Cumhuriyet’in yıkılmasını, İstanbul’un yeniden payitaht olmasını beklediler. Beklentileri kursaklarında kalınca yalakalığa başladılar, fakat Atatürk bunlara hiç yüz vermedi.

Atatürk’ten sonra karşıdevrim başlayınca ortaya çıktılar. “Geçmişteki kırgınlıkları gideriyoruz” denilerek Cumhuriyet karşıtlarına makamlar verilmesi ve özellikle AB-D vesayetine girilmesiyle bunlara gün doğdu. ‘Osmanlı’yı, çoğu zaman işbirliği yaptıkları gericilere bırakarak, kendileri ‘aydın’ sıfatını yakıştırdılar ve bu sanı tekellerine aldılar. Öyle ki eğer bunlar gibi düşünmüyorsanız aydın olamazsınız(!).

AKP’DEN HDP’YE...

Su başlarını bunlar tutmuş. Arkalarında da ABD var ve etki ajanlığı yapmaları karşılığında, yarı resmi vakıfları aracılığıyla desteğini esirgemiyor.

Bunların onaylamadığı sinema, edebiyat, müzik vb. bir sanat eseri tutunamaz. Buna karşılık örneğin, hiç kimsenin sonuna kadar okuyamadığı bir edebiyat eseri, aylarca ‘en çok satan’ listelerinin başında kalır. Hal böyle olunca hem adını duyurmak, hem de iş yapmak isteyen sanatçılar/yazarlar bunlara yanaşmak ve bunların beğenilerine göre üretmek gereksinimi duymaya başladılar. Böylece eski devşirmeler şimdi devşirmeci oldu. Yeni devşirmeler de, Türk olsalar bile, Türk’ü aşağılama yarışında asıl devşirmelerden geri kalmamaya başladı. İşte “haini en bol ülke” olmamızın nedeni budur.

Bunlar yıllarca AKP’yi desteklediler. “Zamanı geldiğinde demokrasi tramvayından ineceğim” diyen adamı, “Demokrasi Kahramanı” yapmışlardı. Çünkü AB-D böyle istemişti. Şimdi moda HDP. Tüm enerjilerini HDP’nin barajı geçmesi için tüketiyorlar. Çünkü AB-D böyle istiyor. “Bebek katilini, barış güvercini” yaptılar. Katilin çömezleri en büyük demokrat!

Seçim meydanlarında birbirlerine en ağır hakaretlerle saldırsalar da aslında AKP ile HDP/PKK, AB-D’nin güdümünde oturdukları masada anlaşmak üzereydiler. Şimdi yapılmak istenen hem HDP/PKK’nın pazarlık gücünü artırmak ve hem de bazen dizginlerden çıkmak isteyen ‘Tramvay Demokratı’nı hizaya getirmek.

Süleyman ÇELİK - 23 Mayıs 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

11°C

Istanbul