Referandum-Bir-Tiyatroydu

12 Eylül bir tiyatroydu

12 Eylül Pazar günü sandık başına gittik, batı ve içteki işbirlikçisi Tayyip Erdoğan tarafından adam yerine konulduğumuzu, bizim vereceğimiz oylara itibar edileceğini sanarak referandum için oy kullandık, sonra da akşam açıklanacak sonuçları saf saf beklemeye başladık.

Oysa anayasa değişiklik paketi ile ilgili sonuçlar, 12 Eylül’den çok önce Amerika tarafından belirlenmişti ve 12 Eylül akşamı sonucun “Evet” olarak çıktığının açıklanacağı kesindi.


12 Eylül referandumu, ABD’de önceden saptanmış bu gayrimeşru sonuca meşruiyet kazandırmak için yapılmıştır. 12 Eylül referandumu bir tiyatroydu ve biz bu tiyatroda bize verilen rolü oynadık. Seçmen sayısının yüzde 27’sine tekabül eden 11 milyon seçmen sandık başına gitmediği için bu sonuç ortaya çıktı diyenleri hayretle karşılıyorum. 11 milyon seçmen, yani toplam seçmen sayısının yüzde 27’si sandık başına gitseydi ve tümü de “Hayır” vermiş olsaydı 12 Eylül akşamı farklı bir sonuç mu açıklanacaktı? “Evet”çilerin bir tek fire vermediğini, sandık başına gitmeyen 11 milyonun tamamının da “Hayır”cılar olduğunu bilmeyen bir Allah kulu var mıdır? Yüzde 42’nin üzerine bu yüzde 27’yi de koyduğunuzda “Hayır”cıların oranının yüzde 69’a ulaştığını hepimiz görüyoruz. Dolayısıyla “Evet”çilerin oranı gerçekte yüzde 31’dir.

Bilindiği gibi Prof. Dr. Mehmet Haberal, Ergenekon sanığı olarak tutuklanmıştı. Her duruşmada suçunun ne oldugunu soran Haberal, duruşmalardan sonra tahliyesini istediği halde her defasında bu tahliye talepleri, mahkeme başkanının da bu talebe katılmasına karşın iki yargıcın oyuyla reddediliyordu. Haberal’ın tutukluluk halinin sürdürülmesine karar veren yargıçlar, bu haksız kararları nedeniyle Haberal’a tazminat ödemeye mahkûm edildikleri halde tavırlarında bir değişiklik olmamaktadır. O yargıçlara, 12 Eylül referandum sonucunun “Evet” şeklinde açıklanacağının garantisi verilmemiş olsaydı yargıçlar bu tavırlarını sürdürebilirler miydi?

Daha referanduma haftalar varken Adalet Bakanlığı’nın 12 Eylül sonrası oluşturulacak yeni Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) için yeni mekan ve çalışma ortamı oluşturma hazırlıklarına başlamış olması, taşradan HSYK’ya alınacak yeni üyelerin belirlenmesi çalışmalarını sürdürdürmesi referandum sonucunun “Evet” olarak açıklanacağının habercisi değil miydi? Kısacası her şey 12 Eylül akşamı sonuçların “Evet” şeklinde açıklanacağı üzerine kurgulanmıştı ve tüm çalışmalar buna göre yürütülüyordu. Evetçilerin ve hayırcıların yüzde oranları referandumdan çok önce ABD’de belirlenmişti.

Amerika tarafından BOP eşbaşkanı olarak görevlendirilmiş olan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başbakanlık koltuğunda oturan Tayyip Erdoğan, 12 Eylül günü saat 15.00 sıralarında televizyonların karşısına geçti ve ”Güneydoğu’dan neticeler gelmeye başladı” dedi. Oysa o saatte Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinde daha sandıkların açılmasına bir saat vardı. Oralarda sandıklar saat 15.00’ten önce mi açılmıştı da neticeler ortaya çıktı ve Erdoğan o açıklamayı yaptı?

Bu gerçekleri görmezden gelen CHP ve MHP’nin, “Halkın iradesi böyle tecelli etmiştir. Herkes sonuca saygılı olmalıdır” şeklindeki açıklamaları ve bu sonucu meşru saymaları bu partilerin de ABD tarafından kontrol altına alındığını hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde göstermiyor mu? 12 Eylül referandumunun CHP ve MHP tarafından gayrimeşru sayılması için daha nelerin olması gerekiyordu?

Birçok yazımda, batının ve özellikle Amerikan emperyalizminin Türkiye’de bir iç çatışma çıkatmak suretiyle Türkiye’yi bölüp parçalama konusunda hayli mesafe aldığını, içteki işbirlikçileriyle birlikte bir çok mevziyi ele geçirdiğini, bundan sonra Türkiye’nin yeniden ulusal ve Atatürkçü bir duruş sergilemesine izin vermek istemeyeceklerini vurgulamıştım. İşte şimdi bu süreci yaşıyoruz.

Sefer ÇETİNKAYA - 20.09.2010 - İlk Kurşun
http://www.ilk-kursun.com/

Not : Bu konu ile ilgili olarak yazarın en son yazısını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.Tıklayınız.

12 Eylül’ün İkinci Perdesi 12 Haziran

Son Yazılar