sait yilmaz 

Yemen’de Demokrasi istemiyorlar!

ABD ve İsrail, Yemen tezgâhı sonrası ortaya çıkan Arap ordusu fikrini ellerini ovuşturarak izliyor.

İslam dünyası, içine sokulan fitnelerle birbirine düşürülürken bu kaosta Batılılar ve İsrail kendi çıkarları için gerekli ortam ve fırsatları bulacaklar.

Suudi Arabistan’ın liderliğinde çoğunluğu Körfez bölgesindeki 10 Arap ülkesinin oluşturduğu koalisyonun Yemen’e hava harekâtına başlaması ile Ortadoğu gündemi yeni bir cephede tekrar alevlendi. 1962’de Mısır’ın müdahalesi ile ülke ikiye bölünüp, “Kuzey Yemen” kurulurken, “Güney Yemen” Sosyalist bloka kaymıştı. 1990 yılında iki ülke tekrar birleşirken, 1993 yılında yapılan seçimleri Kuzey Yemen’in eski cumhurbaşkanı Abdullah Ali Salihi kazandı. 2014 sayımına göre nüfusu, 26 milyon olan Yemen’de %99,1 Müslümanlar yaşıyor ve bu nüfusun %65’i Sünni, %35’i ise Şii’dir. Yemen, Körfezin en fakir ve en kalabalık ülkesidir. Yemen fili olarak dört parçaya bölünmüş durumdadır; Kuzey’de Şii Husiler, güneyde Sünni kesim, Güney Hareketi ve Doğu’da Yemen El-Kaidesi. Yemen’de son dönemdeki gelişmeler Arap hareketleri ile başladı. Ülkeyi 33 yıldır yöneten Ali Abdullah Salihi, protesto gösterilerinin ardından Kasım 2011’de görevi bırakmıştı. Suudi Arabistan, Salihi’yi birkaç kez görevi Başkan Yardımcısı ve ABD’nin adamı Mansur Hadi’ye bırakmaya zorladı. Salihi’nin görevini, yardımcısı Mansur Hadi devraldı ama Salihi mücadeleden vazgeçmedi. Şii Husilerin Ensarullah (Allah’ın Arabistan’daki Taraftarları) Hareketi, geçen eylül ayında başkent Sana’yı ele geçirmişti. Ocak 2015’te Husiler başkanlık sarayını kuşattılar ve Şubat ayında ise Yemen geçici hükümetini kurdular. Hadi’nin istifa etmek zorunda kalması üzerine CIA, Yemen’deki operasyonlarına başladı. Hadi önce Sana’dan Aden’e kaçırıldı ve Hadi tarafından Aden, geçici başkent ilan edildi. ABD’nin işareti ile Fransa, Türkiye ve Batı Avrupa ülkeleri Yemen elçiliklerini kapattı. Oyunun yeni perdesi 23 Mart’ta Hadi’nin dışişleri bakanının havadan müdahale istemesiyle başladı. Bunun üzerine Husiler harekete geçerek mümkün olduğu kadar çok askeri havalanı ve üs ele geçirmeye başladı. Husiler, 26 Mart’ta Aden’e girince aslında 22 Ocak 2015’te istifa etmiş olan Hadi, planlandığı gibi Suudi Arabistan’a kaçırıldı ve Arap Zirvesi, Yemen’e askeri müdahale kararı aldı.

ARAP ORDUSU ABD’Yİ MEMNUN EDER!

Yemen’de Husilerin geldiği konumu değiştirmek çok zor, en azından kısa sürede sonuç alınamaz. Riyad, Yemen içine doğrudan müdahale edecek askeri kabiliyete sahip değil ve bu yüzden Sünni Arap cephesini harekete geçirdi. Suudi Arabistan tıpkı Bahreyn’de yaptığı gibi ülke içine doğrudan müdahale edip, kendi istediği düzeni kurma peşinde. Bu yüzden Arap orduları ittifakından medet umuluyor. ABD ve İsrail, Yemen tezgâhı sonrası ortaya çıkan Arap Ordusu fikrini ellerini ovuşturarak izliyor. ABD’ye göre bu ordu öncelikle İran’a karşı elini güçlendirecek, sonra da Arap ülkelerine verilecek güvenlik garantisiyle bölgeye çöreklenmesi yeni bir çerçeve bulacak. ABD, böylece Ortadoğu’daki tüm kuklalarını harekete geçirerek, onları bir hizaya sokma imkanı buldu. Körfez’dekilerden Arap ordusu kurarken, Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye-Pakistan yeniden Sünni ekseni rüyası görmeye başladı. Ancak, Arap ordusu müdahalede bulunsa bile istediği Sünni düzeni kurabilmesi veya bunun yaşama olasılığı güçlü değil. Ekonomik olarak kötü ve fakir bir ülke olan Yemen’de iktidara kim gelirse gelsin dış yardım olmaksızın ülkeyi idare edemez. Uzun dönemli mali yardım yanında ülkenin kıt su kaynakları Sana’yı Riyad ile iyi geçinmeye zorlamaktadır. Çünkü hemen sınırlarındaki Suudi Arabistan varken, 1950 km. uzaktaki İran daha iyi bir müttefik olamaz. Özetle, diplomatik çözüm en iyi yoldur çünkü Suudi Arabistan için asıl tehlike bölgedeki El Kaide veya İslamcı Devlet’in Husileri de (Ensarullah Hareketi’ni) hedef alarak, onun yerini doldurmasıdır.

Kasım 2014’de IŞİD yayınlamış olduğu teolojik kitapta (Lands of al-Haramain and Yemen), “Bundan sonra ne Suud ailesine ne de onların askerlerine rahat yok, eninde sonunda İslami devletin muhafızları size ulaşacaktır” demekteydi. ABD, Yemen’deki El Kaide’ye karşı Şii Husiler ile işbirliği yapacağını açıklamıştı. Sünni dünyanın savunuculuğuna soyunan Irak ve Suriye’deki IŞİD yanında Yemen’de Husilere karşı savaşan El Kaide, Suudi Arabistan’ın bölgesel ve dini rollerini çalmaya çalışıyor. Bugüne kadar IŞİD’in bazı unsurları Suudilere yönelik birkaç saldırıyla yetindi. Suudi Arabistan da asıl tehdit olarak El Kaide’yi görmektedir. Bu nedenle, güneylerinde bir Husi kontrolünü cihatçı bir El Kaide (IŞİD) devletine göre daha muteberdir. Buradan çıkarılması gereken sonuç, Yemen’de Husiler kuzeye doğru püskürtülmedikçe hiçbir sonuç Suudi Arabistan için iyi olmayacaktır. Riyad, Kızıldeniz’in Hint Okyanusu’na açıldığı Boğaz’ın Husilerin eline geçmesini engellemek istiyor. Husiler, boğazın kontrolünü ele geçirdikleri takdirde, İran yönetimi Arap Yarımadası’nın batı ucundaki deniz yolunu da kontrolü altına almış olacak. Aden Körfezi’nin kontrolünün Şii bir Yemen iktidarı eline geçmesi sadece İran değil müttefikleri Rusya, Çin’in de (BRIC ülkeleri) stratejik ayaklarının buraya basması demektir. Şii bir Yemen’de üslenecek füzelerin ABD gemileri ve İsrail’i vurabilecek olması kabus olarak düşünülüyor.

HUSİLER, ABD VE SUUDİLERİN HESABINI BOZDU!

Bu savaş sadece Husilerin değil, Husilerin başını çektiği Yemen’de muhalif geniş bir kesimin ortak savaşıdır. Bu savaşın içinde Şiiler kadar Sünni Müslümanlar ve ona benzer gruplar da bulunmaktadır. Bu yüzden devrik lider Salihi de Husi tarafındadır. Salihi’ye bağlı güçler Husiler ile birlikte Hadi güçlerine karşı savaşıyor. Husiler, Cumhurbaşkanı yardımcısının kendilerinden atanmasını istiyorlar. Hadi’yi iktidara getirirken ABD ve Suudi Arabistan, Husilerin bir gün iktidarı ele geçirebileceğine ve diğer kabilelerle birlikte ortak bir cephe kurabileceklerine ihtimal vermemişlerdi. Bu yüzden Hadi, yönetimi boyunca taraflara zulmetmekten ve birbirine karşı düşürmekten başka bir şey yapmadı. Yemen’deki savaşın nedeni Husilerin iktidarı ele geçirmek için darbe düzenlemesi değil, tam aksine Yemen’de devam eden iktidarı paylaşma görüşmelerinden kurtulmak için Hadi’nin ülkeden kaçarak, ülkeyi dış müdahaleye açması ve Suudilerin iktidarı otoriter bir rejim altında tutma çabasıdır.

Yemen’deki savaş ile Ortadoğu savaş sahnesine yeni aktörler sürülüyor ve uzun savaş stratejisi çalışıyor. Kuzeydeki Kürt devleti ve Kürt koridoru projesi devam ederken, Türkiye üzerinde etnik bölünme senaryosu da son aşamaya giriyor. Suudi Arabistan ise oldukça hassas bir konumdadır ve şimdilik durumu kontrol ediyor olsa da diğerlerinin başına gelen onun da başına gelecektir. Çünkü diğerleri ile demografileri aynıdır. Sonuç olarak, domino teorisi yürüyor, İslam dünyası içine sokulan fitnelerle birbirine düşürülürken, bu kaosta Batılılar ve İsrail kendi çıkarları için gerekli ortam ve fırsatları bulacaklar.

Sait YILMAZ - 01 Nisan 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Partly cloudy

20°C

Istanbul