canakkale savasi yenilmez armadanin batisi225

100 yıl sonra yeniden Çanakkale siperlerine!

“İnsanlar hür doğar ama her yerde zincire vurulmuştur” demişti Rousseau.

O dönem için mutlakiyetçi bir rejime sahip olan Fransa’nın burjuva devrimini savunan aydını. Onun ölümünden bir süre sonra Büyük Fransız Devrimi gerçekleşti, milliyetçilik akımı bütün dünyaya yayıldı. Ancak ne o devrimin önderleri ne de başkaları kestiremezdi yüzyıl sonrasında Fransa’nın mazlum milletlere savaş açan bir konuma geleceğini. Sanayi Devrimi’yle birlikte hammadde ve pazar arayışlarının artması kapitalizmin ilerici yönünden sıyrılıp devrimini tamamlamış büyük ülkelerin sömürgeciliğe geçmesine neden olmuştu. I. Dünya Savaşı ve bizim tarihimizde de önemli yer tutan Çanakkale Savaşı’na bu perspektiflerden bakmamız doğru sonuçlar elde etmemizi sağlayacaktır.

“En kesif orduların yükleniyor dördü beşi” diyordu Mehmet Akif, Çanakkale’ye yapılan istilaya. İşte Fransızı, İngilizi yanlarında getirdikleri Hintlisi, Yeni Zelandalısı hepsi Mehmetçiğin karşısına durmuş olanca kuvvetiyle Boğaz’a yüklenmişti. Niçin? “Hasta adam”ı bir an evvel etkisizleştirmek, buhran içinde kalan Rus Çarı’nı kurtarabilmek için. En önemlisi de Türk milletini esir edip paylaşmak için akbabalar Çanakkale’ye üşüşmüştü. Türk askeri, subaylar dışında emperyalizm nedir belki bilmiyordu ama köyde bekleyen nişanlısının yahut anasının ırzıyla, vatanın ırzı arasında bir fark olmadığının bilincindeydi. Söylenmişti bir kere “Çanakkale Geçilmez!”

Topu, zırhlısı kısacası güçlü donanmasıyla emperyalistler Çanakkale’ye gelmişti. Plan tıkır tıkır işlerse her şeyi hızlıca halledeceklerini düşündüler. Birkaç saatte donanma Boğaz’dan geçip İstanbul’a varacaktı. Ancak o büyük devletler burada bambaşka bir şeyle karşılaştılar. İngilizler ve Fransızlar teknolojik üstünlük, denizaltılar, zırhlılar, tabyalar, kuvvetler hepsini hesap etmiş, Türk askerinin cesaretini ve fedailiğini düşünememişti. Tabii nasıl tahmin edecekti Churchill, tabyada bulunan vincin kırılmasından sonra Seyit Ali’nin 215 kilogramlık top mermisini sırtında taşıyarak Fransız zırhlısı Bouvet’yi Boğaz’ın serin sularına göndereceğini... O büyük zırhlılar Türk tabyaları karşısında işe yaramaz demir parçalarına dönüşmüştü. Türk askeri deniz savaşında emperyalistleri, parayı, çeliği, makineyi, barutu, kader sanılan zavallılığı, aşağılık duygusunu, Avrupa karşısında emireri gibi durma alışkanlığını yenmişti.

MİLLET OLMANIN ÖNEMİ!

Düşmanın Türk askerinden öğreneceği pek çok şey vardı. Kara harekatına girişilmesiyle birlikte Bigalı Mehmet Çavuş gibi kahramanları buldular karşılarında. Bigalı Mehmet Çavuş silahı tutukluk yapınca sinirlenip yerden söktüğü taş ve siperden bulduğu küçük kürekle emperyalistlerin üzerine hücuma kalkmıştı; yine de bulunduğu bölgeyi savunmaktan geri durmamıştı. Bu çılgınlığı gören İngilizler gerisin geri botlara atlayıp kaçmışlardı. Askerin fedailiğini gösteren önemli noktalardan biri de 57. Alay’ın bulunduğu Conkbayırı’ydı. Ya Çanakkale geçilip millet esir olacaktı ya da 57. Alay şehit. Mustafa Kemal tarihi emrini verdi: “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimizi başka birlik ve komutanlar alacaktır.”

Çanakkale’de savaşan tarafları tüfek, top, birlik üstünlüğü üzerinden değerlendirmek bizi yanıltacaktır. Osmanlı aydınlanmacılarının feda kültürü komutanlar vasıtasıyla siperlerde yeniden can buluyordu. Türk milleti elleriyle, tırnaklarıyla kazıya kazıya Çanakkale’den dersler çıkarmıştı: Millet olmanın önemini. Siperlerde onları bir arada tutan şey milli duygulardı. Ve onlar perçinlendikçe yurttaşlık bilince çıkmaktaydı. Bunu taçlandıracak olan ise Cumhuriyet Devrimi’ydi.

Emperyalizmi yurttan defedene kadar siperde mücadele edenlerle sonrasında “Tam bağımsız Türkiye!” şiarını yükseltenler aynı geleneği temsil ediyorlardı. İstiklal Marşımızda yazdığı gibi yurdumuzu alçaklara uğratmayan bir neslin çocukları, torunlarıyız. Bizden geçti deyip her şeyi bir kenara bırakabilir miyiz? Akbaba sadece şekil değiştirmiş ve uzun tırnaklarıyla karşımızda bulunmaktadır, bu sefer okyanus ötesinden geliyor. Hem de bölgemizdeki planlarını gün geçtikçe artırıp, uygulayarak... 100 yıl öncesinde geçilemeyen Boğazları gazetesiyle, televizyonuyla, markalarıyla ve reklamlarıyla geçme peşindeler. 68 gençliği geleneği bozmayarak kanlı postallarıyla Türkiye’ye gelen Amerikan askerlerini Dolmabahçe’de denize dökmüştü, bugün ise TGB, 2003’te Süleymaniye’de Türk askerinin başına “çuval” geçiren emperyalistlere “çuval”lar geçirerek karşılık vermektedir.

100 YIL SONRA YİNE ÇANAKKALE...

Ulus devletlere yönelik saldırılar ve neoliberalizmin mazlum milletlere tarihini unutturma çabası gün geçtikçe artmaktadır. Gerçekleştirdiğimiz Çanakkale Zaferi ve Cumhuriyet Devrimi’yle mazlum milletlerin umut kaynağı olup emperyalistleri hüküm sürdükleri topraklarda titrettik. Yüzyıl sonra yine aynı yerde, Çanakkale siperlerindeyiz. Çanakkale Valiliği’nin yasağına karşı Bigalı Mehmet Çavuşlar, Seyit Onbaşılar olduğumuzu hatırlattık. Valilikten geri adım geldi. Biz esas mücadeleyi vatanımızı kendi emelleri uğrunda şekillendirmeye çalışan emperyalistlere karşı veriyoruz.

18 Mart’ta herkesi 100 yıl sonra yeniden Çanakkale siperlerinde “tam bağımsız Türkiye” için mevzilenmeye çağırıyoruz.

İbrahim Okan ÖZKAN - 17 Mart 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Clear

23°C

Istanbul