turkiye suriye kardestir amerika kallestir225 

Acıyı en derinden yaşayan yedi ülkenin kadını birleşin!

Türkiye-Suriye kardeştir! Suriye televizyon kanalında katıldığımız programda da söyledim.

Ama nasıl kardeş?

Tek yumurta ikizleri vardır ya... birinin parmağı kesilse ötekinin de canı acır. İşte aynen öyle. Bu rastgele söylenmiş söz değil, siyasi bir gerçeklik. Suriye’nin bölünmesi demek Türkiye’nin bölünmesi demek değil mi? Birinin teröristi ötekinin de canını yakmıyor mu... İçimden sayıyorum da, ne kadar çok ortaklık var. Bölgede birlikte yaşama kültürünü şimdiye kadar en iyi uygulayan, her renkten millet yapmış, emperyalizme karşı dik duran, laik iki ülke. Baas Partisi Genel Sekreteri Hilâl el Hilâl’in dediği gibi bizi onun için boğmak istiyorlar, çünkü örnek oluşturmamızdan korkuyorlar.... Öyle ya biri iftarını açarken, yan masada içki kadehini tokuşturan iki kadın huzur içinde bir arada yaşarken ülkeyi nasıl karıştıracaksın, birbirine nasıl düşüreceksin. Kendi askerini kullanmıyor, bizi savaştırıyor diyorlar. Laiklik ortadan kalkarsa ülkelerimiz bölünür diyorlar...

“Kimin yararına bu yangın” diye soruyorlar!

ÇAYLA ÇORBAYLA TESLİM OLUN!

Bu benim 2008’den bu yana galiba dördüncü gidişim. O güzelim ülke yorulmuş. O huzur dolu ülkenin sokaklarında barikatlar var. Bir tane inşaat görmedim. Devlet birçok harcamasını kısmış belli, ama dört yıldır savaş koşullarında bile memur maaşları bir kez aksamamış. Sağlık hizmetleri karşılıksız. Çocuk, kadın-doğum ve tüberküloz hastaneleri ayrı. Biz terör mağdurlarını bir devlet hastanesinde ziyaret ettik. Başhekim “Acilde bazen 500 hastaya baktığımız, günde 100 ameliyat yaptığımız oluyor” diyor. Eskiden ilaç üreten, 50 ülkeye satan bir ülkeyken şimdi bazı özel hastaları için ilaç ithal etmek istiyorlar, bazı ülkeler korkudan satmıyorlarmış... Ama başhekim öyle kararlı belirtiyor ki, “Asla sağlığın paralı olmasına izin vermeyeceğiz...

” Heyetten Abdülkadir Yıldız kulağıma eğilip diyor ki:

-Bizde savaş yok ama, hastanelerde parasızlıktan çocuklar rehin kalıyor...

Doğru söz!

Bir başka doğru söz de bir Suriyelinin:

-Kendi ülkesininin sınırına çiçek konsun istemeyenler benim ülkeme bombayla gelmesin!

Komşu sınırlarında binbir renkli çiçeklerin yeşermesi o kadar kolay ki.

İki günde yoğun ve üst düzey bir program uyguladık. Suriye’nin ilk dört kişisiyle görüştük. Esad makamında değil, evinde kabul etti. Bunlar hep özel. Suriye Cumhurbaşkanı’nın altını çizdiği gibi kaç yıldır ilk kez Türkiyeli heyet geliyor. “Amerikalılarla, Fransızlarla görüşüyorum ama komşumuz Türkiye ile görüşemiyorum...” diyor.

Türkiye’nin ve bölgenin çok yakın gelecekteki dış politikasının ana hatlarını konuşuyoruz.

Aslında kopuş Colin Powell’le başlamış. Şunu yapın, bunu yapın buyurmaları geri çevrilince...

Şam’ın geleceğine Şam’dan karar vermek hiç olur mu!!

Eşbaşkanlar devreye sokulur, bakanları, memurları gider gelir...

“Güzellikle” teslim olun!

Bağımsızlığınızdan vazgeçin, bölünün, birbirinize düşün! Sınırdaki bölgeyi teröristlere bırakın.

Kağıtlar masaya konulur.

İmzala!

İmzalamam ille de Şam’ın menfaati!

Vay sen misin!

Sırada “münafık kardeşler” var, onlara kimse müslüman demiyor, zaten...

Yetmedi yeni terörist verelim, o da yetmedi eğitip besleyip gönderelim.

BİR LİTRE BENZİN!

Bizi Şam’da mültecilere götüreceklerini söylediler. İlk önce şaşırdım. Kim bunlar? Ne mültecisi?

Türkiye’de iki milyon Suriyeli mülteci var da... Kimi sokaklarda, kimi çadırlarda. İşsiz güçsüz.

Savaş bölgesinde evsiz barksız kalanları okul binalarına yerleştirmişler. Birer odacık, ama baş larını sokacak yer. Çocuklar okula gidiyor. Üniversiteli gönüllüler ders çalıştırıyor. Kadınlar el işi öğrenmişler. Hiç olmazsa harçlıklarını çıkarıyorlar. Yoksa devlet her türlü giderlerini karşılıyor.

Bu yıl ünlü Halep fıstığı hiç olmamış. Çünkü savaş bölgesinde kalmış ağaçlar. Bağlar, bahçeler öksüz... Bu arada aklıma gelmişken unutmadan söyleyeyim. Bir litre benzin Suriye’de 50 cent.

Türkiye’de? Şunu aramızda paylaşıp alışıp verişsek... Pazarlara şenlik gelse.

Suriye Cumhuriyet Devletinin müftüsü Hassun’la teyze çocukları oluyoruz, biliyorsunuz. Annesi İstanbullu. Dayıları hâlâ buralarda. Neyse, Hassun diyor ki “Ben laik bir müftüyüm. Dinde nefret yoktur. Peygamberler insan inşa ettiler. Devlet değil... Cüppe altında siyaset olmaz... Parlamento minberi Cuma minberi değildir... Bir mezhep devlet olurum derse diğerleri için de aynı hak doğar.” Işid’in Kuran’ı iyi bildiğini söylüyor. “Ama adam kesiyor” diyor. Müftü, “23 milyon Suriyelinin, Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Şii, Sünni, Şafi, Hanefi hepsinin hizmetkârıyım...” diye vurguluyor. Ve gencecik oğlunu şehit veren Hassun, hemen ekliyor:

-Benim öz kardeşim sizin toprağınıza göz dikerse, kendi öz kardeşime karşı savaşırım... Yalanları yararak geldiniz. Suriyelinin gözünde hüzün göreceksiniz. Biz Araplardan çok Türkiye’ye kırgınız...

İlginç bir din adamı olduğunu daha önceleri de yazmıştım. Esad’a Anayasa değişikliği önermiş. Cumhurbaşkanlığı tanımlanırken şu sıfatlar varmış: “Suriyeli, Arap, erkek...” Yalnızca Suriyeli kalsın demiş.

Ben de konuşmamda pek içten destekledim öneriyi doğrusu, iki tarafta da Cumhuriyet kadınından Cumhurbaşkanı olsa çok daha kolay çözüverirdik sorunları.

ŞARKILAR SÖYLEYELİM!

Evet, Suriye bizim ön cephemiz. Burada saf tutmak bir kıstas. 7 ülke, 7 deniz bir birleşse nasıl bir ekonomik, siyasi ve kültürel bir güç doğar. Kim bizi tutabilir!

Sayın Esad’la görüşmemizde de aynen böyle söyledim.

Kıralım şu zincirleri. Şarkıcılarınız gelsin Türkiye’de şarkı söylesin, bizimkiler gelsin burada şarkılarını söylesin. Konserler, sergiler, bilimsel, akademik araştırmalar, tartışmalar yapalım, haber alalım haber verelim... Kendi söylediğime kendim heyecanlandım.

Yedi ülkenin kadınları bunun acısını, yıkımını en derinden yaşıyanlardan.

Anaları bu bölgede fena ağlattılar. Bu birlikteliğin inşasına da en başta katılacaklardır. Aç susuz yaşamaya oğullarını kızlarını şehit vermeye hazır, ama bağımsızlığından ödün vermeyecek kadınlardır. Bu 7 denize ben Okyanus’u da katıyorum. Taa uzaktaki Amerikalı anaları da biz kurtaracağız. Onların oğulları da buralara gelip hiç uğruna ölmesin. Bizler vatanımız için savaşırız. Bir anlamı var. Baş koyarız. Onlar bedensel bakımdan sağ dönseler bile, kişilikleri sağlam kalmıyor. Ömürleri boyunca o haksızlığın boyun borcunu taşıyorlar üzerlerinde.

İşimiz çok.

Dünyanın ağırlığı üzerimizde.

Verin verin taşırız!

8 Mart bizim için bu demek!

8 Haziran’da oradayız!

Şam bizimdir, bizim kalacak!

Ankara bizimdir, bizim kalacak!

Şule PERİNÇEK - 08 Mart 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Cloudy

20°C

Istanbul