sule perincek

Özgecan’a büyük borcum!

Hep nasıl çözeceğiz diye düşünüyorum. Kurultay öncesi, sonrası... neden en geniş

birlikteliği sağlayalım diye uğraştık sanıyorsunuz...

Yani ben, kendi hesabıma en azından...

Özgecan’la göz göze geliyorum.

Daha temel bir soru soruyorum?

Neden siyaset yapıyorum?

Genel başkanın bir adım arkasında uzun saçlarımı savurarak boy göstereyim diye mi?

Çantasını taşıyarak Meclis koridorlarında dolaşmak için mi? Meydanlarda bağırıp çağırıp öfkemi boşaltırken kameralar üzerimde toplansın da liste ederim artsın diye mi?

Soruyu kendime sorduğum için, kadından gidiyorum. Yoksa benzerlerini erkek siyasetçilere de sormak gerekir.

Neden?? Neden siyaset yapıyorsunuz? En sorumlu mevkilere gelmek istiyorsunuz?

Özgecan’ın gözlerine onlar da bakıyor.

Kimi cumhurbaşkanı diyor ki:

“Ateş düştüğü yeri yakar”...

Yani?

“Beni yakmaz!!”

Kimi bakan diyor ki:

“Benim kızım olsaydı...”

Onun kızı değilmiş. Bir sorumluluğu yok.

Yoksa?

Çeker vururmuş. Devletin yargısına da güveni yok.

Ha, bakın orada duralım.

Doğruya doğru. Haklı çünkü.

“Bir gün sonra mini etekten... hafifletici nedenden... iyi halden... “

ATEŞ BİZE DÜŞÜYOR...

Neden? Neden siyaset? Neden Vatan Partisi?

Ateş bize düşüyor. Özgecanlar bizim kızlarımız.

Çözeceğiz.

Nasıl?

Taksi şoförlerini asarak mı?

Onlarla da iki gün önce görüşmüştük, şiddet mağduru olduklarından yakınıyorlardı. Çözüm arıyorlardı.

Çözüm?

Denklemi doğru kurabilmek için ilk soru:

Nedir kaynak?

Son on yılda 4 bin 800 kadın katledilmiş.

Son 10 yıldır devleti yönetenler çare olabilir mi. Katlanarak artıyor her yıl.

Emperyalizme ardına kadar kapıyı açacaksın, siyaseten başını çuvala uzatacaksın.

O da ne yapıyor? İlk önce kültürüyle içeri giriyor. Kapıyı sağlama almak için.

Diyor ki aç aç...

Bak kadın kadın...

Ya da kapat kapat...

Bak kadın kadın...

O arada ayağının altından toprağı çekip götürüyor. Onun amacı bu.

Bilmem hiç dikkatinizi çekti mi, kapalı kadınların yanında küçük kız çocukları nasıl bir abartılı parıltılı giysiler. Bazen kendileri de öyle. Altı üstü başka telden. Hepsi bir arada. Vurgu cinselliğe.

Bütün yazılı görsel basın davul zurnayla eşlikte. Boyalı. Göz boyuyor. Hatta kör ediyor.

Dinsel gerekler?

Onlar sessiz, sakin, gösterişsiz evlerde yerine getiriliyor. Kirletmeye hak tanınmamış.

Ne dinimizce ne devlet yasalarında.

Çekin kirli ellerinizi! Kameraların ışıklarını!

BİR TEK ÖZGECAN MI BENİM KIZIM...

Bir tek Özgecan mı benim kızım? Omuzlarıma yük bindikçe daha hızlı koşuyorum siyaset alanında.

Tecavüz sokakta olmuyor yalnızca.

Söz hakkı olmayan kızlarımız. İstenmeyen evlilikler. “Maddi mantığa” dayanan evlilikler...

Eza cefa. Yıllarca.

Kader kurbanları.

Kadın cinayetleri yalnızca cinsel tecavüz değil elbette.

Şiddet de var. Söz, kalkan el, bıçak darbesi... Gül yaprağından ağır ne varsa.

Namus, töre, yoksulluk...

Baba, eş, abi, amcaoğlu..

Yan baktın, eğri bastın... Bir hak görüyor. Kirlilik görüyor, temizliyor. Ya da kafayı çekiyor, bunalıyor vuruyor.

Magandaymış...

???

Sizin o pek kıymetli entel dantelleriniz arasında neler var bir bilseniz. Onların şiddetleri üstelik, bilinenin aksine eğer ölümle sonuçlanmazsa aile içinde kalıyor. Linç edilmiyor. Daha beceriklice saklanıyor. Çünkü “utanç nedeni” olduğuna ilişkin bilinç yüksek.

Kapıya çarptım... geçiştirmesi.

O ELLER KIRILSIN...

Bir parantez daha. Omuzlarımıza bir sorumluluk daha.

Kim veriyor o bıçakları o ellere?

O eller kırılsın!

Çeker kızını, anasını ya da sevdiğini, karısını vurur; sonra da dayar kendi şakağına. Çok oluyor böyle. Kader mi?

Hayır, belletilen.

O senin malın, mülkün. Bağır çağır, döv, öldür, canını al. Buna hakkın var. Bazen görev! Mecburiyet!

Hangisinin yerinde olmak istersiniz?

Ben her gün ölmektense, bir kere öleyim.

Ne kadar onursuz öyle yaşamak.

Vatan Partili kadınlar onları da, o erkek çocuklarını da kurtaracak.

SOKAĞIN BİR ÖRGÜTÜ OLMALI...

2014’te erkek şiddetiyle katledilen kadın sayısı 294. Bu bildiğimiz elbette. Yargıya yansıyan. Benim için ilginç olan 294 kadının yüzde 25’inin 25 yaşın altında olması.

Çok gençler.

Özeniyor. Boyun eğmiyor. Eşit ilişkiler kuramıyor. Değişiklik istiyor.

Ama yollar kapalı.

Gülmesi bile yasaklanıyor.

Öyle yürüme, böyle konuşma. Bir kalıba gir, giremiyor, zorlanıyor, başkaldırıyor...

Tek başına. Sahipsiz.

Haklarının bile bilgisinde değil.

Örgütsüz.

Fıtratına hep başkaları karar veriyor.

Bu kızlar bizim kızlarımız. Evet, haksızlıklara karşı çıkacağız. Dile getireceğiz. Kitlesel.

Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, ama şu dans meselesi... Kendimi o ananın yerine koyuyorum. Daha önceden belirlenmiş bir eylemmiş. Olabilir. Ancak iptal et, o zaman. Dimdik saygı duruşuna geç, ne bileyim başka bir şeye dönüştür... Ama ayıp. İçimizden gelmesi bile ayıp.

Sokaklar bir baskı unsuru, doğrudur. Birçok hakkımızı aşındıra aşındıra söküp aldık...

Ancak bağırıp çağırıp içeri gireceksin. Diz dövmekten farkı olması gerek. Sokağın bir hedefi, bir örgütü, bir siyasi örgütü olmalı. Muhalefet, şikayet... rahatlatır; o kadar.

Vatan Partili kadınlar yüreğinde duyacak o acıyı. Öyle siyaset yapacak.

SUYUN BAŞINI TUTACAĞIZ...

Eski tasla eski hamamda temizlenemeyiz. Suyu temizleyeceksiniz. Suyun başını tutacaksınız. Devlet; yasalarıyla, sosyal kurumlarıyla kadını koruyacak.

Elbette, emperyalizme diyeceksin ki hele bir geri dur, benim erkeğime kadınıma karışma. Bunu diyebilecek bağımsız, başı dik bir devletin olacak.

Eşit, kendine güvenli, haklarının bilincinde, laik, iki ayağının üzerinde durabilen kadınlar boy verecek.

İşimiz, aşımız olacak.

Kendimizi ifade edebileceğimiz ortam ve olanakları sağlayacağız. Resim yapacak, müzik, tiyatro, sinema yapacak, roman yazacağız.

Örgütleneceğiz.

Zaten çokuz, daha çok olacağız...

Vatan Partisi’nin kurultayında hemen hemen bütün salonu dolaştım. Hatay’dan Elazığ’a Tekirdağ’dan Antalya’ya gelen izleyicilerle kucaklaştık, tanışlarla hasret giderdik. Ekmek, börek, armağan alış verişi olmazsa olmazlarım. Benim kıymetli paylaşmacı Vatan’daşlarım...

Emine Hanımı orada tanıdım. Konya Cihanbeyli’den. “Düşündüm” dedi “ne isteyeyim senden...” “İste, ne istersen” dedim “canımı iste, vereyim sana...”

-Ben senden Cumhuriyetimi istiyorum!

 Emine kardeşimin dört kızı var. İkisi üniversiteli, ikisi daha küçük. Üç dört dönüm toprakları varmış. “Satar, borcumuz öderiz” demiş kocasına. Ama kızlarına Cumhuriyetimizi miras bırakmak istiyor... Benden onu istiyor...

Görev büyük yerden!

Boynumuzun borcu.

Şule PERİNÇEK - 22 Şubat 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly cloudy

24°C

Istanbul