fikret akfirat

Füze İkileminin Perde Arkası...

TÜRKİYE’NİN İHTİYACI VE AKP’NİN İKTİDAR PAZARLIĞI...

Türkiye’nin 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren başladığı savunma tedariğinde NATO dışı kaynaklara yönelişin doruk noktası, uzun menzilli füze alımı. Konu, ülkenin milli ihtiyaçları ile AKP’nin iktidarda kalma pazarlığı arasında harcanamaz.

Türkiye’nin uzun menzilli hava savunma ihalesi, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın soru önergesine verdiği yanıtla yeniden gündeme geldi. Yılmaz’ın soru önergesine verdiği yanıtta, sistemin NATO’ya entegre edilmeyeceğini söylemesi, ihalenin ilk gündeme geldiği andan beri yapılan Türkiye’nin savunma ihtiyacı tedariğinin çeşitlendirilmesi konusundaki tartışmayı alevlendirdi.

2009’da başlayan ihale sürecinde, 26 Eylül 2013’teki Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında, Çin Halk Cumhuriyeti’nden CPMIEC kuruluşu ile sistemlerin ve füzelerinin Türkiye’de ortak üretimini sağlayacak şekilde sözleşme görüşmelerine başlanma kararı alınmıştı. Fakat ihale, ABD ve NATO’dan gelen tepkiler nedeniyle henüz sonuçlandırılmış değil.

WASHİNGTON: NATO’YA ENTEGRE EDEMEZSİN!

Washington yönetimi, ABD Savunma Bakanlığı nezdinde yasaklı kuruluş olan Çinli CPMIEC firmasına ihalenin kalmaması için çok yönlü baskı uyguluyor. Kararın alınmasının ardından ABD Dışişleri Sözcüsü, “Ciddi kaygılarımız var. Bunları en üst düzeyde Türk Hükümeti’ne ilettik” demiş, Türk Hükümeti’nin ilk yaptığı duyuruda bir değişiklik bekleyip beklemedikleri sorusuna da “Göreceğiz” diye yanıt vermişti.

Washington, NATO üyesi ülkelerin İttifak dışı ülkelerden, örneğin Rusya veya Çin’den silah sistemleri alımında, NATO’ya entegrasyona izin vermiyor. Bunun yakın örneği, Yunanistan’ın Rusya’dan aldığı S 300 füzeleri.

Nitekim, ihale sonuçlanmadan iki hafta önce, taliplerden Lockheed Martin’in Başkan Yardımcısı Michael Trotsky, Hürriyet’e konuyla ilgili şunları söylemişti: “Eğer Türkiye, Çinlilerin teklifini kabul ederse, NATO sistemiyle entegrasyon çok zor olur. Rusya ve Çin için teknik olarak NATO sistemine uyumlu operasyon oldukça güç. NATO’nun füze kalkanının NATO ve ABD standartlarında gizliliğe sahip kendi güvenli iletişimi olacak. O yüzden Rusların ve Çinlilerin bu veriye erişimi ve arayüzüne ulaşmasına izin verilmesi oldukça zor olacaktır.” (Tolga Tanış, Hürriyet, 15 Eylül 2013)

FARKLI KAYNAKLARA YÖNELİŞ...

Türkiye’nin uzun menzilli hava savunma sistemi ihalesi 6 yıldır gündemde ama konunun geçmişi 1991 yılındaki Körfez Savaşı’na kadar uzanıyor. O dönemde Irak’tan kaynaklandığı ileri sürülen tehdide karşılık Türkiye’ye, iki yıl önce Suriye bahanesiyle olduğu gibi Patriotlar konuşlandırılmıştı. Ancak konunun esas gündeme gelişi, Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarının tedariğinde çeşitlilik ve NATO dışı kaynaklara yöneliştir. Bu da, 1990’lı yılların ikinci yarısından sonradır. Bu tarihten itibaren; ABD, kukla Barzani devletinin kurumsallaşmasını yoğunlaştırıp, PKK için Irak’ın kuzeyini güvenli bölge haline getirirken, Türk ordusu sınır ötesi operasyonlarla bu projeye eylemli olarak karşı çıktı.

Bu nedenle, ABD yarı resmi yayın organlarında “Türk ordusunun hizadan çıktığı” yönünde yayınlar yapıldı. Aynı dönemde Türkiye’ye örtülü silah ambargosu uygulanmaya başlandı. Bu yıllardan itibaren, savunma sanayi tedariğinde ana prensip olarak, ortak üretim ve teknoloji transferi şart haline getirildi.

KRİTİK KONU TEKNOLOJİ TRANSFERİ...

Türkiye’nin, NATO’ya girdiğinden itibaren, ittifak üyesi ülkelere savunma alımlarında bağımlı kılınmak istendiği sır değil. Teknoloji transferi bu nedenle, Türkiye’nin ittifak üyesi ülkelerle yaptığı alım anlaşmalarında masaya bile gelemiyor.

Savunma sistemleri tedariğinde üzerinde en fazla durulan konu, teknoloji transferi. Çünkü teknoloji transferiyle ihale konusu olan sistemin ortak üretiminin yanı sıra, o sistemi üretme ve geliştirme kabiliyeti kazanılıyor. Uzmanların verdiği bilgiye göre, örneğin uzun menzilli hava savunma sisteminde ihale Çin firmasına kalırsa Türkiye, milli imkanlarla “uzaya faydalı yük” yani uydu gönderme kabiliyeti kazanmış olacak.

Hükümet, Türkiye’nin 30 yıla yakın zamandır gündemde olan bu ihtiyacını ABD ile “iktidarın devamı” pazarlığının bir aracı olarak kullanmaya çalışıyor. İhalenin Eylül 2013’ten bu yana bir türlü sonuçlandırılmaması bu konudaki yorumları kuvvetlendiriyor. Hürriyet Daily News’den Burak Bekdil’in 17 Şubat günlü haberine göre, Türkiye füze sistemi ihalesini Ermeni Soykırımı yalanının sözde yıldönümü olan 24 Nisan sonrasına bıraktı. Savunma Bakanlığı’ndan bir yetkiliye dayandırılan haberde, yetkili “hükümet yetkililerinin karar için acele etmemesi gerektiği konusunda uzlaştık, 24 Nisan öncesi bir karar verilmeyecek” dedi. Haberde, Çinli firmanın yanı sıra görüşmelerin sürdürüldüğü firmaların, 2015’in ikinci yarısını beklediği kaydediliyor. Erdoğan ve AKP Hükümeti’nin bekleyişi, yıllar süren ATAK helikopter ihalesini akıllara getiriyor. İhalede, Rusya taarruz helikopterinin ortak üretimine ve teknoloji transferine “evet” demişti. Ancak TSK’nın da isteğiyle ihale Rusya’ya verilecekken, son anda Finmeccanica şirketinin bünyesindeki İtalyan Agusta Westland firmasına kalmıştı. Bu şirketin CEO’su ise, Tayyip Erdoğan’ın arkadaşı, dönemin İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’ye büyük miktarda rüşvet vermekten yargılanıyor.

Fikret AKFIRAT - 22 Şubat 2015 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

18°C

Istanbul