mehmet yuva3

Önder Sığırcıkoğlu kimdir?

Önder Sığırcıkoğlu. 20 seneye yakın MİT’te “tercüman” olarak görev yapmış.

“Adanalı” “Arap” ve “Alevi” kökenliymiş. Arapça bildiği ve Alevi toplumunun içinden geldiği için “ehemmiyetli” kabul edilerek, MİT için istihdam edilmiş olmalı. MİT’e “gönüllü” olarak mı katılmış, yoksa “teşvik” mi edilmiş bilinmiyor. İstihdam edildiği saha “Arapların ve Alevilerin” yoğun olarak yaşadığı Adana-Hatay bölgesi. “Arap” ve “Alevi” kökenli olması hasebiyle bu kesimlerden daha kolay bilgi sızdırma, dinleme, teknik takip, konuşmaların tercümesi gibi görevleri yerine getirdiği aşikâr. Başka hangi görev ve hizmetlerde bulunduğu veya bugün halen hangi görev ve hizmetleri icra ettiği bilinmiyor. İlginçtir, yıllarca “Arap” ve “Alevi” kesimler içinde MİT için görevlerini ifa ederken, “Arap ve Alevi kimliği” herhangi bir “rahatsızlık” vermezken, malum Suriyeli “muhalif” subayları kaçırma ve Suriye’ye teslim etme hadisesinde ısrarla “Alevi ve Arap” kimliğini öne çıkarmaktadır. Yoksa hayatının bu merhalesinde “mensubu olduğu kimliği” için “ar damarı” tekrar ihya mı oldu, bilemiyoruz. Bu sorunun cevabını kendisi vermeli. Gaybı ise Allah bilir. 

ESKİ MİT MENSUBU NASIL KAÇTI?     

Malum kaçırma ve Suriye’ye teslim etme hadisesinden dolayı MİT’te tercüman olarak çalışan bu kişi hakkında dava açılmış ve MİT’le ilişiği kesilmiş. Mahkeme eski MİT mensubunu 20 yıl ağırlaştırılmış hapse mahkûm etti. Osmaniye Başsavcılığı Osmaniye İnfaz Savcılığı’na ilettiği yazıda “müddeti” 20 sene yerine “sehven” 10 sene olarak yazmış. Bunu fark eden eski MİT mensubu ses çıkarmamış. Osmaniye Kapalı Cezaevi’ne konulduktan birkaç gün sonra, Cezaevi İnfaz Müdürlüğü’ne mektup yazan Sığırcıkoğlu, “cezanın 2,5 senesini yattığını bundan dolayı geri kalan sürenin kanuna binaen açık cezaevinde geçirmesi gerektiğini” hatırlatmış. Mahkûmun bu talebi hemen nazar-i dikkate alınmış ve naklinin Toprakkale Açık Cezaevi’ne yapılmasına onay verilmiş. Mahkûmun nakli refakat olmadan yapılmış. “Sana 10 saat yol izni veriyoruz. Bu 10 saat içinde git ve açık cezaevine teslim ol” denilmiş. Neden 10 saat tahsis edilmiş? Demiştik ya, gaybı Allah bilir.  Mahkûm da bu 10 saati iyi değerlendirmiş ve sırra kadem basmış.

ÖMER ÖDEMİŞ MAHKÛMLA RÖPORTAJ YAPIYOR...

Türkiye’nin, polisin, MİT’in ulaşamadığı eski MİT mensubuna, sürekli takip edildiği, telefonları dinlendiği büyük ihtimal dâhilinde olan Ömer Ödemiş ulaşıyor. Röportajın kaçak mahkûmla bire bir yapılan bir görüşme mi, telefonla mı yoksa soruların yazılı olarak gönderilmesi tarzında mı yapıldığı anlatılmamış. Röportaj için, firari mahkûm mu Ömer Ödemiş ve odaTV’yi arıyor yoksa tersi mi hâsıl oluyor, malum değil. Kaçırılma olayı dışında anlattıkları çok orijinal veya bilinmeyen hususlar değil. Ama hiç şüphesiz “içeriden” birisinin söyleyecekleri kıymetli haberdir.

Röportaj dedim ama haberi okuyunca bunun klasik soru-cevap üslubundan ziyade kaçan mahkûmun açıklamaları olarak sunulduğunu gördüm. Sizinle görüş- meyi kabul etmiş bir istihbaratçının anlattıklarına gazeteci şüphesiyle yaklaşmanız gerekmez mi? Firarına, dolaşımına katkıda bulunanlar var mı? MİT bu firarı organize etmiş olabilir mi? F tipi yapının bu işin içinde olma ihtimali var mı? Savcılar hata sonucu mu, bir ihmal netice- sinde mi, yoksa bir senaryonun parçası oldukları için mi firarına müsebbip oldu? Adamın sürekli “Arap” ve “Alevi” kimliğine vurgu yapması normal midir?

Adamın anlattıkları sorgulanmıyor. Adamın iddiaları ile ilgili tarih, veri, olgu, belge istenmiyor. Hele bir iddiası var ki, psikolojik harp amaçlı iftiraya da girer, hedef göstermeye de girer, itibarsızlaşmaya da girer. Her daim gazeteciliği “olgu, veri ve belge” olarak izah eden odaTV yöneticisi Barış Terkoğlu’nun Ömer Ödemiş’in naklettiği bu açıklamaları elekten geçirmeden, sorgulamadan yayına koyması normal midir?

İDDİASI PİRİNÇTEKİ BEYAZ TAŞ MIDIR?

Eski MİT mensubunun “röportaj”ın son bölümünde siyah puntolarla verilen ifadelerini dikkatinize sunuyorum:

“Amerikan, İngiliz, Ürdün, Suudi vb. gibi ülkelerin gizli servisleri Hatay’da cirit atıyor. Hatta Türk gazeteci-akademisyen Mehmet Y.’nin Alman istihbaratına çalıştığını ve sıklıkla Suriye’ye gidip geldiğini tespit ettik.”

Açıklamalarında kendisine ihanet ettiğini iddia ettiği kişilerin görevi ve isimlerini titizlikle saklıyor. Sadece isimlerinin ilk harflerini vermeye özen gösteriyor. Saydığı ülkelerin gizli servisleri için çalışan bir tek isim vermiyor. Ama “Alman istihbaratına çalıştığı ve sıklıkla Suriye’ye gidip geldiğini tespit” ettiği Mehmet Y.’nin Türk olduğu, gazeteci-akademisyen olduğu iddiasını çok rahat yapıyor. Sorumlu gazeteci adama, “Dur hele bu iddia çok ağır” demez mi? Türk gazeteci-akademisyen ve sıklıkla Suriye’ye gidip gelen kişilerin sayısı Türkiye’de nadirdir.

Bir okurum,  “Hocam, odaTV’deki röportajı okudun mu?  Resmen kelime oyunuyla seni hedef gösteriyorlar. Bu odaTV ve Ömer Ödemiş tekrar sana takmışlar. Hayırdır, bunlar sana karşı neden bu kirli kampanyayı sürdürüyor? Senden neden rahatsızlar?” yönünde mesaj atınca, Ömer Ödemiş’i aradım. Böyle ağır bir iddiayı neden sorgulamadığını, Ömer Ödemiş hakkında “katil ve ajan” iddialarının yazılı olarak tedavülde olduğunu, ancak hiç kimsenin ispat, belge ve veri olmadan bunu haber yapmasının etik ve ahlaki olmayacağını, bu ithamlardan mustarip olan kendisinin de aynı hassasiyetle davranması gerektiğini, söyledim. İnsanların bu şekilde töhmet altında bırakılmasının etik ve ahlaki olmadığını anlattım.

“Alman istihbaratına çalışan ve Suriyeli teröristlerle işbirliği yapan Türk gazeteci-akademisyen Mehmet Y. kimdir?” Bu iddiayı dillendiren eski MİT mensubuna bu soruyu ısrarla sormalı ve tatmin edici cevap almalısınız. Diğer Mehmet Y. leri bilemem, ama bendeniz hakkında, bir tek okurumun kafasının karışmasına vesile olduğunuz için bunun günahı altından kalkamazsınız. Size nasihatim, “istihbaratçılarla” kuyuya inmeden önce büyüğünüz Soner Yalçın’ın tecrübelerinden faydalanın. Ama özellikle 2 gün önce kaleme aldığı “Kahrolsun Türkler” yazısını muhakkak okuyun.

Mehmet YUVA - 18 Ocak 2015 - Aydınlık

*** *** ***

İlgili Yazılar :

Önder Sığırcıkoğlu: Katil albayı ben kaçırdım!

Suriyeli Albay Hüseyin Hormoush'un 29 Ağustos 2011 günü kaçırılarak Suriye’ye götürülmesi davasından 20 yıl hapis cezasına çarptırılan ve tutuklu bulunduğu Osmaniye Cezaevi’nden yarı açık cezaevine nakil olması için, 10 saatlik yol iznini kullanırken kayıplara karışan MİT elemanı Önder Sığırcıkoğlu, ortaya çıktı.  

Suriyeli Albay’ın kaçırılmasına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunan Sığırcıkoğlu; “ben para için değil, kimliğim, onurum ve vicdanım için bu eylemi gerçekleştirdim” dedi.

32 ay cezaevinde kaldıktan sonra, yanlış müddetname düzenlenmesi ile, yarı açık cezaevi hakkı elde eden ve hakkı kullanırken firar ederek yurtdışına kaçan Önder Sığırcıkoğlu, AKP’nin Suriye politikasını eleştirerek şöyle konuştu:

“O süreçte Suriye’den ülkemize gelen binlerce kişi ile kurumumun görevlendirmesi ile görüşme yaptım. 2011 yılı Haziran ayında ilk grup Suriye’den Türkiye’ye Altınöz’ü ilçesinden sınırından geçerek gelmişlerdi. Suriye'den gelen bu ilk grup yaklaşık 250 kişiydi. Bunların içinde Bedevi bölgesinden gelen hukuk öğrencisi Seri Hammodi ve Yayladağı'nın Güveççi köyünün karşısındaki Harapçöz köyünde taksicilik yapan, Güveççi köyündeki akrabaları sebebiyle Türkiye'ye ile düzenli irtibatı olan Abdusselam Sadık isimli kişi de gelen bu grubun dirijanıydı (beyin yıkayan gurubu yönlendiren liderler). Bu kişiler grubun durumuyla ilgili El-Cezire vb. yayın organlarıyla irtibat kurup, propaganda yapıyorlardı, çadır kentle ilgili bilgi akışı sağlıyorlardı. Ancak bu bilgiler gerçek bilgiler değildi, kampta kalan kişilerin çatışmalar yaşadığı, haksızlıklara maruz kaldıkları, bu sebeple Türkiye tarafına geçtikleri yönünde ajitasyon yapıyorlardı. Bununla propaganda yapıp, kamuoyu oluşturmaya, Türkiye'den, Birleşmiş Milletler'den, Körfez Ülkelerden ve uluslararası kuruluşlardan maddi çıkar elde etmeye çalışıyorlardı.”

TESLİM OLAN 138 KİŞİYİ ÖLDÜRMÜŞTÜ...

İlk gelenlerin yanların da Thuraya isimli uydu telefonları ve laptoplarının olduğunu söyleyen Sığırcıkoğlusözlerine şöyle devam etti:

“2011 yılı Haziran ayının 10 ya da 11'i idi. Kurumum tarafından Suriyeli muhaliflerden bir yarbayın kampa geldiğini bildirdiler, bununla ilgili bilgi almamın, askeri faaliyetlerinin neler olduğunu ve bu faaliyetlerinin neresinde yer aldığını tespit etmemi istediler. Yaptığım tespitlerde gelen yarbayın Hüseyin Hormoush olduğunu, bu şahsın Cismişuhur'da oluşturulan silahlı muhalefetin lideri ve buradaki çatışmanın organizatörü olduğunu öğrendim. Meslek memuru olan T.L.  isimli arkadaşımla birlikte Hormoush ile mülakat yaptık. Yaptığımız mülakatta; kendisinin Sünni olduğunu, katı dini tutumu olduğunu, en son 11.Tümen'de Humus şehrinde askeri inşaat dairesinde görevli olduğunu, patlayıcı konusunda uzman olduğunu söyledi. Rusya'da eğitim aldığını, görevde bulunduğu süre içerisinde kendi katı dini tutumu sebebiyle komutanlarıyla sürekli çatışma yaşadığını, Cismişuhur'daki silahlı direnişi organize ettiğini anlattı. Bu direniş sürecinde burada, Suriye güvenlik görevlilerin de Cismişuhur Postanesi'ndeki gizli dinleme yapan görevlileri etkisiz hale getirdiklerini, postaneyi ele geçirdiklerini, daha sonra kendisinin hazırladığı bir bombayı traktör römorkunda askeri birliğe götürüp, orada patlattığını, çatışma halinde olduğu kişilerin patlama sonrası sağ olanlarının kendilerine teslim olmak zorunda kaldıklarını, teslim olanların 138 tanesini öldürttüğünü, infaz ettiğini anlattı.”

BU KATİLLERE ÖNEM VERİLİYORDU...

Albay Hüseyin Hormoush’un anlattıkları karşısında kanının donduğunu ve bu katilin diri diri insanları keserek Asi nehrine atan kişi olduğunu öğrendiğini söyleyen Sığırcıkoğlu şöyle dedi:

“Çalıştığım kurumun bu katillere bu kadar önem vermesi, sıcak davranması ve itibar etmesi beni çok çok olumsuz etkiliyordu. Onlarca yıllık dostluğumuz olduğu komşu ülkemizde cinayetler işleyenler, katliamlar yapanlarla ilişkiye geçiyor, operasyonel telefonlar veriyor ve barınıp, kollanmalarını, Suriye’ye tekrar gidip gelmelerine olanak yaratıyorduk.

O günlerde birkaç kez o bölgede çalışmak istemediğimi sorumlularıma bildirdim. Arapçayı ve bölgeyi iyi bilmem nedeniyle bu isteğim dikkate alınmadı ve aynı bölgede çalışmaya devam ettim.”

PARA İÇİN YAPMADIM...

İkinci sınıf MİT elemanı olduğunu ve birinci sınıf MİT elemanı olabilmesi için 2 yılı kaldığını ifade eden Önder Sığırcıkoğlu; “Albay Hüseyin Hormoush’un kaçırılmasını ben planladım ve ilişkilerim içerisinde olan birkaç kişiye bana yardım etmeleri için teklif götürdüm. Onlar da kabul edince, Hormoush’u arabama alıp, Suriye’ye götürecek arkadaşlara teslim ettim. Bu katil Suriye’ye adaletin karşısına çıkartılarak, katlettiği yüzlerce insanın hesabını verdi. Ben bunu asla para için yapmadım. Beni itibarsızlaştırmak için 100 bin dolar karşılığında bu işi yaptığımı söylüyorlar. Ben aylık 6 bin 500- 7 bin lira aylık maaşla çalışıyordum. Evim, arabam ve kaliteli bir yaşamım vardı. Para için yapacak olsam, bu kadar para için asla yapılmaz. Kaldı ki Suriye devletinin Hormoush’un kafasına 100 bin dolar ödül koyduğu iddiası da yalan. Böyle bir şey yok. Ben bu eylemi, kimliğim, vicdanım ve AKP politikalarına karşı tutumun nedeniyle yaptım. Hiçbir pişmanlık duymuyorum. Türkiye hükümetinin Suriye halkına yönelik tüm politikaları ihanettir. Ben buna karşı çıktım. Yüzlerce yıldır dostumuz olan bir ülkeye karşı katilleri desteklemeyi görev olarak görmedim” açıklamasında bulundu.

BİNLERCE CİHATÇI SURİYE'YE SOKULDU...

Suriye’de ki rejimin yıkılması için binlerce katilin, cihatçının uçaklarla Hatay’a taşındığını ve buradan da Yayladağı ve Reyhanlı üzerinden Suriye’ye yeni katliamlar için sokulduğunu söyleyen Sığırcıkoğlu; “Ben bunları her gün yaşıyordum. Pasaportsuz, nereden ve nasıl geldiği belli olmayan, binlerce kişi, yasadışı yollardan Türkiye’ye getiriliyor ve ardından Suriye sınırlarından geçişleri sağlanıyordu. Bunların bir kısmını gördüm, bir kısmını ise yaşadım. Güvenlik sağlamak için kurulmuş bir kurum, bir başka ülkenin güvenliğini bozmak için çalışıyordu. Yaptığım işe saygım kalmamıştı. İskenderun limanına gemilerle gelen silahlar, burada konteynerlara yüklenerek, TIR’larla Reyhanlı’ya taşınıyordu. Bunların geçişleri sağlanıyordu. Bunun bir parçası olmak istemiyordum. Bunun için tüm bedelleri göze alarak bir tavır koydum” dedi.

"HRİSTİYANLAR BEYRUT'A ALEVİLER TABUTA"

Hormoush’un ilk başlangıçta Arapça şivesinden dolayı kendisinin Alevi olduğunu öğrendiğini ve hakkında provokatif konuşmalar yaptığını ifade eden Sığırcıkoğlu; “Kendileri Sünni idi ve katı tutumları vardı, sorgulama yapmak istediğimde biz bu Alevi'nin dediğini yapmayacağız diyerek bulunduğum yere gelmiyorlardı, görev yapmakta zorlandım. Hormoush ve çevresindekilerin “Hristiyanlar Beyrut'a, Aleviler tabuta” diyerek provokatif çıkışları vardı, “bize Alevi doktor ve hemşire de gelmesin, bizi yanlış tedavi ederler” diyerek kışkırtıcı girişimlerde bulunuyorlardı. Suriye'deki mezhepsel ayrımı Türkiye'de de oluşturmaya çalışıyorlardı. Ben bu durumu da açıklayan Arz Notu ile Hatay'daki görevimden alınmamı istedim ama kabul edilmedi” dedi.

İHANET EDENLERİ TEK TEK AÇIKLAYACAĞIM!

AKP’nin Suriye politikasına karşı olduğunu ifade eden Sığırcıkoğlu, bu tavrında kararlı olduğunu, duruşunun ve tavrının devam ettiğini belirterek; “Bu eyleme ilişkin tüm detayları, davamızda gizli olarak dinlenen ve bana ihanet edenleri tek tek açıklayacağım. Ayrıca, Suriye’ye cihatçı adı altında katillerin nereden ve nasıl sokulduğunu, silahların nasıl taşındığını ve yetkililerin bu konuda kendilerine ne talimatlar verdiğini detaylarıyla açıklamaya hazır olduğunu” söyledi.

(Eski MİT elemanı Önder Sığırcıkoğlu ile röportajımızın ikinci bölümünde MİT’in soruşturma raporunda ortaya çıkan gerçekleri ve Heysem Topalca ve diğer bazı önemli bilgilere yer vereceğiz.)

Ömer ÖDEMİŞ - 12 Ocak 2015 - Odatv

*** *** ***

Katiller AFAD’ın arabalarıyla taşındı!

138 kişiyi keserek katleden Suriyeli Albay Hüseyin Hormoush'un kaçırarak Suriye’ye teslim eden ve cezaevinden kaçan eski MİT elemanı Önder Sığırcıkoğlu, 2011 yılının Mart ve Ağustos aylarında 4 binden fazla Suriyeli ile görüştüğünü ve haklarında bilgi notu oluşturarak, başkanlığa ilettiğini açıkladı.

Hatay'da kamplarda kalan özellikle asker kişilerle sürekli görüştüğünü ve edindiği bilgileri düzenli olarak yöneticilere aktardığını ifade eden Sığırcıkoğlu;

“Kaçırılmasını organize ettiğim Mustafa Kassoum’un ise  askeri bir kimliği yoktu. Ancak uluslararası bağlantılar kuruyor, buralara yalan yanlış bilgi ve uydurma bilgiler vererek para topluyordu. Daha öncesi süreçte Suriye’de öğretmenlik yapan Mustafa Kassoum, ayaklanma sürecinde kitlelere öncülük etmiş, Suriye’deki kaos sürecinin oluşmasında önemli bir rol oynamıştı. Tüm bu yaptıklarını bazı Arap istihbarat teşkilatları ile ilişkide yaptığını düşünmüştük. Üstelik topladığı paraları dağıtmıyor, kendi özel çıkarı için kullanıyordu” açıklamasında bulundu.

SURİYE'YE GEÇİŞLERİ ADANA BÖLGE KONTROL EDİYOR...

Türkiye’den Suriye’ye cihatçı katillerin geçişlerini Adana MİT Bölge Başkanlığınca organize edildiğini söyleyen Sığırcıkoğlu; “Bütün sınır geçişlerini Adana bölge organize ediyordu. Geçecek grupların bilgileri önceden gelmiş oluyordu ve talimatı bölgeye geliyordu. Bölgede memurlar görevlendirerek bu geçişleri azami gizlilik içinde yapıyordu. (Şimdi Hatay bölge güçlendirilmiş ve işlerin ağırlığı bu bölgeye verilmeye başlanmış.) Genellikle sivil araçlar kullanılıyordu. Ama çoğunlukla AFAD’ın araçları kullanılıyordu. Araçlar yetersiz geldiğinde ise dışarıdan araç temin ediliyor yine AFAD adına gösteriliyordu. Askeri görüntü vermemek için sürekli sivil yöntemler kullanılıyordu” ifadelerini kullandı.

METRUK BİNALAR LOJİSTİK MERKEZ!

Lojistik merkez olarak genellikle metruk binaların kullanıldığını vurgulayan Sığırcıkoğlu;

“Reyhanlı girişinde benzer çok bina vardı. Tamamına yakını bu amaçla kullanılıyor. Reyhanlı içerisinde ki eski tekel deposu da aynı amaç için kullanılıyor. Başka bölgelerden gelen malzemeler öncelikle bu merkezlerde tutuluyor sonra uygun yöntemlerle Reyhanlı, Kilis yada Yayladağ sınırlarından gideceği yere ulaştırılıyordu. Dediğim gibi askeri görüntü verilmeden her şey yapılmaya çalışılıyor,” dedi.

HATAY'DA İSTİHBARATÇILAR CİRİT ATIYOR!

Çok değişik ülke gizli servislerinin bölgede çalıştığına da değinen Sığırcıkoğlu; “Amerikan, İngiliz, Ürdün, Suudi vb. gibi ülkelerin gizli servisleri Hatay’da cirit atıyor. Hatta Türk gazeteci-akademisyen Mehmet Y.’nin Alman İstihbaratına çalıştığını ve sıklıkla Suriye’ye gidip geldiğini tespit ettik. Hatay metrekare başına en fazla casusun düştüğü kent oldu. Hatay'da bürosu olmayan istihbarat servisi kalmadı. Kimisi halkla ilişkiler yürütüyor, kimisi siyasete yön vermeye çalışıyor, terör şebekeleriyle buluşarak yönlendirmeye çalışıyor. Bunların bir kısmının ofisleri Kuşaklı köyünde, başka yerlerde de var tabi." dedi ve "Oraya da sivil kimsenin giremediğini” söyledi.

ARNAVUTLUK VE ESKİ YUGOSLAVYA SİLAHLARI...

Silahların ağırlıklı olarak deniz yoluyla geldiğini belirten eski MİT elemanı Önder Sığırcıkoğlu şöyle devam etti:

“Libya'da kullanılan silahlar çokça geldi. Özellikle Avrupa menşeili olmayan, silahları getirildi. Örneğin Arnavutluk ve eski Yugoslavya menşeili silahlar getirildi ve selefi cinayet şebekelerine verildi. (Raporlarda kurşun kovanlarının üzerinde İ.K. 86'nın yazığını gördüm. İ.K., İgman-Konyits'in kısaltmasıdır. Bu kurşun kovanları, 1986 yılında, Yugoslavya döneminde Bosna topraklarında Konyits fabrikasında üretildi. Bu fabrika Slovenya'dan Makedonya'ya kadar bütün Yugoslavya'nın silah ihtiyacını karşılıyordu. Bu tür kurşunlar hâlâ hem Bosna'daki silahlı kuvvetlerin envanterinde hem de silaha sahip olan hemen hemen herkesin evinde bulunabilir*)

Bu lojistik geçişlerin hepsi MİT Adana Bölge Başkanlığı'nın organizasyonunda yapıldı. O dönemki bölge Başkanı Nihat B. ve Başkan Vekili Mücahittin K. bu sürecin tüm bilgisine sahiptirler. Kimi durumlarda Ankara doğrudan gelerek bazı şeyleri yapıyordu. Bölgeyi bay-pas ederek kimi ilişkiler kuruyorlar ve bu ilişkileri üzerinden faaliyetlerde bulunuyorlardı. Daha önce mahkemedeki savunmamda da söylemiştim.

BU İSİMLERE ÖZEL HAT VERDİLER!

Ağustos (2011) ayının başından itibaren Müsteşarlık Makamı'ndan İstihbarat Stratejik Dairesi Başkanlığı ve İstihbarata Karşı Koyma Dairesi Başkanlığı'ndan şube müdürü ve meslek memuru seviyesinde görevliler, Hormoush ve Riyat El-Esad, Ahmet Hicazi gibi üst rütbeli muhalifleri organize eden özellikle Özgür Suriye Ordusu kurucuları ve yöneticileri ile Hatay'a gelip yüz yüze görüşmüşler. Ben bunu yazışmalardan gördüm, ayrıca Hatay Bölge Müdürü Mehmet A.'dan ve arkadaşlarımdan öğrendim. Ankara böylece bizi bypas ederek doğrudan bu kişilerle irtibat kurmaya başlamıştı. Gelen bu ekip aynı zamanda bu kişilere ayrı cep telefonları vermiş, bu telefonları açık hat olarak doğrudan görüşmek amacıyla verilmiş. Telefon verilen kişiler bazen telefonlarına bakmadığında Ankara'dan uyarılıyorduk, kendilerine söyleyin telefonlarına baksınlar diyorlardı, biz de gidip uyarıyorduk. Bu durumu Adana Bölge Başkanımız Nihat B. biliyordu.”

HEYSEM TOPALCA BİZİMLE BAĞLANTILIYDI...

Heysem Topalca’yı çok eskiden beri tanıdığını, Suriye-Türkiye arasında taksicilik ve kaçakçılık yaptığını ifade eden Sığırcıkoğlu; “Bizimle irtibatlı biriydi. Ancak çok önemli biri değildi. Bizimkiler çok önem verdiler buna. Bayır Bucak Türkmenleri grubunun yöneticilerinden, radikal biriydi. Uzun süredir bizimle bağlantılı biridir. Sonraki süreçte de anladığım kadarıyla daha önemli bir hale gelmiş” dedi.

ULUSLARARASI MAHKEMELERDE KONUŞMAYA HAZIRIM...

Yaptığı eylemden asla pişman olmadığını, bugün olsa yine yapacağını söyleyen Önder Sığırcıkoğlu;

“Ben vicdanımla davrandım… Bu cinayetlere ortak olamazdım. Onlarca insanı katleden bir katilin ait olduğu ülkenin adaletine teslim etmek benim için suç değil. Birlikte yola çıktığım arkadaşların bir kısmı bana ihanet etti. Suriye polisiyle ilişkiyi sağlayan ve benim haber alma elemanım olan E.K. Baskı ve ceza dayatmalara dayanamayarak gizli tanık olmayı kabul etti. Kardeşi ise eylemi ilk polise ihbar edendi. Ben bu gizli tanığın ki benim için gizli değil, açıktı, ceza aldım ve sonrasında da bu gün kırmızı bültenle aranıyorum. Ben uluslarası mahkemelerde bildiklerimi anlatmaya hazırım. Tanık olduklarımı, yaptıklarımı ve bilgisine sahip olduklarımı anlatmaya hazırım. AKP Suriye de uluslararası hukuku hiçe sayarak, terör şebekelerine destek vermiştir. Bu desteğin açığa çıkması ve sorumlularının cezalandırılması için her şeye varım,” açıklamasında da bulundu.

* Ömer Ödemiş'in notu

Ömer ÖDEMİŞ - 14 Ocak 2015 - Odatv

 

Son Yazılar

Cloudy

11°C

Istanbul