mehmet yuva3

Kim minnina? Suriye Türkmen Meclisi mi? Türkiye Arap Meclisi mi?

Latinceye nakledilirken yazılışı ve telaffuzu “empati” olarak zuhur eden bu kavram, aslında

Aramice-Arapça kelime olan Emp(f)at(s)i yani Nef(i)s kökenlidir. Empati, kendi nefsini başka bir nefsin yerine koyabilme durumudur. Nefisdaşlık veya duygudaşlık halidir. Başkasına çuvaldızı sokmadan önce iğneyi kendine batır misalidir.. “Min-nina” bizden demektir. Bizden ise hatalarını daha hızlı ve kolay affeder, kusurlarına daha kolay müsamaha gösteririz. Bizim dinden, mezhepten, meşrepten, cemaatten veya takımdan ise bağrımıza basar, korur ve savunuruz. Kendi aramızda eleştirsek dahi onu yabancıya yem etmeyiz.

21. yüzyılda Suriyeli Türkmenlerin meselesini Türkiye’nin gündemine getiren en önemli basın çalışmaları Fethullah cemaatinin yayın organı Aksiyon dergisi tarafından yapıldı. Dergi 2004-2005 yılları arasında “Suriye Türkleri” ve “Suriye’de unutulan Türkler” yazılarıyla konuya dikkat çekip gündem yaratmaya çalıştı. Türklerin Suriye’de memur bile olamadığını, Türkçenin yasak olduğunu iddia ettiler. Bu iddiasını ortaya attığı dönemde Şam Üniversitesi’nde bölgenin en modern ve en büyük Türkçe Öğretim Merkezinin Başkanlığını da yapıyordum. T.C. Şam Büyükelçiliğimizde yüzlerce Suriyeli Türkçe kurslarına devam diyordu. Halep Üniversitesine Türkoloji bölümünü açmıştık. Suriye Savunma Bakanı Hasan Türkmen idi. Hasan Türkmen Selçuklu boylarının en önemli kolu olan Ateşoğulları mensubudur. Türkiye dosyası ve Türkiye ile ilişkilerden sorumlu projenin başkanıydı. Suriye muhalefetinin üstlendiği bir bombalı saldırı sonucu katledildi. Paris hassasiyeti yüksek olan Davutoğlu bir başsağlığı dahi dilemedi. Çünkü o “minnina” yani kendisinden değildi.

Doğrudur, Suriye Türkmenleri emsal bir ülkede yaşamıyor. Ancak Irak Türkmenlerine ‘Alevi’dir diye sahip çıkmayanların, önce Barzani peşmergeleri ve ABD işgal kuvvetleri daha sonra IŞİD ve türevleri tarafından mağdur edilen Türkmenler için üç maymunu oynayanların, engelli ve yoksul kendi Türkmeninin sorunlarını çözemeyenlerin Suriye Türkmenleri ilgisi ve sevgisi sahtedir. Suriye Türkmenlerini kirli gayelere alet etmektir. İstihbarat savaşlarında Suriye Türkmen kanını ucuza pazarlamaktır. Sen Suriye’nin içine düştüğü buhran esnasında “Türkmen” silahlı muhalefeti örgütler, teşvik eder ve korursan; sen “Suriye’deki rejimin işi bitti” propagandasının arşa ulaştığı Mart 2013 tarihinde alelacele Türkiye’de Suriye Türkmen Meclisleri kurarsan; bu meclisin kuruluşuna, Türkiye işgal döneminde bağımsızlık savaşı verilirken yapılan kongreler misali Suriye’nin farklı vilayetlerini temsilen delegeler davet edersen; bu meclise Türkiye hükümeti sadece ev sahipliği yapmaz ayrıca boğazına kadar kolunu da sokarsa; Ankara’nın göbeğinden Suriye Türkmen Meclisi olarak “Suriye’deki katil rejimin ve milislerinin yıkılması için muhalefetle yakın işbirliği” naraları atarsan; Türk’ün adalet, ar ve namus mefhumundan yoksun piyasa kaçakçılarını ve baltacılarını, Suriye Türkmen muhalefeti olarak pazarlarsan; bu davranışınız sadece Türk’e yapılan en büyük zulüm olmaz ayrıca Türkiye’nin asli unsurları olan Arapları ve Kürtleri tahrik etmiş olur. Türkiye’nin bölünme projelerine en büyük katkıyı yapanlar olursunuz. Şimdi empati yapın: ‘Suriye Türkmen Meclisi Ankara’da Suriye’deki rejimi yıkmak için toplandı’ yerine ‘Türkiye Arap Meclisi Şam’da Türkiye’deki rejimi yıkmak için toplandı’ veya ‘Türkiye Kürt Meclisi Erbil’de Türkiye’deki rejimi yıkmak için toplandı’ haberi olarak okuyun.

Ömer Abdullah, Suriyeli “Türkmen” örgütü Ömer Muhtar Tugayı adlı silahlı örgütün başıymış. Bölgemizin yıkım ve cinayetlerinde boğazına kadar saplanmış olan habis El-Cezire “Türk” TV’nin muhabiri Yılmaz Bilgen bununla Hatay’da 10 Ocak günü röportaj yapmış. Bu mahlûkun sarf ettiği ifadeleri dikkatlice okuyun: “Suriye’de 4 binden fazla Türk vatandaşının Esed ordusunda savaştığını iddia eden Türkmen Komutan konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Çoğunluğu Harbiye ve Samandağı’ndan olan birçok Türk vatandaşı Suriye’de Esed ordusunda bize karşı savaşıyor. Sayıları 4 binden fazla olan Türk vatandaşı savaşçılar Samandağı’ndan deniz yoluyla Suriye’ye geçmekteler... Bu insanların çoğunluğu Hatay ve İskenderun bölgesinden kişiler, ancak çok az sayıda Türkiye’nin farklı illerinden gelenler de mevcut... Bu konuda Türkiye’nin de son derece dikkatli olması gerekiyor. Zira burada eğitim görüp dönenler yanlarında silah ve cephane de götürmekteler.” Bu mahlûk “Biz Osmanlı’nın torunlarıyız” diyor. Doğrudur yalan, fitneci, ruh hastası ve kardeş katili manyağı olan birçok Osmanlı padişahının torunlarısınız. Ancak adalet, ar ve namus emsali Türkmen’den berisiniz. Allah’a hamd ve şükürler olsun ki, minnina değilsiniz.

Mehmet YUVA - 15 Ocak 2015 - Aydınlık

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Mostly cloudy

21°C

Istanbul