anadolu partisi logo soru isaretleri

Anadolu Partisi !!!

Emine Ülker Tarhan’ın CHP’den istifa ettiği günlerde yargı mensuplarının örgütlendiği

bir STK’nın yöneticisi, EUT’yle ilgili daha önce yaptığım çalışmaları (https://www.facebook.com/osmanbucukoglu/posts/10152503594378431 ve https://www.facebook.com/osmanbucukoglu/posts/10152800747308431?fref=nf&pnref=story) bildiği için, görüşüme başvurdu. Cemaate dokunmamak konusunda özel bir itina sergileyen EUT’nin CHP’den neden istifa ettiğini anlamakta zorlanıyordu. O tarihte kendisine verdiğim cevabın biraz daha detaylandırılmış hali mealen şu şekildeydi:

””””””Ulusalcı cenahta YENİ BİR YAPILANMA İÇİN YOĞUN BASKI var. Özellikle mevcut CHP yönetiminin PARTİ İÇİ MUHALEFETE MÜSAADE ETMEYECEĞİNİ deklare etmesi sonrasında bu BASKI YOĞUNLAŞTI. İP’nin geniş halk kitlelerinde karşılığının olmaması ve esneklik göstermeye yanaşmadığı örgütlenme modeli yeni bir yapılanmayı kaçınılmaz kılmaktaydı.

Bir pop ikon olarak EUT’nin CHP içindeki misyonu ‘POLİTİK ÖFKEYİ AKP’YE YÖNLENDİREREK CEMAATİN KENDİSİNİ PERDELEYECEĞİ ORTAMI TESİS ETMEK’ti. Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP uzuncana bir süre cemaatle olan gönül bağını inkar etti, buna işaret edenleri “KOMPLO TEORİSYENİ” OLMAKLA İTHAM etti. Kasetlerle CHP’nin dizayn edildiğini bir fizik realite olduğunu inkar etti, katilden cinayeti aydınlatmasını talep edercesine bu konuyu hukukun(!) çözmesi gerektiğini iddia etti. Baykal ve Baytok’a kurulan tuzak konusundaki bu garip tutumu sahiplenen/savunan/dillendiren isimlerden BİRİSİ DE EUT’ydi (30:50 – 33:00 http://tv.cnnturk.com/…/ayk…/aykiri-sorular/2012-08-29T1945/). Cemaatle CHP yönetimi arasındaki gönül bağı, dershaneler krizi sonrası dönemdeki gelişmelerle yeni bir forma büründü. Dershaneler krizinde cemaate alanen verilen destek, 17-25 Aralık operasyonları, camii-cemevi projesi, yerel seçimlerdeki aday tercihleri, cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki tercih vb. alanlarda devam etti. Cemaat – CHP işbirliğinin artık inkar edilemez noktaya gelmişti. Daha önceden “komplo teorisi” denen iddialar, artık mevcut yönetimin GURURLA SAVUNDUĞU BİR POLİTİKA haline geldi. Bu nokta, ‘politik öfkeyi AKP’ye yönlendirerek cemaatin kendisini perdeleyeceği ortamı tesis etmek’ şeklinde özetlenebilecek EUT’nin misyonu açısından bir açmaz teşkil etmektydi. Hatta bir fasit daireye girdiği söylenebilir. Keza, EUT’nin yıllardır değerlendirmelerinde cemaate değinmeme hassasiyetinin, CHP – cemaat ilişkisinin deşifre olduğu dönemde göze batması kaçınılmaz olacaktı. Kendisine yönelecek eleştirileri göğüslemek için EUT, ya cemaatle ilgili daha net ifadeler içeren açıklamalar yapmak zorunda kalacaktı, ya da bir süre sonra Kılıçdaroğlu gibi deşifre olacaktı.

Açıkası Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı aday olarak deklare edilmesi dışında, EUT’nin mevcut CHP yönetimini yüksek sesle eleştirdiğine HİÇ ŞAHİT OLMADIK. Hatta Baykal sonrası dönemde CHP’de laiklik vurgusunun azalmasına yönelik eleştiriler söz konusu olduğunda, cumhuriyetçi kitleye karşı MEVCUT YÖNETİME KEFİL OLAN BİZZAT KENDİSİYDİ. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı aday olarak deklare edilmesinin hemen akabinde, risk alarak bir adım öne çıkan İlhan Cihaner’in çağrısı orta yerde dururken(https://www.facebook.com/cihanerilhan/posts/407781109364551), EUT’nin muhalif milletvekillerine dayatılması manidardır. Muhalif vekillerin arasındaki samimi çabanın baltalanması, Gülen muhalifi bir ismin sivrilmesinin önünü alma amaçlıdır. Söz konusu süreçte ilkeli davranarak yaşananlara itiraz etmeyen İlhan Cihaner, cumhurbaşkanlığı başvuru süresi dolduktan sonra EUT’yle ilgili sert bir açıklama yapmaktan kendisini alamadı (https://www.facebook.com/cihanerilhan/posts/414387738703888?pnref=story). EUT’in cemaatle veya cemaatin CHP’yle birlikteliğiyle ilgili bir şikayetinin veya rahatsızlığının olmaması istifa dilekçesiyle (https://twitter.com/EUTar…/status/528180268004548608/photo/1) ve sonrasında neden istifaya mecbur kaldığını anlatan makalesindeki(http://www.odatv.com/n.php…) vurgularıyla da aşikar.

Politikacının, esas uzmanlık alanındaki tespitleri diğer alanlardaki tespitlerine oranla çok daha önemlidir. Bir “doktor/politikacı”dan öncelikle ülkenin sağlık politikasıyla ilgili, bir “öğretmen/politikacı”dan öncelikle ülkenin eğitim politikasıyla ilgili, bir “ziraat mühendisi/politikacı”dan öncelikle ülkenin tarım politikasıyla ilgili görüşmerini işitmek bütün yurttaşların en doğal beklentisi olmalıdır. Deneyimli bir politikacı OLMAYAN, profesyonel kariyerinin tamamını yargı bürokrasisi içinde geçiren, yargı mensuplarının kurduğu bir STK’nın genel başkanlığını yürüttüğü dönemde nam salan EUT’nin yargıdaki cemaat örgütlenmesini deşifre eden, kamuoyunu uyaran bir demecine denk gelen var mı? Yargı bürokrasisi kökenli bir politikacı olarak o yapının, yargı ve kolluk kuvvetlerinden nasıl temizleneceğiyle ilgili somut bir yol haritasını toplumla paylaşması farz değil mi? F Tipi örgütün hükümete darbe girişimini yolsuzlukların ortalığa saçılması nedeniyle desteklediğini varsaysak dahi, F Tipi örgütün hedeflediği karşı devrim riskine işaret eden bir demecine denk gelen var mı? Büyüyen cemaat tehlikesini pas geçerek sadece RTE’nin diktatörleşmesine düzenli vurgu yapmak hususunda Kılıçdaroğlu’yla aynı çizgide olması, yargıda bir siyasal müdahaleyle yapılması muhtemel bir GLADYO TEMİZLİĞİNE MUHALEFET EDECEĞİNİN BİR ÖN SİNYALİ olarak kabul etmek gerekmez mi?

Diyelim ki, gladyonun devleti ele geçirmesinden hükümeti sorumlu tuttuğu için her daim hedefine AKP’yi koyarak açıklama yaptı. Gerçeği yansıtmayacaktır, keza filmin koptuğu dönem 90’ların ikinci yarısıdır. Ama EUT’nin bunu görmezden gelmesini yok varsayalım. Sadece AKP’ye odaklanmasını cemaate yol vermesinden kaynaklı kör bir öfke olarak yorumlayalım. O takdirde, cemaatin yargıdaki varlığının bütün tahminlerin kat be kat üzerinde %45 düzeyinde olduğunun ortaya çıktığı son HSYK seçimlerine dair TIP OYNAMASINI nasıl izah edeceğiz? Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk vb. davalara EUT’nin AKP üzerinden muhalefet yürüttüğünü biliyoruz. Ama EUT’nin o açıklamalarında her tasfiyenin bir kadrolaşmaya tekabül ettiği, bugün TSK’nın tümgeneral ve tuğgeneral kadrolarının %50’sinin cemaatçi olduğu, albay ve altı rütbelerde bu oranın geometrik olarak arttığı, en geç 7-8 yıl içinde TSK’Nın komuta kademesini komple ele geçireceklerine ilişkin tek bir uyarısı var mı? VAR DİYEN BERİ GELSİN. Veya 1 yıldır Genelkurmay ve hükümet arasında MGK’larda CEMAAT EKSENİNDE YAŞANAN SOĞUK SAVAŞA dair EUT’nin tek bir demeci var mı? EUT’nin Gülen ve örgütüne muhalif olduğundan EMİN MİSİNİZ?

emine ulker tarhan terorle mucadele kanun teklifi

EUT’nin ‘POLİTİK ÖFKEYİ AKP’YE YÖNLENDİREREK CEMAATİ PERDELEME’ misyonu CHP içinde hem işlevini yitirmişti, hem yukarıda vurguladığım gerekçelerle bir açmaza girmişti. Ama bu misyona ulusalcı cenahta kurulması muhtemel YENİ ÖRGÜTLENMEDE İHTİYAÇ VAR. EUT’Yİ İZLEMEYE DEVAM EDİN. EUT’Yİ İZLEMEYE DEVAM EDİN. EUT’Yİ İZLEMEYE DEVAM EDİN.””””””

Yukarıda paylaştığım bu yorumu, Anadolu Partisi’yle ilgili kamuoyu açıklamasından ÖNCE yapmıştım. O tarihlerde EUT’nin İP’nin başına geçeceği, Hepar’a katılacağı vb. dedikodular konuşulmaktaydı. Bir süre sonra Anadolu Partisi’ni kurduğu açıklandı. 2 ayrı haber akışı vardı. Bir haber akışında EUT’nin kurduğu ifade ediliyordu. Diğer haber akışında E. Tuğamiral Türker Ertürk’le birlikte kurduğu vurgulanıyordu.

Türker Bey, cemaat konusunda EUT’den ÇOK DAHA FARKLI bir çizgide!

Cemaat söz konusu olduğunda yalpaladığına, cemaati perdeleyecek demeçler verdiğine bugüne kadar HİÇ DENK GELMEDİM. Hatta TÜRLÜ TEPKİLERİ GÖĞÜSLEMEK PAHASINA RTE’nin cemaatle ilgili kimi ifadelerine katıldığını yazmaktan da ÇEKİNMEDİ. Cemaatin ve emperyal merkezin kendisine kurduğu İKİ AYRI TUZAĞI BİZZAT TESPİT ETTİM. Vicdani kanaatim neyi emrettiyse yapmaktan da geri durmadım.

Türker Bey, ulusalcı cenahta yeni yapılanma çalışmalarının kalbi haline gelen Milli Merkez’in en önemli isimlerindendi, tabanda en popüler olanıydı. Kendisine bağlılığı yüksek ve “ÖRGÜTLÜ” bir kitlesi vardı. Milli Merkez’i sol olarak konumlandırmak doğru olmaz. Cumhuriyetçi vurgusu yüksek bir merkez sağ eğilimin ağır bastığı söylenebilir. Anadolu Partisi’nin kurulması aşamasında Türker Bey’in ağırlığı iki noktada kendisini hissettirdi.

A) Milli Merkez’in yönetim kurulu Türker Bey aleyhine sert bir açıklama yaptı. Kendilerinden olan kopmaların tetiklediği bir açıklama olduğu hissedilmekte.

B) Anadolu Partisi’nin sol olmadığına dair oluşan genel kanaat, ki oluşumunda Milli Merkez’den gelenlerin ağırlığı önemli bir etkendir.

Anadolu Partisi kurulduğu günden Türker Bey’in bütün açıklamalarında ve konuşmalarında EUT’YE MUTLAK DESTEK vurgusunu gözlemlemek mümkün. Hatta Milli Merkez yönetimiyle giriştiği polemikte sayesinde, zamanında cumhurbaşkanlığına adaylığını önerenin bizzat Türker Bey olduğunu öğrendik. Türker Bey’in bu samimi ve dürüst tutumuna karşın, EUT’nin açıklama ve demeçlerinde Türker Bey’e bir atıf veya bir vurgu gözlemlemek MÜMKÜN DEĞİL. Mirgün Cabas’ın 43 kurucuyu kastederek “Sizden başka öne çıkan isim yok. Bildiğimiz isimler yok en azından. Galiba. ATLIYORSAM DÜZELTİN LÜTFEN” şeklindeki ifadesine cevap verirken, Türker Bey’in adını zikretmemiş olması EN HAFİF TABİRİYLE nezaketsizliktir. Bu nezaketsizlik çokları için şaşırtıcı olabilir, ama daha önceden “EUT’Yİ İZLEMEYE DEVAM EDİN” diyen bir kişi olarak BEN PEK ŞAŞIRMADIM (25-26. dakikalar https://www.youtube.com/watch?v=uL9ud4f6H08).

Sadece EUT’nin demeç ve röportajlarıyla şekillenen bir kanaat değil söz konusu olan. Anadolu Partisi’nin kurumsal duyurularında da(https://www.facebook.com/anaparti1411) Türker Bey YOK. Türker Bey’in Anadolu Partisi’ndeki varlığı SADECE KENDİ AÇIKLAMALARI VE DEMEÇLERİNDE GÖZLEMLENEBİLMEKTE. Oysa içeriden ve yakından gözlemleyenler açısından partinin kuruluşundaki konumu tartışılmaz bir REALİTE!

Partinin resmi facebook sayfası(https://www.facebook.com/anaparti1411), sayfaya girdiğinizde resmi kullanıcı adı “Anadolu Partisi”. Aynı isimle ikinci bir sayfa açılmış, onun adresi de (https://www.facebook.com/pa…/Anadolu-Partisi/313575225516527). Bu ikinci sayfanın çakma bir hesap olma ihtimali çok yüksek, keza bu yazının yazıldığı tarih itibarıyla sadece 5 beğeni alabilmiş. ANCAK bu ikinci hesap, resmi facebook hesabındaki açıklamaların altına düzenli olarak yorum girerek, bir duyuruyu defalarca tekrar etmekte. İnsanları Anadolu Partisi’nin yayın organı olduğunu iddia ettiği “Halkın Gücü”nün sayfasına davet etmekte(https://www.facebook.com/halkingucucom). İl/ilçe örgütlerinin kuruluşlarıyla ilgili açıklamalardan tutun, EUT’nin röportajlarına kadar çoğu açıklamaya kadar... Resmi facebook hesabı tarafından yapılan çoğu açıklamanın altında ikinci çakma hesabın yorumlarını gözlemlemek mümkün. Normal koşullarda resmi hesabın bu düzenbazlığı farketmemesi olağan karşılanabilir. Ama buradaki durum biraz farklı, keza PARTİNİN RESMİ YAYIN ORGANIYLA İLGİLİ DEZENFORMATİF DUYURU yapan hesabın adı, resmi hesabın adıyla BİREBİR AYNI. Resmi hesabın kendi duyurularının altına yorum giren aynı isimli hesabı FARKETMESİ GEREKMEZ Mİ? Daha iyi anlayabilmeniz için örnek paylaşmakta fayda var. Dikkatle inceleyin. Duyuruyu yapan resmi hesabın adı ve logosuyla, yorumlardaki çakma hesabın adı ve logosu BİREBİR AYNI. Sadece yorum eklememiş, başka yorum sahiplerine de tek tek “cevap/reply” (https://www.facebook.com/anaparti1411/photos/a.360039700823342.1073741828.360020440825268/362559793904666/?type=1) yazmış. Sadece bir örneğin linkini verdim, ama bu sahtekarlığı resmi hesabın yaptığı pek çok açıklamanın altındaki yorumda gözlemlemek mümkün. “Bu konu o kadar önemli mi? Altı üstü bir sahte facebook hesabına beğeni toplama çabası!” DEMEYİN. Partinin resmi yayın organı diye yutturulan sayfanın adı “HALKIN GÜCÜ”. Bu isim Türker Bey’in en yakınındaki dava arkadaşının sosyal medyada kullandığı MAHLAS. Türker Bey’e fiziki yakınlığının dışında, pek çok sosyal medya platformunda Türker Bey’le ilgili bir duyuru yaparken veya bir tartışmada Türker Bey’in görüşlerini savunurken “Halkın Gücü”ne denk gelmek mümkün. Türker Bey’in sözcüsü desek, mübalağ etmiş sayılmayız. Hissedilen o ki, “Halkın Gücü”nü gladyo HEDEF ALMIŞ ve kısa/orta vadedeki bir hazırlığı için Anadolu Partisi’nin resmi facebook sayfasını SAHTE bir “Halkın Gücü”nün inşaası için kullanmakta. Kendi sayfasında kendisiyle aynı ismi kullanan çakma hesabın bu girişimini de, resmi hesap YA FARKETMEMEKTE YA GÖRMEZDEN GELMEKTE. Girişim şu güne kadar gayet başarılı bir performans sergilemiş. Keza gerçek “Halkın Gücü”nün 575 arkadaşı var, sahte “Halkın Gücü” kısacık sürede 538 beğeni toplamayı başarmış.

Türker Bey F Tipi gladyonun öteden beri belalısı!

Emekliye ayrılması öncesinde Deniz Harp Okulu Komutanlığı’nı görevini ifa etmekteydi. O yıllar, cemaatle TSK arasındaki psikolojik harbin en şiddetli cereyan ettiği cephelerden birisi Deniz Harp Okulu. Öğrencilerle ilgili asılsız ve imzasız ihbarlar, eposta olarak gönderilen şantajlar, hacker saldırıları vb. ile okul komutanı olarak yürüttüğü mücadelede Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan destek almak bir yana, ihbarların ciddiye alınması yönünde baskıyla karşılaşmış. Mücadelesini daha rahat yürütebilmek için istifasını vererek emekliye ayrılmış. Sivil hayatında da tehdit ve şantajlar devam etmesine rağmen, topluma F Tipi gladyoyla ilgili uyarılarını yapmaya devam etmiş. Cemaat açısından tam bir bela, keza operasyon yapsalar bütün Türkiye’nin hitabeti ve liderlik vasfı güçlü olan Türker Bey’i tanımasına neden olarak kendi topuklarına sıkmış duruma düşecekler. Operasyon yapmadıkları takdirde, susturmayı beceremiyorlar. Doluya koysalar almıyor, boşa koysalar dolmuyor. Bu satırların yazarı, emperyal merkezin ve F Tipi Gladyo’nun kendisine kurduğu 2 tuzağı bizzat tespit etti.

İlki ABD’deki Gülen protestosu esnasında yaşandı. Türker Bey, Pensilvanya’daki çiftliğin önündeki protestoda bir konuşma yapmak ve protesto etkinliği kapsamındaki bir konferansta konuşma yapmak için davet edilenler arasındaydı. Etkinliğin organizasyonunu üstlenen ve kendisine “Expose” adını veren grubun başındaki İP sempatizanı Armağan Yılmaz etkinliğe kısa bir süre kala Paul L. Williams isimli bir araştırmacının katılacağını ilan etti. Williams, Gülen’le ilgili çeşitli makaleler kaleme almış olan ve FBI danışmanı olan bir araştırmacı. Makaleleri incelendiğinde Pensilvanya’daki çiftliğin üzerinde alçaktan uçan askeri helikopterler, çiftliğin içinde silahlı eğitim gören gerillalar, Afganistan uyuşturucu trafiğiyle Gülen’in okullarının finanse edilmesi vb. iddialar göze çarpmakta. Ama herhangi bir belge paylaştığına denk gelmedim. Kendisini biraz araştırınca, ürperdim. Keza kurduğu kişisel blogun adı “SON HAÇLI SEFERİ”ydi. Sitenin sloganı haçlı seferlerinde kullanılan ve bir İsa kelamı olan “BEN SİZE BARIŞ DEĞİL, KILIÇ GETİRDİM”di. MÜSLÜMAN OLMA HALİNİ ÖTEKİLEŞTİREN, AŞAĞILAYAN GÖRSELLERLE SÜSLÜ, NEFRET YÜKLÜ MAKALELER kaleme alan ultra sağcı bir ABD’liyle karşı karşıyaydım (http://thelastcrusade10.wordpress.com/). İyi niyetimi koruyarak organizasyon komitesini ve Armağan Yılmaz’ı bilgilendirdim. Keza benim farkettiğim detayları farketmemiş olabilirlerdi. Paul L. Williams’la ilgili tespitlerimden DAHA ÜRPERTİCİ yanıtlarla karşılaştım. Paul’ü yanlış tanıdığım, esasında çok iyi birisi olduğu, Atatürk ve cumhuriyet hayranı olduğu vs. vs. Adamın kendi blogunun adresi, sloganı, makaleleri önlerine konduğunda verilen cevap, orasının ABD olduğu, böyle şeylerin normal olduğu, Obama’ya karşı böyle isimlerle işbirliğinin farz olduğu, o beğenmediğimiz görüşün kısa süre sonra ABD’de iktidar olacağı vs. vs. vs. Tatsız 1 Nisan şakası bile değil, BİLDİĞİNİZ KABUS, HATTA KARABASAN!!! F Tipi gladyonun paramiliter akstaki yayınlarını ve televizyon dizilerine denk gelenler bilir. Onların kendi iç dinamiklerinde cumhuriyet ve laiklik “HAÇLILARIN İSLAM DÜNYASINA KURDUĞU BİR TUZAK” olarak, kemalistlerde “O TUZAĞIN BEKÇİLERİ” olarak betimlenir. İleri bir tarihte ERGENEKON.V2 VEYA KARŞIDEVRİM mahkemesiyle karşılaşılacak olsa, o iddianamenin temel dayanaklarından birisi olarak “ATATÜRK HAYRANI HAÇLI SÖVALYESİ PAUL WİLLİAMS” olarak sunulması şaşırtıcı olmaz. İyi niyetimi korumaya devam ederek, organizasyon komitesini ve Armağan Yılmaz’ı söz konusu riskle ilgili uyardım. Aldığım yanıt böyle bir girişimin bilakis onların işine geleceğini, keza bu sayede popüler bir araştırmacı olan Paul Williams sayesinde bütün ABD’yi ayağa kaldıracakları oldu. KARABASAN!!! Organizasyon komitesi kendilerinin çoğunlukta olduğu bir forumda göstermelik bir oylamayla benim muhalefetimi diskalifiye etmeye çalıştı. Bir aile dostumuz kanalıyla Türker Bey’i Paul Williams’la ilgili uyardım ve Türkiye’den katılacak diğer kişileri de bilgilendirmesini rica ettim. Bir süre sonra organizasyon komitesinden üç açıklama arka arkaya yapıldı. İlk açıklamada benim Türker Bey’e gönderdiğim bilgilendirme notu nedeniyle aforoz edildiğim ilan edildi. İkinci açıklamada Türkiye’den gelen misafirlerin Williams’la aynı karede yer almak istemedikleri ve bu nedenle Williams’ın konferans programından çıkartıldığı ifade edildi. Üçüncü açıklamada, Paul Williams’ın katılmamasının esas nedeninin o tarihteki başka bir işinin çıkması olduğu iddia edildi. Bir süre sonra 4. bir açıklama yapılarak, Williams’ın konferans programından çıkartılmasına rağmen çiftliğin önündeki protestoya katılmasına organizasyon komitesi olarak engel olamadıklarını açıkladılar. Halka açık bir gösteride engel olmalarının yasal açıdan mümkün olmadığını iddia ediyorlardı. Oysa halka açık alanlarda bir protestoya kasabanın yerel yönetimi müsaade etmeyince, protesto için ÖZEL bir çiftlik arazisi kiralanmıştı. Konuşmaların yapılacağı kürsü de, organizasyon komitesinin kürsüsüydü. Pekala engel olabilirlerdi. Belli ki, organizasyon komitesini ve Armağan Yılmaz’ı yöneten güç PAUL WILLIAMS’I KIRMAYA CESARET EDEMEMİŞTİ. Karabasan bitmedi. Protestodan birkaç ay sonra, bizzat Armağan Yılmaz tarafından benim endişelendiğim çerçevede bir operasyonun yaşanmamış olmasını paranoyak/şizofrenliğimin kanıtı olarak ileri sürüldü. Oysa Ergenekon Lobi belgesi denen paçavra Ergenekon operasyonlarından yıllar önce yaratılmıştı. Ergenekon dosyası açılması için Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’na talep gönderilen tarihte henüz AKP kurulmamıştı. EZCÜMLE CEMAAT/CIA YAPMAYA HAZIRLANDIĞI HER OPERASYONUN TOHUMUNU YILLAR ÖNCESİNDEN ATMAKTA. Armağan Yılmaz’ın sözcülüğünü yaptığı organizasyon komitesinin üyeleri tarafından Paul Williams’ın Hristiyan olmasına tahammül edememekle, Hristiyan düşmanı olmakla, Paul Williams’ın blogundaki çirkinliklere dikkat çekerek gündeme gelmesine neden olmakla, çağdışı olmakla, terbiyesizlikle itham edildim. Hala bu iddiaları neye dayandırdıklarını anlayabilmiş değilim. Bizzat Armağan Yılmaz “eline Atatürk’lü Türk Bayrağı verdikleri Williams’ın Atatürk ve cumhuriyetle ilgili övgü dolu bir konuşma yaparak” beni çürüttüğünü yazabildi. F TİPİ GLADYO’NUN SAVCILARININ, POLİSLERİNİN, HAKİMLERİNİN, İSTİHBARATÇILARININ VE PENSİLVANYA’DAKİ KARARGAHIN NASIL ELLERİNİ OVUŞTURDUKLARINI VARIN SİZ HAYAL EDİN!!!

İkinci tuzak, Pensilvanya protestosu sonrasında Türker Bey ülkeye döndükten sonra kuruldu. Türker Bey’i ve protestoya katılan OdaTV’den iki ismi Türkiye’ye döndüklerinde tatsız süprizler beklemekteydi. Paul Williams’ın çiftliğin yakınındaki protestoda dillendirdiği ve F Tipi örgütün CIA tarafından uyuşturucu trafiğinden elde edilen örtülü gelirle finanse edildiği yönündeki iddiası OdaTV tarafından Williams referans gösterilerek haberleştirilmişti (http://www.odatv.com/n.php…). Gülen’in avukatı OdaTV’nin söz konusu iddiaları ispatlamak mükellefiyetleri olduğu iddia edilerek gözdağı verilmeye çalıştı. OdaTV alaycı bir dille kaleme aldığı cevabında iddiaların sahibinin Paul Williams olduğunu ve yaptıklarının gazetecilik olduğunu hatırlattı(http://www.odatv.com/n.php…). Hukuken çok ciddiye alınacak bir gözdağı değildi, keza iddiaların sahibi kendileri değildi. Ama Türker Bey’le ilgili iddia ciddiydi. Devlet tarafından Reyhanlı saldırısının faili olarak ilan edilen Mihraç Ural’ın Türker Bey’le ilişkili olduğu iddia edilmekteydi. Haber internetteki çeşitli bloglar üzerinden yayılmıştı. BİR NOKTA DİKKAT ÇEKİCİYDİ. İlk blogdan itibaren, her defasında bir sonraki devralacak bloga bazı imalar ve notlar içermekteydi. Bir sonraki blogda yayınlanırken, önceki blogdaki imalar çerçevesinde metin elden geçirilmekteydi. Elden ele dolaşan ve edit edilen metin, nihai haliyle Zaman Gazetesi yazarı Nuh Gönültaş’ın başında bulunduğu www.gasteci.tv sitesinde yayınlandı. Zaman Gazetesi, Samanyolu vb. reytingi yüksek haber akslarında YAYINLANMAMASI; e-posta iletişimi yerine teknik takibi ve hukuki ispatı İMKANSIZ bir şekilde blogda yayınlayarak iletişim kurulması; delil olarak sunulan fotoğrafa nasıl ulaştıklarıyla ilgili absürd iddia vb. hususlar F Tipi gladyonun bir GİZLİ OPERASYON HAZIRLIĞINA işaret etmekteydi. Yapılacak tek şey vardı. “Gasteci.tv” sitesinde son bulan bloglar arasındaki AKIŞI, iddianın trafik esnasında nasıl bir EVRİM geçirdiğini, ilk olarak hangi F Tipi kalemşörler tarafından ‘twitter’da yayılmaya başladığını kaleme almak ve sosyal medyada yayınlamak. Bu sayede karşı tarafa “GEÇEN YAZ NE YAPTIĞINIZI BİLİYORUM / I KNOW WHAT YOU DID LAST SUMMER” mesajı vermek. Ezcümle operasyon için düğmeye bastıkları an, işaret fişeğini atanların da deşifre olacaklarını ilan etmek. Makaleyi görseller ve linkleriyle birlikte hazırladım(detaylar için bknz. http://fetvayadiren.tumblr.com/…/yeni-bir-f-tipi-operasyon-…). Türker Bey’e, basına ve kısmen onları da ilgilendirdiği için ABD’deki Expose isimli gruba ve OdaTV’ye gönderdim. F Tipi gladyonun bu girişimi OdaTV’de haber olmadı, ya farketmediler ya haber değeri olmadığını düşündüler. İlginçtir, Türker Bey’in köşe yazarı olduğu Aydınlık da yayınlamadı. Expose’un bir moderatoru makalenin içinde Armağan Yılmaz’a yönelik eleştiriler olduğu için yayınlamamalarını anlayışla karşılamam gerektiğini iddia etti. OdaTV’ye yapılan gülünç gözdağına naralar atarak sosyal medyadan meydan okuyan Expose, konu Türker Bey’e atılan pusu olunca.... Tıp oynadı. Onlara gerekiyorsa beni karaladıkları, itham ettikleri bir duyuruyla birarada yayınlayabileceklerini söyledim. Beni referans göstermeden makalenin içeriğinden de faydalanabilirlerdi...Ama, işte hık mık... Ancak Türker Bey kendi sosyal medya hesabından paylaştıktan SONRA, Expose da YORUMSUZ olarak paylaşmak zorunda kaldı.

Sakın Armağan Yılmaz’ın bütün sıkıntısının Paul Williams’la kurulan bir zorunlu işbirliğinin yarattığı açmaz olduğunu sanmayın. Keza Gezi protestocularına polis şiddeti geometrik olarak tırmanmadan ÖNCE yayınlanan ve polis şiddetinin kaynağı olan şiddet fetvasıyla(http://fetvayadiren.tumblr.com/…/31-may-s-2013-cuma-gunu-ya…) ilgili kamuoyunu uyarma ve bilgilendirme çabasını bizzat engelleyen bizzat kendisiydi. Engellemekte başarısız olduğu noktada, KARŞI TARAFI SUSTURABİLMEK İÇİN ‘zaten haberdar olduklarını ve hazırladıkları suç duyurusuna eklediklerini’ iddia eden bizzat kendisiydi. Haberdar olduğunu söylediği, ama değinmemeye özen gösterdiği şiddet fetvasını suç duyurusuna eklemediği ortaya çıkan bizzat kendisiydi. Bu açığa çıktığında, şark kurnazlığı yaparak suç duyurusuna eklemesi için sanki karşı taraf bir teklif ve ısrarda bulunmuş gibi bir tavır takınan ve suç duyurusuna bunu eklemelerinin hukuken mümkün olmadığını iddia ederek sıyırmaya çalışan bizzat kendisiydi. Aylar sonra bir başka Gülen protestosunun hazırlıklarında, TV reklamına şiddet fetvasından alıntı yapmayı kabul eden.... Ama bu alıntıda Gülen’in çok eski tarihlerdeki konuşmalarıyla arka arkaya yamalama yaparak, şiddet fetvasının zamanlamasını muğlak hale getiren bizzat kendisiydi (https://www.youtube.com/watch?v=L4zfO0BVgS8). Bu konuda uyarıldığında, en azından “bir alt yazıyla bilgilendirme yapması gerektiği” söylendiğinde duymazdan gelen bizzat kendisiydi.

Bu iki olaydaki gözlemlerim Türker Bey’in cemaate karşı tutumundaki samimiyetine inanmam için YETERLİ. Ancak samimiyetine olan inancım tam olsa da, kime güvenmesi gerektiği hususunda doğru seçimler yapabildiğini söylemek güç. Emekliye ayrılmasından kısa bir süre sonra bizzat kendisi tarafından yapılan açıklamada bunun örneklerini görmek mümkün. Okulda açılan soruşturmayla ilgili çok kısıtlı personelin bildiği bir bilginin cemaat medyasına sızması, 1 ay önce takdirname verdiği ve en güvendiği adamın Fethullahçı çıkması, kendi kurduğu heyet tarafından sorguya çekilen öğrencilerin ses kayıtlarının dışarı sızması, çok sınırlı bir personel içinde tutmasına rağmen sızıntıyı tespit edememesi (http://www.cumhuriyet.com.tr/…/imamlar_askerin_icinde_de_or…).

Kendisinin de ifade ettiği o dönemdeki yanlış seçimleri, bir bürokrat olduğu için sınırlı çevrede kaldı. Ama bugün bir siyasetçi olarak, yanlış kişilere kefil olması ve bunun bir süre sonra ortaya çıkması kendisini çok güç durumda bırakacaktır. Aklıma getirmek istemediğim daha kötü bir olasılık. Türker Bey F Tipi örgütün her daim en önemli hedeflerinden birisi. Bir kumpasa maruz kaldığı takdirde, kamuoyu nezdinde buna karşı mücadele eden kişinin EUT olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Keza kumpas davaları yakından takip eden yargı mensuplarından kurulu bir STK’nın yöneticisinin ifade ettiği üzre, EUT’nin YARSAV’ının misyonu “politik öfkeyi AKP’ye yönlendirerek, yargının mutfağında CEMAATİN RAHATÇA KASAPLIK YAPMASI için ortam tesis etmek”ti. EUT’NİN DESTEĞİ DÜŞMAN BAŞINA!!!

Peki Türker Bey böyle vahim bir hatayı neden yapıyor?

Kendisinin bazı makalelerinde vurgu yaptığı bir tespiti var. Ülkenin içinde bulunduğu atmosferde kimsenin kişisel, örgütsel, partisel çıkarlarından vazgeçmediğini, birleşme konusu gündeme geldiğinde herkesin “gel bana katıl” dediğini, herkesin liderlik peşinde koştuğunu ifade etmekte (http://www.ilk-kursun.com/…/turker-erturk-mevzubahis-vatan…/). Bu ifadeler, Türker Bey’in motivasyonunu net bir şekilde ortaya koymakta. Başkalarını liderlik peşinde koşarak davaya zarar vermekle itham eden Türker Bey’in bazı konularda sessiz kalması, içsel tutarlılığının bir göstergesi. Anadolu Partisi’nin kurumsal sayfasında ve açıklamalarında kendisine yer verilmemesi, EUT’nin açıklamalarında itinayla kendisine atıfta bulunulmaması, fotoğraflarda yer almaması vb. konular, esasında Türker Bey’in kendi hassasiyetlerinin ve içsel tutarlılığının ona karşı bir silah olarak kullanılmasına tekabül etmekte.

Siyasi partiler birer güçlü bir iktidar alternatifi olmayı başaramasalar bile, yaptıkları propagandanın gücüyle iktidar ve ana muhalefet partilerine balans ayarı yapabilme gücüne sahip olabilirler. Bunun en güzel örneği komunist partilerdir. Onların emek sermaye çelişkisine yaptıkları vurgu ne kadar ses getirirse, merkezdeki sosyal demokrat parti o kerte daha fazla emeğin haklarını savunarak düzen içi sınıfsal mutabakat alanları yaratmaya çabalar. Keza hem kendisi komunist partiyle bir rekabet içindedir, hem egemen sınıf emeğin hakları yönündeki mücadeleye daha töleranslı bir tutum belirler. Komünist parti zayıfladıkça veya emek/sermaye çelişkisine olan vurgusunu azalttıkça, sosyal demokrat parti de liberal sola meyleder. Türker Bey partileşme yolunda ilerleyen Milli Merkez’in doğal lideriydi. Bu hareketin bir iktidar alternatifi olabileceğini düşünmesem de, cemaat aleyhinde tavrı muğlak olmayan, ses getiren, propaganda gücü yüksek bir yapılanma olacağı ve merkezdeki partiler üzerindeki baskıyı arttıracağı kesindi.

Bütün oyun CHP’nin mevcut yönetimine yönelik eleştirileri cemaatle yakınlaşma dışındaki alanlara kanalize etmek ve hükümetin olası F Tipi gladyo temizliğine karşı geniş halk kitlelerini manüple etmek üzerine kurulu...

“EUT’Yİ İZLEMEYE DEVAM EDİN”
“EUT’Yİ İZLEMEYE DEVAM EDİN”
“EUT’Yİ İZLEMEYE DEVAM EDİN”

Osman BUÇUKOĞLU - 27 Kasım 2014
https://www.facebook.com/osmanbucukoglu/posts/10152853635883431

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Son Yazılar

Scattered thunderstorms

25°C

Istanbul