umit zileli2

Faşizmin egemen olmasında “Hizmet”i bulunanların ağlama hakkı yok!

Baştan söyleyeyim, yaşadığımız sürecin, neresinden bakarsanız bakın yalnızca bir tek tanımlaması var:

-FAŞİZM!..

Hem de kapkara bir faşizm... Yıllardır yazdık, söyledik; bu iktidarın, bu ülkeyi götüreceği yer ancak koyu bir diktatörlüktür dedik.. Bu iktidar, Cumhuriyeti yıkmak, zorbalığın, baskının sıradanlaştığı bir faşist rejim oluşturmak için fırsat kolluyor dedik... Bugünün “mağduru” cemaat tayfası, “yetmez ama evet” diye hançeresini yırtarken, yurtseverlerin zindanlara tıkılması için iktidarla birlikte kumpas kurarken, solculuktan firar etmiş dönekler ise hararetle alkışlarken, “yapılanlar yalnızca göz boyama, duyduğunuz sesler, faşizmin ayak sesleridir” diye haykırdık... Arşivler ortada, tüm söylediklerimiz, yazdıklarımız birer birer gerçekleşti!..

Ve bu kapkara faşizme sonuna dek karşı çıkmak tabii ki erdemdir.. Bu erdemi gösterecek olanlar da geçmişte defalarca sınandığı üzere, yine bu ülkenin aydınlık, Cumhuriyetçi, millici yurtseverleri olacaktır...

*** *** ***

Ancak, ülkeyi bu karanlığa mahkum edenleri iyi tanımak, hiç unutmamak gerekiyor...

14 Aralık baskınlarını, Zaman gazetesinin manşetindeki gibi, “Demokrasinin kara günü” ya da medyaya, özgürlüğe darbe olarak nitelemek, geçtiğimiz 7 yıl içinde yapılanları çok yakından izlemiş bir gazeteci, bir yurttaş olarak içimi kanatıyor...

Eğer bugün, bir dönemin “kudretli zalimi” cemaate, onun vurucu gücü Zaman gazetesi ve benzerlerine demokrasi adına, özgürlük adına arka çıkarsam, Ergenekon’un kasası iftirasıyla göstere göstere ölüme yatırılan Kuddisi Okkır’ın, kanserin son aşamasında evi talan edilen Türkan Saylan’ın, gözaltında iki gün uyutulmadan eziyet edildikten sonra yaşamını yitiren İlhan Selçuk’un, en aşağılık iftira ve baskılar sonunda hayatına kendi elleriyle son veren Deniz Yarbay Ali Tatar, Deniz Kurmay Albay Berk Erden’in ve yaşamını yitiren, iflah olmaz hastalıklarla boğuşan nice kahramanın, ailelerinin yüzüne nasıl bakabilirim?..

Bugün kimi arkadaşların, gazetecilik adına, özgür basın adına savunmakla yükümlü hissettiği Zaman gazetesinin ve anlı şanlı yöneticilerinin daha dün kadar yakın zamanlarda Odatv düzmece davasında yargılanan arkadaşlarımız için “Odatv’deki belgelerden kaos taktikleri çıktı”, “Gazetecilikten tutuklanmadılar”, “Gazetecilik değil, terörle suçlanıyorlar” manşeti atıp altına da nal gibi fotoğraflarını döşendiklerini ne çabuk unuttuk?..

Yıllardır yazdığı yazılarla nice insanın yaşamını söndüren, yazdıklarının kocaman birer iftira olduğu ortaya çıktığında ise kılını bile kıpırdatmayan Ekrem Dumanlı’nın, “Türkan Saylan ve Çağdaş Yaşamı destekleme Derneği’nin PKK ile işbirliği içinde olduğu” iğrenç iftirasını nasıl unutabilirim, unutabilirsiniz?..

Açın Zaman’ın, benzerlerinin ve tabii bugün iktidarın yanaşmalığına soyunan “gazete” sıfatlı kağıt yığınlarının arşivlerini, en bayağı yalan ve iftiraların manşetleriyle karşılaşırsınız... İnsanların acı çekmesi için özel üretilmiş yüzlerce, binlerce “kanırtan” haberle yüz yüze gelirsiniz... Ülkenin büyük özveriyle yetiştirdiği subaylar için “fuhuş çetesi”, “çocukları havaya uçuracaklardı”, “cami bombalayacaklardı” türünden en aşağılık iftiraları okursunuz...

Daha düne kadar, iktidarla el ele faşizmi bizzat uygulayan bu adamları mı “özgürlük” “demokrasi” adına savunacağız, soruyorum?..

*** *** ***

Olan, biten son derece açık, son derece basittir aslında...

-Karşıdevrim kendi evlatlarını yemektedir!..

Büyük bir şovla, kameraların önünde gözaltına alınan muhteremlerin temsil ettiği cemaatin elleri kirlidir, kanlıdır... en başından bu yana yapılan her türlü baskı, zorbalık, hukuksuzluk, işkence ve zulümde iktidarla eşit şekilde sorumludur.

-Yaşanan yalnızca ele geçirilen devletin bir türlü paylaşılamamasıdır, o kadar!..

Ekrem Dumanlı, “diyelim ki siz haklısınız ve bazı yayınlarımız ölçüyü aştı; aynı yanlışı sizin bize yapmanız mı gerekiyor?” diye soruyor... Güzel soru, ancak adres yanlış!.. Bu soru zindanlarda çürütülen, onulmaz hastalıklara yakalanan, yaşamını yitiren yurtseverlere ve ailelerine sorulmalı, helallik asıl onlardan istenmeli, tabii yüreği yetiyorsa...

Son olarak; bazı romantik arkadaşlar, cemaati savunma gerekçesi olarak, bu baskınların iktidar-cemaat hesaplaşması değil 17/25 Aralık yolsuzluklarının üzerinin kapatılması operasyonu olduğunu söylüyorlar... Diyelim ki öyle. Bütün bu yolsuzluklar, hırsızlıklar cemaatle iktidarın can ciğer kuzu sarması olduğu zamanlara uzanmıyor mu?. Deniz Feneri’nden, TOKİ yolsuzluklarına, tüm cerahatin ucundan kıyısından da olsa ortaya döküldüğü günlerde bakın bakalım arşivlere, cemaat medyasında tek bir satır görebilecek misiniz?!..

-Ancak paylaşım kavgası başladıktan sonra kasalarda tutulan şantaj malzemelerinin ortalığa dökülmesidir olup biten!..

Hiç kimsenin kuşkusu olmasın, bu yolsuzlukların tek bir tanesi bile unutulmayacak, günü geldiğinde tek tek hesabı sorulacak. Üstünü kapatsalar da izini silmeleri olanaksız, göreceksiniz..

Cemaatin silahşorlarına gelince; onlar da zamanı gelince böyle saçma sapan “Tahşiye” iddialarından değil, bugünün kudretlileri ile çete oluşturmak, ülkeye ve kurumlarına “üst akıldan” aldıkları talimatlar çerçevesinde kumpas kurmaktan yargılanacaklar!..

-Böyle biline!..  

Ümit ZİLELİ - 15 Aralık 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

11°C

Istanbul