KomunizmleMucadeleDernekleri

Ahmet DAVUTOĞLU, Tayyip ERDOĞAN, Abdullah GÜL, Numan KURTULMUŞ, Fehmi KORU...

Yaygın kanaat şu; Hanevi Avcı cemaati deşifre etti. Etti de ne oldu? Hiç! Hiçten ne çıkar; bazen her şey...

Deşifre olan cemaatin hedeflerinden birinin yargıya yönelik operasyon olduğu da deşifre edildi. Avcı’nın iddiasına göre, özel yetkili mahkemeler bütünüyle cemaatin kontrolünde. Yani “devletin güvenliği” artık cemaatten soruluyor. Yalnız uygulamada bazı sıkıntılar doğuyordu, son anayasa paketi ile o sıkıntılar da aşılacak.


Şurası açık; 8 yıldır iktidarda bir koalisyon var. Bu koalisyonun görünen tarafını Türkiye Milli Talebe Federasyonu kökenli kadrolar oluşturuyor. Koalisyonun gizli ortağı ise Komünizmle Mücadele Dernekleri kökenli cemaattir. Devleti “ölü ele geçiren” işte bu koalisyondur.


Avcı’nın iddiasına göre poliste ve yargıda “imam”lardan emir alanlar vardır. Bu yeni tip emir erleri marifetiyle Türkiye’ye yeni bir şekil verilmektedir. Bu oluşum cemaatle bağlantılıdır. İyi de, devlet de uzun zamandır imamlar eliyle yönetilmekte zaten.

Yanlış anlaşılmasın, imamlara karşı değiliz; Sözünü ettiğimiz imamlar “derin imam”lar!

Ne demek derin imam? Açıklayalım:

1950 yılında iktidara getirilen Demokrat Parti marifetiyle Türkiye’nin her tarafında Komünizm Mücadele Derneği kuruldu. Bu derneğin kurucuları ve üyeleri arasında Cemal Gürsel, Adnan Menderes, Celal Bayar, Süleyman Demirel ve Turgut Özal gibi toplumun İslamileştirmesinin müsebbipleri vardı. Saadet Partisinin bir önceki Genel Başkanı Recai Kutan Diyarbakır Komünizmle Mücadele Derneği Başkanlığını yapmıştı.Koalisyon ortaklarından Fethullah Gülen bu yıllarda Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’nin kurucuları arasındaydı. Derneğin önde gelen üyeleri, daha sonra İlim Yayma Cemiyeti'nin kuruluşuna da önayak oldular. Çıkışlarında, duruşlarında hep iflah olmaz bir antikomünizm vardır.

Neden peki?

Tarihin gösterdiği şu; Cumhuriyetin kuruluşundan beri İslami hareketin ana kanalı emperyalizmin işbirlikçiliğini rolünü gönüllü olarak üstlendi. Varlığını o uğursuz rol sayesinde sürdürebildi.

İnönü’yü Hitler’e benzetenler, İkinci Dünya Savaşı yıllarında İnönü’nün Türkiye’den uzak tutmaya çabaladığı Nazilerin sempatizanıydı. Haliyle memlekette anti-faşist ne kadar grup varsa düşman bellemişlerdi. Tan gazetesinin, “Komünistlere ölüm!” sloganlarıyla kundaklayanlar işte onlardı. Bu otoriteye tapma hallerini “büyük üstat” Said-i Nursi’den miras almışlardı. O da tıpkı tilmizleri gibi iflah olmaz bir anti-komünistti.

Haliyle, 1960 darbesinden sonra sol yükselince, onlar da büyük bir atılım yaptılar; çünkü “yeşil kuşak” projesi yürürlükteydi. İhtiyaç hâsıl oldu TKMD’nin yanına Milli Türk Talebe Birliği iliştirildi. Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Gazeteci Fehmi Koru işte bu örgütten geliyor.

Sonra o örgütün içinden de “Ak Genç” çıktı. Şimdiki gençler bilmez, o zaman en popüler sloganları şöyleydi: “TİP, tip tipsizler; Allahsız komünistler; Amerika gitsin Rusya mı gelsin? Şeriat, şeriat!” Yani TİP’e düşmandılar, komünizme düşmandılar; Rusya’ya düşman, Amerika’ya yandaştılar. Daha takıye yapacak zaman değildi, şeriat da istemekteydiler. İşte, bugünkü AKP kadrolarının büyük ağırlığını o MTTB-Ak-Genç üyeleri oluşturuyor.

KANLI PAZAR


Komünizmle Mücadele Dernekleri ile birlikte sola saldırıların faillerinden olan bu örgütün en önemli işlerinden biri “Kanlı Pazar”dı. Türkiye tarihinde, 31 Mart Olayı'ndan sonra yaşanan en büyük gerici ayaklanma olan ve tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçen bu saldırıda TİP üyesi iki işçi öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. "Kanlı Pazar"dan iki gün önce, MTTB ve Komünizmle Mücadele Dernekleri tarafından ortaklaşa yapılan "Bayrağa Saygı" mitingi, olacakların habercisiydi. Mitingi düzenleyenler, düşmanın Amerikan donanması değil, onu protesto eden işçiler ve öğrenciler olduğunu söylüyor, topladığı kalabalığı onlara karşı kışkırtıyordu. Komünizmle Mücadele Dernekleri Başkanı İlhan Darendelioğlu, MTTB'nin İstanbul Cağaloğlu'ndaki merkezinde, "Pazar günü komünistler miting yapacak, biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin" demişti. Şimdi “hayır” diyen Yaşar Okuyan tanığıdır. Ayrıca MTTB ile darbeci General Evren’in emriyle burnu Türkiye’ye sokulan şu meşhur Rabıta örgütü arasında da bağlar vardı.

1970’li yıllar boyunca Amerika’nın izinden gidenler yine onlardı. Devrimci gençler İsrail’e karşı mücadele veren Filistin Halk Kurtuluş Örgütü’ne katılıp, Siyonizm’e karşı savaşırken onlar içerde devrimci avındaydı. 12 Eylül darbesi sürek avını bizzat üstlenince onlara darbecileri gönülden desteklemek kaldı haliyle. Hizmetten alı konulmanın mahcubiyetiyle beklediler, el altından aldıkları desteklerle büyüdüler. Siyasal iktidarlarla cemaatler arasında kurulan karmaşık ilişkiler dönemi de böyle açıldı.

Şimdi pek demokrat cemaat lideri İzmir’de 12 Eylül’e yakın bir tarihte bir camide cemaate şöyle sesleniyordu: “Marx’ın bayrağı altında mitingler yapıyorlar ve bunlara müdahale eden çıkmıyor! Aslında bunlar askeri de karşılarına almışlardır. Peki ne oldu bu askere?”

Bir şey olmadığı kısa zamanda görüldü. Darbeciler Marx’ın bayrağı altında toplananları, hapishanelere tıkıp işkence tezgâhlarına yatırdığında da şu vaazı vermekteydi: “Ümidimizin tükendiği yerde, hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihalerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz.”

Dilek şimdi gerçekleşmiştir; artık Marx’ın bayrağı altında mitingler yapanlar pek azdır. Ama İslamcı anti-komünizm hala yürürlüktedir.

"Çünkü bunlar komünist rejimin atık malları. Hani komünizmin vardı ya bu anlayışı; iftira at, tutmazsa iz bırakır…" Tayyip Erdoğan’ın daha yakın zamanda yaptığı bir konuşma bu.

CHP’nin komünizmle hiçbir ilişkisi olmadığını o da biliyor ama bilinçaltından bu düşmanlığı atamadığı için, komünizmi ebedi düşmanı sayıyor. CHP’de iz bırakmak istiyor, “komünist” diyor. Cemaat yayınlarında “komünistlik” hala başlı başına bir suç. Bir tek Ufuk Uras’a bayılmaktalar!

Bülent Arınç, TBMM Başkanı iken, Rusya'ya yaptığı bir gezide Lenin'in mozolesini ziyaret ederken gazetecilere harfi harfine şunları söylemişti: "Lenin'i ölü olarak görmek çok güzel."

Dil sürçmesi sayabilirsiniz diye not ediyorum; birkaç on yıl önce katledilen Mehmet Büyüksevinç, Battal Mehetoğlu, Salih Bademci, Mehmet Cantekin, Şahin Aydın gibi birçok devrimci ilerici öğrenci de benzer bir sevinç yaratmıştı bazı arkadaşlarda.

Demokrasi getirecek şimdi bu arkadaşlar.


Evet ama yetmez diyorsunuz; biz gidelim istim gelir arkadan faslındasınız. Haliç’te vurdular bir vapuru… ben gördüm, bir kör kayıkçı gördü! Peki, ama siz neden hem kör hem görmezlerdensiniz? Haliç’teki solcu taklidi yapan Simonlar size diyorum!

Orhan GÖKDEMİR - 08.09.2010 - Odatv.com

Son Yazılar