fikret akfirat

Destek kaybettikçe saldırganlaşıyor...

PKK, halk içinde destek bulamadıkça terörün klasik taktiğine yeniden başvurmaya başlıyor.

Yakıp yıkma, şiddet, işkence ve pusu kurarak katletme terörle yıldırarak otorite kurma arayışının sonucu.

PKK’nın son bir ay içindeki eylemlerinin belirgin ortak özellikleri var: Çılgınca yakıp yıkma, işkence ederek öldürme, pusu kurup silahsız askerleri sokak ortasında katletme. PKK’yı yakından tanıyan, “açılım süreci”yle efsunlanmamış olanlar için şaşırtıcı değil elbette. Ancak “PKK’dır bu, yapar” denerek üstünden atlanacak bir gelişme değil bu. PKK’nın bölgede halkın karşısındaki konumunu anlamak için bir ipucu niteliğinde son eylemler.

SOL AYDINLARI ÖLDÜREREK BAŞLADI...

PKK’nın temelleri 1970’li yılların ortasında atıldı ama bugünkü anlamıyla örgütün sahneye çıkışı 15 Ağustos 1984’te Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başladı. 1970’li yılların ikinci yarısından sonra, PKK ilk eylemlerine, güneydoğu ve doğudaki diğer Kürt milliyetçisi örgütler ile emekçi halkın çıkarının Türkiye’nin birliği olduğunu savunan sol parti ve örgüt liderlerini öldürerek başladı.

PKK, 1984’ten sonra ise şiddeti bir araç olarak kullanarak halk üzerinde baskı ve yıldırmayla otorite kurmaya çalıştı. Bunda belli ölçülerde başarılı oldu. Güneydoğunun coğrafi koşulları ve kırsal bölgelerdeki durum nedeniyle PKK’nın şiddet politikaları sonucunda, alnına dayanmış silah nedeniyle dağdaki PKK’lıya ekmek verdi, çocuğunu dağa göndermek zorunda kaldı Kürt yoksul köylüsü.

AÇILIMDAN SONRA PERVASIZLAŞTI...

AKP işbaşına geldikten sonra önce örtülü, ardından 2009 yılından itibaren açık olarak sürdürülen “açılım süreci”nden sonra ise PKK, bölgedeki tek otorite olma iddiasıyla sahneye çıktı. Açılım ilerledikçe PKK pervasızlaştı. Önce bir bölge parlamentosu iddiasıyla Demokratik Toplum Kongresi’ni kurdular, ardından Özerklik projelerini açıkladılar. Öcalan, MİT ile yaptığı görüşmelerde “Bir MİT Müsteşar Yardımcısı’nın PKK’dan olabileceği”ne kadar kendini sürece adamıştı. Ve Öcalan’ın talimatıyla “özerklik” projelerini fiilen hayata geçirmeye başladılar. Köyleri dolaşıp vatandaşlara “Artık Kaymakam’a değil, bize geleceksiniz” dediler. Şehirlerde milisler görevlendirdiler, mahkemeler kurdular vs. vs.

SONUÇ: BAŞA DÖNÜŞ...

Silahlı zorun etkisiyle ilk başta halk, çaresiz kabul etmiş göründü bu girişimleri. Fakat, Kobani eylemleri kırılma noktası oldu. 6-7 Ekim’den önce yaklaşık bir ay boyunca PKK, her yerde Kobani propagandası yaptı. Savaşabilecek yaşta olanlar savaşa, bu durumda olmayanlar da HDP öncülüğünde Suruç’ta yapılan eylemlere çağrıldı. PKK, fiili “özerklik” uygulaması komiteleri aracılığıyla köyleri dolaşarak, “ya 5 bin lira vereceksiniz ya da Suruç’a gideceksiniz” diye adam toplamaya çalıştı. İkisini de yapmayan ise ölümle tehdit edildi. Ancak PKK, yine de beklediği sayıya ulaşamadı. 6-7 Ekim’e işte böyle gelindi. O eylemlerdeki çılgınlığın esas nedeni de buydu.

PKK’YA TEPKİ BÜYÜYOR...

PKK, halk içinde destek bulamadıkça, yakıp yıkmaya, terörün klasik taktiğine yeniden başvurmaya başlıyor: Şiddet, baskı ve yıldırma. Diyarbakır’da işkence edilerek öldürülen gençler, en son Bitlis’te kaçırılıp direğe asılan işkence edilmiş korucu, sokak ortasında sivil kıyafetleriyle gezen 3 askerin üzerine 25 kurşun boşaltmanın nedeni terörle yıldırarak otorite kurma arayışının sonucu. Ancak, bütün işaretler, bunun tam tersinin gelişmekte olduğunu gösteriyor. Sindirilmiş yığınlar, PKK’nın “Ben yaptım oldu”culuğuna karşı kafasını giderek kaldırmaya başladı. PKK’nın en güçlü olduğunu sandığı anda, en güçlü olduğunu iddia ettiği yerde, Diyarbakır’da PKK’ya karşı eyleme geçen analar bunun ilk işaretini vermişti. Bölgeden gelen haberler, devamının daha güçlü geleceğini gösteriyor.

Fikret AKFIRAT - 28 Ekim 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Mostly cloudy

8°C

Istanbul