yikilacaklar

Parçalanma süreci...

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde hiçbir zaman, bugünkü kadar parçalanma noktasına gelmemişti.

AKP, kendi iktidarını korumak için, Türkiye’yi parçalıyor. Ters orantılı bir hükümet modeli bu. Türkiye’yi bir arada tutmak için iktidar olmak yerine, iktidarda kalmak için Türkiye’yi parçalamak yoluna gidiliyor.

Neden? Çünkü AKP zaten Türkiye Cumhuriyeti’ne, onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkelerine ve devrimlerine inanmıyor. Neo-Osmanlıcı AKP, elinde olsa, Osmanlı İmparatorluğu’nu veya Osmanlı öncesi Anadolu’da var olan “Beylikler” modelini yeniden uygulamaya koyar. AKP, Atatürk’ün yıkmaya çalıştığı monarşiyi, teokrasiyi ve feodalizmi yeniden canlandırmak için mücadele eden bir örgütlenmedir.

PARÇALANMA SÜRECİNİN AŞAMALARI...

Söz konusu parçalanma sürecinin üç temel aşaması şöyle özetlenebilir:

1)Devlet içinde İslamcı kadroların oluşturulması, devletin tüm kademelerinin laiklik karşıtları tarafından ele geçirilmesi, benzer kadrolaşmanın üniversitede ve medyada da gerçekleşmesi, İslamcı kadroların yetişemediği yerlerde, İslamcı siyasetle işbirliği yapan “Atatürk fobili-ikinci cumhuriyetçi-liboş” kadrolaşmanın yürürlüğe sokulması.

2)”Ergenekon”, “Balyoz”, “Oda TV”, “Casusluk” gibi sahte ve uyduruk yargı süreçleriyle yazarların, gazetecilerin, siyasetçilerin, akademisyenlerin, askerlerin haksız yere yıllarca hapiste yatırılarak bertaraf edilmesi, sindirilmesi, baskı altında tutulması ve yıpratılması, Türkiye’de bir korku ve endişe psikolojisinin yaratılması.

3)Türkiye’nin parçalanması için mücadele eden terör örgütü PKK ile “barış süreci” ve “çözüm süreci” adı altında müzakere yürütülerek, terörün ve şiddetin meşrulaştırılması, Şeyh Sait isyanlarından beri sık sık karşılaşılan İslamcı-Kürtçü ittifakının yeniden yürürlüğe girmesi.

TAYYİP ERDOĞAN’IN PLANI DARBE ALDI...

AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın bu “çılgın projeleri” 2013’teki iki olayla önemli ölçüde darbe aldı. Birincisi, Haziran’da milyonlarca vatandaşın katıldığı “Gezi” protestoları, ikincisi de, Aralık’ta, Erdoğan dahil olmak üzere, AKP’li bakanlar hakkında ortaya çıkan yolsuzluk iddiaları. AKP “Gezi” olaylarını polis terörü ve şiddetiyle, yolsuzluk iddialarını da, medya sansürü ve yargı üyelerini görevden almak yöntemiyle “püskürttü”. Daha doğrusu, evindeki pislikleri ve tozları, halının altına süpürerek, geçici çözüm üretmeye çalıştı.

Şimdi AKP’nin gündemde tutmaya çalıştığı konu sözde “barış” ve “çözüm” süreci. AKP-Fethullah Gülen ittifakının bozulmasından sonra, IŞİD’in Kobani manevrasıyla, İslamcı-Kürtçü ittifak da çatlamaya başlayınca, AKP paniğe kapıldı.

Bu süreçle ilgili olarak, AKP’nin ve HDP’nin politikalarından ve PKK’dan bağımsız olarak, öncelikle şunu tespit etmek gerekiyor:

Türkiye’de bir Kürt sorunu vardır. Kürtlerin kültürel kimlikleri yıllarca baskı altında tutulmuş, kendi kimliklerini geliştirmeleri engellenmiş, Kürtlere yönelik asimilasyon politikaları uygulanmıştır. Ancak buradaki asıl sorun, Kürt sorununun var olup olmadığı değil, bu sorunun nasıl çözüleceği konusudur.

AKP’nin bu konudaki birinci hatası, görüşmeleri doğrudan ve dolaylı bir terör örgütü ile yürütmüş olmasıdır. Teröre ve şiddete bulaşmamış Kürtlerle süreç yürütüleceğine, BDP’nin ve HDP’nin de baskısıyla, PKK muhatap alınmıştır.

AKP’nin ikinci hatası, PKK ile söz konusu görüşmeleri, PKK silahları bırakmadan ve devlete teslim etmeden yapmış olmasıdır. PKK’nın terör eylemlerini büyük ölçüde askıya alması ve teröristlerinin bir kısmını Irak’a çekmesi, görüşmelerin yapılması için yeterli neden olarak kabul edilmiştir.

Başka bir deyişle, PKK’nın silahlı tehditleri altında, devlet ile PKK arasında görüşmeler yürütülmektedir! Böylece, terör ve şiddet de, meşrulaştırılmıştır!

Türkiye’de haksızlığa uğrayan herkes eline silah alıp ortalığı kan gölüne çevirse bu ülke ne hale gelirdi, acaba bu hiç düşünülüyor mu? “Ergenekon”, “Oda TV”, “Balyoz”, “Casusluk” davalarından yıllarca haksız yere hapishanede yatanlar, çıktıklarında, ellerine silah alıp terör örgütü mü kurdular? “Gezi” olaylarında polis terörüne ve şiddetine maruz kalan binlerce vatandaş terör örgütü mü kurdu? Lazlar, kendi dillerini ve kültürlerini geliştiremediler diye, asimilasyona uğradılar diye, terör örgütü mü kurdular? Terörü meşru bir hak olarak görenlerle Kürt sorunu çözülebilir mi? Elbette çözülemez. Terör ve şiddet kültüründen hiçbir zaman barış çıkmaz! Şu anda “müzakere sürecinin” parçası olan tarafların hepsi de, bu kültürden beslenmektedirler.

Örsan K. ÖYMEN - 26 Ekim 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Partly cloudy

23°C

Istanbul