nihat genc

Açılımın vahşi cinayetleri!

Şimdi hücresinde intihar eden Cem Garipoğlu testereyle kız arkadaşının

kafasını keserek vahşi bir cinayet işlemişti. Hali vakti çok yerinde bir zengin aile çocuğunun vahşi bir cinayet işlemesinin altındaki psikolojik nedenleri anlayabilen bu cinayetin psikolojisini sosyolojisini açıklayabilen altından kalkabilen tek kişi çıkamadı. Yapılabilecek tek yorum, katil, ailesinin gücüne ve zenginliğine güvenmiş olabilir, nasıl olsa ‘gizlerim’, nasıl olsa ‘ortaya çıkmaz’, nasıl olsa ‘bizden şüphelenmezler’, ya da katil, ahlaken vahşi cinayetini yüzde yüz haklı bulacak bir sapık gerekçeye kendisini inandırmış olmalı.

Birileri artık vahşi cinayetleri toplayıp koleksiyon yapmaya başlasın, IŞİD’le başladık, Kobani eylemleriyle sürüyor. Diyarbakır’da 16 yaşındaki Yasin Börü üç arkadaşıyla, dövülerek yetmedi sırtından onaltı bıçak darbesi alıp yetmedi üzerinden arabayla geçilerek öldürüldü.

Bu vahşetin sapık gerekçesini uzaklarda aramayın, katillerin kendilerini ‘çok haklı’ ‘yüzde yüz haklı’ buldukları saygın resmi kabul görmüş ve her genç militana inandırılıp hayal ettirilmiş bir ‘açılım’ var ortada.

UZAK BİR İHTİMAL HİÇ DEĞİL...

Geçmişinde, 90’lı yılların Hizbullahı denilince mezar evlerde domuz bağıyla öldürülen insanın kanını donduran vahşi cinayetler var.

Yandaşların liberallerin hükümetin önünü açtığı etnik-mezhep açılım virüsünün hem Orta-Doğu hem ülkemizde cinayetlerin VAHŞİLEŞMESİ’ni tetiklediği, siyasal sosyolojik ve psikolojik bir gerçeklik olarak ortadadır.

Bu daha Hizbullah-PKK iç savaşı, bunun bir de korucular’la yaşanacakları, Arap yurttaşlarımızla yaşanacakları, sağ partilere oy vermiş aşiretlerle yaşanacakları, orada görev yapan bürokrat ve memurlarımızla yaşanacakları var, PKK’nın istemediği her grup her topluluk herkesle yaşanacakları henüz sırasını bekliyor.

Açılımın kat kat yerin dibine insanlık dışı cehennemine doğru katmerlenmesi Allah korusun deyip tahtaya vurulup geçiştirilecek uzak bir ihtimal hiç değil.

Daha dün bir bugün iki hepimiz alnımıza sıkılacak erkekçe tek kurşunu ‘özler’ ‘diler’ hale geldik, bir vahşi atmosferin kim vurdu karambolüne düştük.

Gestapo liberaller nihayet terörü bütün tavizlere rağmen kontrol edemeyeceklerini ne zaman anlayacak?

Çok azını dahi kontrol edemedikleri tamamen terör liderinin keyfine bağımlı bir iç savaş kaosunun vahşi kuyusuna düşüp boşuna çaresizce debelendiklerini ne zaman anlayacak?

Mükemmel özgür(!) bir dünyaya ulaşmanın yolunun teröre taviz olmadığını ne zaman anlayacaklar?

Bir ‘açılım’ hapıyla terörün iyileşemeyeceği aksine hepimizin leşlerinin vahşet koleksiyonuna dönüşümüne doğru hızla yol aldığını ne zaman öğrenecekler?

Terör dünyanın en derin yeridir.

Terörle masaya oturmayı muhteşem eğlenceli bir bilmece oyununu çözmek sanan bu aklı evveller, bu kanlı vahşi derslerden neden hiç bir şey öğrenmiyorlar?

İzmirli cici kızlara faşist eline keleş alanları özgürlük kahramanı ilan ederek tarihlerin bu vahşi etnik mezhep insanlık dışı çatışmalarını durduramayacaklarını ne zaman öğrenecekler?

Aksine terörle masaya oturmayı gestapo liberallerimizin kaleminden bir ‘Peri Masalı’ gibi okumaya devam ediyoruz.

Terörün karargahı Kandil’i bir ‘HARİKALAR DİYARI’ gibi anlatmayı kaldıkları yerden sabah akşam sürdürüyorlar.

Beşinci sınıf etnik milliyetçilere ve iktidarla cilveleşip yemini almış dırdırcı kadınlara, gözlerinizin önünde ekranlarda, bir orduyu bir medyayı bir devleti, huzuru ve bir ülkeyi, nasıl paramparça edip yıktırıp tozunu dumana kattıklarına şahit oluyoruz.

Aslında Harikalar Dünyası bu yandaş yazarlara kurulan pervasız konuşma-sallama dünyasının adı.

Sanki Kandil’e bir terör inine değil ‘papatya toplamaya’ gidiyorlardı.

Hergün kuluçkasında yılanlara özgürlük yazıları yazıyorlardı.

Bu gestapo yandaş liberallere sorulacak tek soru: ‘İşinizi çok mu seviyorsunuz?’.

Bir komploya mahal vermeden bu basit soruya cevap veremeyen, ülke bütçesinden beslenen tek meslek türü, her akşam ekranlarda habire hala sallıyor.

Sadece bugünkü medeniyetimiz değil, tarihin ilk gününden beri bütün toplum ve devletler yaşayabilmek için teröre karşı ortak mücadele etmelidir.

HER AŞK GİBİ PKK AŞKI DA ZAMANI DURDURUR...

Bu ortaklık gevşediğinde hayat biter, aile, arkadaş, dükkan önünde sıra bekleyenler, devletler, kafede oturanlar, irili ufaklı her insan topluluğu, tarihin bu en acımasız insanlık yasasının insan huzuru güvenliği için ne anlama geldiğini bilir, bizim ‘biricik zekalı maaşlanan gestapo liberallerimiz’ dışında.

Aslında hepsi PKK destekçisi hayatlarının kolayından ucuza gelmiş kahramanlığını sever.

Kandil’e röportaja giden kahraman fenomeni bütün kişisel tatminleri yaşatır onlara.

Sırtında keleşliler de ayağına gelen bu beyaz Türk’ü görünce ‘bütün tatminlerini yaşar’.

Her aşk gibi PKK aşkı da zamanı durdurur. Otuz yıl bu ülkenin ekonomisi işsizi yoksulu tazminatı hiç yokmuş gibi tek bir aşkla gözleri körolmuştur.

Artık bu aşk değil bir fetişizmdir, Apo’nun sıfatı sözleri her şeydir, Apo’nun ayak silüetleri olsun ucundan görününce secde edenlerin sayısı medya köşelerinde histerik arzularla hızla çoğalmaktadır.

Her iç savaş provasından sonra Apo’nun varlığına ihtiyaçları hergün ‘ölümcül’ bir şekilde artmaktadır.

Her romantik gibi ‘asla olmayacak’ın peşindedirler.

Unutmayın, asla olmayacak’ın peşinde koşmanın yerini başka hiçbir şey dolduramaz.

Küçük ideolojik dernekler partilerde yaşayanlar bu ölümcül duyguyu iyi bilir, asla olmayacak’ın peşinde koşmanın pervasızlığıyla kazanılan, aleme futürsüz meydan okumanın ‘rant’ı, hiçbir borsada yoktur.

Yani PKK bir şekilde kendini bitirsin bunların hepsi ya kahrından ölür ya aşk acısı’ndan intihar eder.

Beyinleri olmadığı için hiçbiri kafaya sıkamaz, ama an itibariyle hiçbirinin silahını kredi kartına çekebilme cesareti görülmemiştir.

Mesela Engin Ardıç, silahını kredi kartına çekebilme yürekliliği göstersin, cumhuriyetin ‘sakat’ doğmadığını ancak o zaman anlayabilir, kredi kartınıza silah çekecek gücünüz yoksa  Cumhuriyet’i birey’i yurttaş’ı muhalefeti ve kişisel sorumluluğun ne olduğunu anlayamazsınız.

Sevgili gestapo liberalleri PKK’yı beş-on senede gözlerimizin önünde Bağdat Caddesi’nde yürüyen çıtır kızlara dönüştürmeyi başardılar.

Nerdeyse PKK’dan ‘piliç’ ‘kıtır’ ‘aşko yok senden başko’ diye bahsetmeye başladılar.

Hayatlarını besleyip yönettikleri bu çıtır sevgilinin keleşlerine intihar bombacılarına vahşetine gözleri nasıl körolmuşsa hala ağlayıp sızlayıp kahrolarak yalvarıp dil döküyorlar.

Kılıçdaroğlu da Kobani’ye Türk ordusuna sokalım PKK’yı kurtaralım dediğine göre, bu ‘çıtır sevgili’ye artık CHP’nin de gizli aşk trafiği söz konusu.

Aslında vahşi etnik milliyetçilerin hiç biri liberalleri CHP’yi sevmez.

Ama dağ bayıra kadar yanlarına gelip kendilerine ‘kıtır’ ‘çıtır’ ‘piliç’ muamelesi yapılmasından ve birlikte yere oturup sırtını ağaca verip açılımın papatya falı açılmasından büyük zevk alırlar.

PKK’lı ‘çıtırlara’ sulanan CHP’lilere hatırlatalım, kıskanç aşık ve kadın öfkesi, IŞİD’den beterdir, liberallerin manitasına sulanmayın beklenmedik organlarınıza asidli saldırılar yersiniz.

Aşk, sözün bütün imkanlarına başvurduğumuz halde ikna edemediğimiz şeydir, çünkü aşk sözden fazla bir şeydir, dil dökmek yetmez, sevgili CHP geç kaldın, PKK’yla hükümetin aşkı çoktan fanteziden çıkıp ‘cinsel aşk’ formuna girdi, yanisi senin manitayı çoktan yatağa çekmişler, artık siyasi pozisyon çerkes arması demirle deri eriyerek oğğş diyerek içi içine kenetlendi.

 CHP’nin aşk acısı mizah duygusunu da unutturdu, mizahını kaybeden her muhalefetin gideceği yer eninde sonunda bu vahşi cinayetlerin ortaklığıdır, ki Kobani’ye Türk Ordusunu sokarak ‘manitaya’ Yeşilçam işi kahramanvari görsel bir şov peşinde.

Unutmayın, PKK aslında ‘ebeveynine’ aşıktır, içimizde TC’ye aşkı en delirmiş nükseden PKK’dır, PKK’lı sözcü ve milletvekillerinin MIT’le grup seks alemleri kimseyi şaşırtmasın, bu yatak fantezisi için otuz bin cinayet işlenmiştir.

PKK’nın aşkı, Genç Werther’in Acıları’dır, çünkü başından beri kasıtla evli çoluk çocuklu başkasının kadını ‘gerçekleşmeyecek arzular’ üzerine kendini inşa etmiştir, aşk ne kadar imkansızsa türküsü o kadar acılı ve nameli olur.

Peki sıkıntı nedir? PKK’sı gestapo liberali İslamcı iktidarı ve şimdi CHP’si, bu gerçekleşmeyecek arzulara yüz vermeyen, Türkiye’nin aklı selimini ele geçiremiyor, kafalarını kırmalarının sebebi budur.

Halkı teskin edecek söz ve deneyimleri kalmadı, yataktan savaşa savaştan yatağa savaş baltalarını artık birbirlerinin arzu dolu organlarına sallıyorlar, kuruntulu bir korku herkesin içinde hortladı, artık siyasilerin ve liberallerin erkeklik hormonlarını Banu Alkan şarkısı değil bir emirle Apo söndürüp Apo kaldırıyor.

PKK terk edilme acısıyla saldırıyor, nişan yüzüklerini iki de bir atıyor, şimdi yeniden kendi depresyonunu ülkeye intikamla salmak istiyor, açılımın bitmeyen tek tarafı: Bitmeyen Tehdit.

PKK’ya ve CHP’ye yeniden hatırlatalım, aşkın gözü kördür.

Yandaş yazarlara düşen görev gerçekleşmeyecek arzuları gazlamaları değil, PKK’yı kendiyle yüzleşmeye zorlamaları, hayatın acılarını uçmuş dizginsiz arzuların imkansızlığını biraz da onlara hatırlatmaları, gördünüz işte, Suriye’de koşullar değişti Türkiye’de PKK aşkı bitti.

Hatırlayın, fırtınalı bir gecede aşık olmuşlardı, Ergenekon Balyoz. Apo, önce, bu aşkın hiçbir olasılığına inanmıyordu, ama damat adayı, ne istediyse yaptı, Güneydoğu’da savaşan bütün şanlı komutanları dahi liste liste sevgilisi Apo’nun ağzıyla içeri tıktı.

Çünkü bu İslamcı iktidar, ancak PKK’nın doldurabildiği korkunç boşluğun tehdidinde ve sessizliğinde iktidar olabileceğini çok iyi biliyor.

Herkes itiraf etsin, terörü, devleti, güvenliği, Türkiye’yi, hala hiç birimiz zihinlerimizi düzenleyecek kadar bilmiyoruz, yani, ‘güvenlikte’ anlaşamayan hiçbir topluluk tarihte ‘toplum’ olamamıştır, Açılımın ve Apo’nun cumhuriyeti parçalayan baltası, budur.

Kardeşlerim, kara veba ortaçağ şehir nüfuslarının bir yarısını yok etti, ancak ortaçağ, bir şekilde çok sert karantina önlemleriyle bütün insanlığı topyekün bitirecek karavebayı durdurmayı başardı, sebebi, akla ziyan çok zalim insafsız karantina yöntemleriydi, şöyle, karaveba adı duyulan kasabalar insanların giriş çıkış yasakladılar ve üstlerini kireçle örtüp kaderlerine terk ettiler.

Hastanın gözünün yaşına bakmadan, kimseyle temas ettirmeden, karantina altında ölümcül kaderine terk eden, ortaçağın zalim yöntemlerini bugün anlayabilmemiz imkansız.

Bugünün modern devletleri ebola’yı durduramaz, çünkü çağımız insan özgürlükleri çağı, seyahat özgürlüğü dibine kadar var, ve hala her hastayı imha etmeyip son bir umut sonuna kadar tedaviye alan bir insanlık kültürü var.

Bu ileri modern gelişmiş insanlık özgürlük haklar yöntemiyle ‘ebola’nın durdurulamayacağı Batı’da an itibariyle tartışılmaya başlanmıştır.

PKK’YLA HER AKŞAM EKRANLARDA YAKAN TOP OYNUYORUZ!

Mesela 19. asır ‘kolera salgınıyla’ yüzleşti, çok sert karantina önlemleri yeniden devreye girdi, diyelim hacca gidenler dönerken liman ve gümrüklerde zorunlu birer ay gözetim altında tutuldu, giriş çıkışlar tamamen kesildi.

Bugün Sierra Leona’dan çıkış yapmış Ebola şüphesi olan hastalar İngiltere’de Amerika’da İspanya’da ve Almanya’da hala ‘hastanelere’ kabul ediliyor, bu yüzden Ebola’dan en çok ölenler hastabakıcılar hemşireler.

Ebola hastasını hastaneye değil başka bir binaya başka bir sahra çadırına yani ‘karantinaya’ almadan, bu bulaşıcı hastalıkla sert bir mücadele verilemeyeceği bir gerçek. Bir tarafta insan özgürlükleri ve hakları diğer tarafta tıbbi önlemlerin bilimsel katı gerçekliği.

Ortaçağın karavebası günümüzün Ebolası ve ortaçağdan kalma bu etnik-mezhep milliyetçiliği aynı ‘virüsün’ çocukları.

Karavebadan sonra ortaçağda vahşice en çok can alan nüfusları yarıya indiren etnik mezhep iç savaşları…

Biz hala bu etnik-mezhep bulaşıcı bakterilerini elimize alıyoruz, masaya yatırıyoruz, PKK’yla her akşam ekranlarda yakan top oynuyoruz.

Hatta bu virüsle medyanız liberalleriniz yandaşlarınız melankolik ‘aşk’ yaşıyor.

Bu virüsler her gün evimizde soframızda gözlerimizin ta içinde cereyan ediyor ve sonra.

Ve sonra bu vahşi cinayetleri hangi barbarlık işliyor diye anlamaz takılıyoruz.

PKK’yla mücadelenin tek bir yöntemi var, ‘karantinaya’ almak.

Evlerinizi, sokaklarınızı, televizyonlarınızı, partilerinizi, bu virüs’ten korumak ve bu virüsü yayanlardan korumak, bu virüsü yayanlarla temasa geçenlerden korumak, PKK’yla yakan top oynamak hevesi taşıyanlar varsa Şirin Payzın Ahmet Hakan gibi hepsinin eline voleybol topu verip Kandil’e göndermek.

Yoksa nüfusumuzun yarısını tehdit eden bir iç savaşın vahşi cinayetleri, işte Kafkasya  işte Yugoslavya örneği kapıdan içeri açılım marifetiyle sızdı.

Bir ülke nüfusu ve haritası ve devleti ve huzuruyla varoluşsal tehdit altında.

Soralım, bu ülkede oniki yılda ne oldu da sanatın modası geçti, ne oldu da, liyakatın modası geçti, aklı selimin modası geçti, huzurun modası geçti, bayrağın modası geçti, cumhuriyetin modası geçti, dirliğin modası geçti.

Edebiyat eleştirmenleri gerçek bir eseri şöyle tarif eder, okuyucu eserin son sayfasına geldiğinde ilk sayfadaki ruh halinden soyulup çıkartılır.

Oniki yılın sonunda birileri ‘güvenlik’ gibi tartışılmaz dokunulmaz bir bahisle dalgasını geçip cumhuriyeti huzuru bayrağı haritayı ruhumuzu bedenimizi varlığımızı soydular.

Hepimiz herşey olmayacak romantik arzuların aşkın kurbanları olarak PKK ve IŞİD’in merhametine sunulduk ve sonunda güvenlikle dalgasını geçenler Diyarbakır sokaklarına iç savaşı durdurmak için tankları sürdü, şimdi aynı tankların sıkıyönetim yasaları, istediğini keyfince içeri tıkacak kimsenin asla sokağa çıkamayacağı bir mutlak sessizliğe geldik.

Nihat GENÇ - 16 Ekim 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul