suriyeye gidin isiniz bitince bekleriz tayyip225

AKP ve IŞİD!

Recep Tayyip Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün ve Ahmet Davutoğlu’nun yıllardır yürüttüğü dinci

dış politika anlayışı sadece Suriye ve Irak’ı değil, Türkiye’yi de kan gölüne çevirdi. Son günlerdeki olaylarda 30’u aşkın vatandaş yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Ölü sayısı, birkaç gün içinde, “Gezi” olaylarındaki ölü sayısını aştı.

Mazlumların yanında ve diktatörlere karşı olduğunu iddia eden AKP, Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesine ve bu savaşta yaklaşık bir milyon kişinin öldürülmesine ses çıkartmadı. AKP, İran, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerdeki diktatörlüklere de hiçbir zaman karşı çıkmadı. Aksine bu ülkelerle yakın işbirliği içinde oldu. Neden? Çünkü onlar İslamcı-dinci diktatörlükler.

Orta Doğu’daki dinci dikta yönetimlerinden rahatsız olmayan AKP, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı ise en büyük diktatör ve zalim ilan etti ve onu devirme operasyonunda başrolü oynadı. Neden? Çünkü Esad dinci değil. AKP’ye göre dinci olmayan diktatörler kötüdür, dinci diktatörler ise iyidir!

Aynı politika Mısır’da da izlendi. AKP dinci diktatör Mursi’yi destekledi, dinci olmayan diktatörlere, Mübarek’e ve Sisi’ye adeta savaş açtı. AKP’nin Orta Doğu’daki müttefikleri dinci dikta yönetimleri ve dinci örgütlerdir: Suudi Arabistan, Katar, “Müslüman Kardeşler”, “Hamas”. İran ise, dinci diktayla yönetildiği için değil, Suriye politikasındaki görüş ayrılıklarından dolayı şimdilik askıda.

AKP iç politikada neyse, dış politikada da o. AKP Türkiye’de laiklik ilkesini fiilen ortadan kaldırdı. Laiklik kağıt üzerinde kaldı. Türkiye’deki aydınlanma hareketinin ve laiklik ilkesinin sembolü Mustafa Kemal Atatürk’ü yıpratma kampanyası doruk noktaya çıktı. AKP “dindar gençlik” yetiştirme projesini açıkça ilan etti; eğitim sistemindeki din etkisini arttırdı. Erdoğan liderliğindeki AKP, siyaset söylemini ve uygulamasını yıllarca din üzerinden yürüttü, kendisine muhalif olanları da ya hapishaneye gönderdi ya da polis baskısıyla ve sansürle ortadan kaldırmaya çalıştı.

AKP’nin Atatürk düşmanı, laiklik düşmanı, rejim düşmanı dinci bir parti olduğunu görmemek için kör olmak gerekiyor. AKP, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik ve laik yapısını ortadan kaldırmak için mücadele eden bir örgütlenmedir.

Böyle bir AKP, dinci terör örgütü IŞİD ile mücadele edebilir mi? Bunun da ötesinde, IŞİD’i yaratan zaten AKP’nin politikalarıdır. Esad’ı devirme operasyonu başlatılırken, Suriye’de oluşan otorite boşluğunun yerini, dinci terör örgütlerinin alacağı bilinmiyor muydu? Bunun da ötesinde, söz konusu terör örgütleri, Türkiye üzerinden Suriye’de örgütlenmediler mi? AKP’nin Türkiye’de yarattığı dinci ortamda, çok sayıda Türk vatandaşı IŞİD, El-Nusra ve El-Kaide sempatizanının olmasına neden şaşırıyoruz?

Takım elbise giyince, kravat takınca, kara çarşaf yerine türban takınca, dinci kimlik ortadan kalkıp buharlaşıyor mu? Dinci olmak için illa cüppeli, sarıklı, palalı, kara çarşaflı birisi mi olmak gerekiyor? Dinci olmak için illa kafa kesmek mi gerekiyor?

Şimdi ne oluyor? Türkiye’yi son yıllarda esir alan ve Atatürk’ü ortak düşman ilan eden dinci ve Kürtçü hareket birbirine giriyor. Din fetişizminin ve etnik kimlik fetişizminin Türkiye’ye barış ve özgürlük getirmeyeceği zaten açıktı. Dinciler yıllardır Atatürk’ün laiklik ilkesine karşı, Kürtçüler de yıllardır Atatürk’ün ulusal bütünlük ilkesine karşı mücadele veriyorlardı. Atatürk’ü ortak düşman ilan eden bu çevreler şimdi çatışmaya başladılar. AKP’nin ve ABD’nin yarattığı IŞİD’in Kobani’deki bir manevrasıyla, Türkiye’deki dinciler ve Kürtçüler karşı karşıya geldiler.

Buradaki kritik soru şudur: IŞİD, “Frankenstein” filminde olduğu gibi, bir beceriksizliğin ürünü müdür, yoksa kasıtlı bir planın ürünü müdür?

Bu sorunun yanıtı bulunmadan, Türkiye’nin geleceğine sağlıklı bir yön vermek olanaklı değildir.

Örsan K. ÖYMEN - 12 Ekim 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Scattered showers

16°C

Istanbul