mehmet yuva225

IŞİD nedir ve Öcalan’a sorular!

İnsan hayalinin bile taaccüp ettiği cinayet, şiddet ve bağnazlığı El-Kaide, El-Nusra veya

IŞİD’e özgü sananlar “Müslüman” adını kullanan “Kardeşler Örgütünün” kanlı ve karanlık tarihini mercek altına almalıdır. Dini-dar yapılanmaların, henüz yakın bir geçmişte, Türkiye’de uyguladığı vahşet görüntülerini tekrar hatırlamalıdır. Dini-dar yapılanmalar ne kadar barış, hoşgörü ve faklı makyajlarla pazarlansa pazarlansın son merhalede satır, pala, kılıç, bomba ve inandığı dışında hiçbir şeye tahammül etmeyen sapık ve tehlikeli ruh hastalarına dönüşürler. İstisnalar kaideyi bozmaz.

AMAÇ YENİ BİR İSRAİL!

IŞİD ve kardeşleri Saddam sonrası Irak’ta moral bozukluğu içinde olan ve imtiyazlar kaybettiği düşüncesinde olan “Sünni” çok kimseyi içinde barındırmaktadır. Saddam sonrası Irak’ın yaşadığı işgal, kahır ve mezalimlerin birinci derece sorumlusu olarak Kürt ve Şiileri suçlar. Bundan mütevellit, Kürt ve Şiilere karşı derin nefret içinde olanları cezbetmiştir. Farklı ülkelerden devşirilen çok kimlikli bir yapılanmadır. İstihbarat kurumları ve elemanlarının cirit attığı bir bünyedir. Ancak çekirdek kadro, bölge siyasi ve askeri uzmanlara binaen,  İsrail, ABD, Katar, Suudi Hanedanlığı ve Türkiye ile irtibatlıdır Suriye ve Irak’ta başta bazı etkin Arap aşiretlerin desteği yanı sıra bu aşiretlerin Ürdün ve Petro-Dolar Körfez ülkelerindeki akrabalarından da destek görmektedir. Bu somut durum, feodal ilişkilerin yok edilmediği, merkezden uzak bölgelerin kaderine ve aşiret şeyh ve liderlerin rahmetine bırakıldığı zaman ne denli tehditkâr ve tehlikeli sonuçlara ortam hazırlayabileceğini göstermektedir. Bu bölgeler ekonomik olarak ihmal edildiklerinde istismara ne kadar açık olduklarını yaşamaktayız. Bu tür örgütlenmelerin bir bütün olarak yabancı devletlerin emri ile hareket ettikleri savı gerçekçi değildir. Ancak bu yapılanmaları, havuç veya sopayla, arzu edilen amaçlar için kullanmak ve çevirmek mümkündür.

Dicle Haber Ajansının iddialarına binaen, Öcalan, avukatı Mazlum Dinç ile yaptığı görüşmede IŞİD saldırılarına değinerek  “Türkiye’nin Rojava siyaseti Kürde karşı savaş siyasetidir... Zaten Davutoğlu iki üç yıl önce açıklamıştı, Rojava’yı ve onun özerkliğini tanımayacağını söylemişti. Tanımama ne demek, size karşı savaşacağım demektir. Orada bir yönetimin oluşmasına müsaade etmeyecek, çökertmek için her şeyi yapacak demektir... Barzani ne diyor; ‘Rojava’yı kurtaracağım’ diyor. Rojava’yı IŞİD’den kurtarmak demek, askeri boyut başta olmak üzere soykırımcı IŞİD saldırılarına karşı pratik çabanın sahibi olmak demektir. Aksi durumda Rojavayı IŞİD’den değil, PYD’nin direnişinin kırılmasını bekleyip PYD’den kurtarmak anlamına gelmektedir... Zaten bu IŞİD saldırıları İsrail’le bağlantılıdır. Orada o topraklarda bir İsrail yaratılmak isteniyor... Bu topraklarda her zaman bir İsrail kurulması amacı vardır. Aslında GAP da buna hizmet etmektedir. Ben daha Urfa’daydım 78’de, GAP’ın ilk çalışması başladığında. Oradaki halkımızın toprağını ve suyunu ele geçirme projesi olarak tasarlanıyordu. Kimse İsrail politikalarına karşı direnemiyor. Ecevit, biraz buna karşı direnmek istedi ama onu felç ettiler. IŞİD bir İsrail projesidir, AKP de buna karşı direnemez” demiştir.

KÜRT HALKININ ASIL DÜŞMANI İSRAİL!

IŞİD bir İsrail projesi ise, Suriye PYD liderlerinden Salih Müslim’in İsrail’in hayat kaynağı olan NATO ve Batı ülkelerinden Suriye’ye müdahale istemesi hangi akla hizmettir? Erdoğan-Davutoğlu siyasetini “Kürdistan’a” karşı savaş siyaseti olarak tanımladığınıza göre aynı iktidar tarafından yaratılan, beslenen ve sahaya sürülen ÖSO ile işbirliği yapmanızı nasıl izah edeceksiniz? Suriye kurtulmadan ve Suriye bütünü ile hareket etmeden, kurtarmaya ve bağımsızlık ilan etmeye çalıştığınız topraklarda özgür ve huzurlu yaşamanız mümkün müdür? Özgür, bağımsız ve devrimci “Kürdistan” Washington mahfillerinde ve ABD taşeronu Y-CHP’li Sezgin Tanrıkulu misali şahıslarla dirsek teması ve istişareler yaprak mı kurulur? Sizden önce canları, malları ve namusları helak edilen Aleviler, Türkmenler, Süryaniler, Ermeniler için sınırlara yığınak yapmadınız, aksine bunlar yaşanırken “Zalim Esed Kürt halkına karşı kimyasal kullandı” yalanları ile piyasayı velveleye kattınız. Yıllarca ekmeğini tuzunu yediğiniz, varlığınızı borçlu olduğunuz, Suriye’nin birliği, dirliği ve zaferini hedef alan İsrail, ABD ve kardeşlerine karşı ne yapıyorsunuz? Ankara, Şam, Bağdat ve Tahran yönetimlerini yaşadığınız sorunun kaynağı olarak telakki ediyorsunuz. Bu yönetimleri hedef alan İsrail, ABD ve kardeşleri Kürt halkının da düşmanıdır. Türkiye, Suriye, Irak ve İran halkları ile anti-Siyonist anti-Emperyalist cepheye direnen mücadele cephesi içinde yer almadan kurtulmanın olanaksız olduğunu bilmiyor musunuz? Biliyorsanız neden mücadele cephesini zayıflatan söylem ve eylemler içinde yer alıyorsunuz?

Mehmet YUVA - 29 Eylül 2014 - Aydınlık

Son Yazılar

Scattered showers

16°C

Istanbul