nihat genc

AKP islamcılığı ideolojik yol ayrımında...

Bugün Yeni Şafak yazarları Müfit Yüksel ve Ayşe Böhürler ‘nihayet uyandılar’ diyeceğimiz

hatta ‘nihayet laiklerin lafına geldiler’ başlığı atılabilecek birer yazı yazdılar.

Her iki yazar da ‘ideolojik İslam’la’ ‘geleneksel İslam’ı’ ayırt eden bir yazı kaleme aldı.

Her iki yazar da ideolojik İslam’la geleneksel Müslümanlığı ‘yeniden(!)’ tanımlamaya çalıştılar.

Tartışmanın konusu dünyanın konusu: Selefi İslam ve onu tamamlayan ‘ideololjik İslam’.

Daha doğrusu 1960’lı yıllardan sonra Ortadoğu topraklarında zuhur eden ‘ideolojik İslam’.

Müfit Yüksel’i öğrencilik yıllarından şahsen tanırım ilmihal akaid işlerini iyi bilir, Ayşe Böhürler’i de tanırım, en azından onlarca Müslüman ülkeye gitti belgeseller çekti, olup bitenleri gözüyle gördü. Yani bir kültürel birikimi olduğu söylenebilir.

Ancak bu sert ‘ayırt edici’, ‘biz aslında ideolojik değil geleneksel İslam’dan yanayız’ girizgahı olabilecek bu yazılar, dikkat buyurun, Tayyip Erdoğan’ın Obama’nın koalisyonuna ön cephede katılma kararı verildikten sonra kaleme alındı.

Ya da IŞİD tehdidinin artık AKP iktidarının meşruiyetini dünyalılarca sorgulanmaya başladığı günlerde yazılması, dikkat çekici.

Tayyip Erdoğan iktidarının batılı koalisyonda yer almasıyla İslamcılar’ın içinde büyük bir tartışma yaşanacağı zaten bekleniyordu.

Bu beklenen tartışmanın ilk sinyallerini şimdi görüyoruz. Bugüne kadar ideolojik İslamcılık’ı görünüşte asla reddetmeyen hatta savunan ve ideolojik İslamcılar’la Suriye’de kolkola siyasetler yapan, hatta toz kondurmayan, hatta ideolojik İslam’la iç içe ehli sünnet velcemaat içre aynı ümmetin mümin kardeşliğini yaşayanlar, şimdi ‘selefiliği’ ve ‘ideolojik İslam’ı, ciddi şekilde masaya yatırıyor ve eleştiriyor.

Bu tartışmanın İslamcılığın(!) Türkiye’deki yakın tarihiyle çok köklü bir ilişkisi var.  En önemli ilişkisi ‘geleneksel Müslümanlık’ yeniden cici olmaya başlıyorsa bugüne kadar kimlik olarak takındıkları ‘İslamcılık’ yaftası bir şekilde tartışılıyor demektir, yani, Ayşe Böhürler hanımın taktığı başörtüsünün de 60’lı yıllardan sonra icad edilen ideolojik İslam’ın ürünü olduğunu hatırlatalım…

Ama asıl acıklı yanı, bu iki değerli kalemi de vareden siyasi kimliklerinin varoluş sebepleri, yani üstünde yükseldikleri siyasi zemin ‘İdeolojik İslam’ın tezleri ve rüzgarıydı.

Ne diyelim, olgunlaşıyorlar diyelim, ne diyelim, iktidarlarını üç-beş eli silahlı maceracı yüzünden kaybetmeyelim korkusu yükseldi, diyelim.

Ne diyelim, Orta-Doğu’daki acıklı ve altından hiçbir vicdanın kalkamayacağı vahşi mezhep ve etnik savaşlar nihayet ayaklarını yere basmalarını sağladı, diyelim.

Ne diyelim, bu kardeşler nihayet rasyonelleşen(!) bu görüşlere onbeş sene önce vakıf olabilselerdi Suriye’nin Türkiye’nin Orta-Doğu’nun hali böyle mi olurdu, diyelim.

Bir de şöyle bakalım, ideolojik İslamcılar’la el ele, Şam’ı, rüyasını gördükleri ve destanlarını yazdıkları gibi düşürebilselerdi, bugün İdeolojik İslam’ı nerdeyse kökünden rededen bu görüşlere gelebilirler miydi?

El Kaide Nusra ve IŞİD saflarına koşan İmam Hatipli ve AKP’li İslamcı kardeşler, işte böyle, canınızı kanınızı Suriye topraklarında adadığınız kardeşleriniz, hepinizi bir gün gibi kısa süre içinde odun ateşine atıp yakabiliyor.

Tayyip Erdoğan’ın Amerika’da haçlı koalisyona katılma kararından sonra daha ayakları Türkiye topraklarına değmeden, işte gördünüz, nerdeyse ince bir ‘sanat üslubuyla’ selefilik ve ideolojik İslam, ululemrin şeriat mahkemesinde sigaya çekilmeye başlandı bile.

İslami kavramlar ve kategoriler yeniden düşünelim şekillenelim güzelleşelim diye masaya yatırılır, üstelik bunca yıl şeytanlaştırdıkları ‘laiklerin ağzıyla…’.

Ve ‘laiklerin tanımladıkları’ şekliyle, neymiş, bir geleneksel İslam varmış, bir de ideolojik İslam varmış.  

Büyük siyasi kararlar savaşlar büyük çatlaklara yol açar. İkinci Irak Savaşı’na gönülsüzlük gösteren Türk Ordusu gözlerinizin önünde cemaat ve AKP rızasıyla tasfiye oldu. Şimdi aynı tasfiye akıbetini yaşamak istemeyen Tayyip Erdoğan tedbirini sıkı ve derinden alıyor.

Bakalım, Tayyip Erdoğan’ın batılı güçlerle yanyana ‘ideolojik kardeşlerine’ karşı savaşa girmesi, İslamcı Siyaset içre ‘kırılmalara’ sebep olacak mı?

El cevap, olmayacak, bunun için İslam tarihi, mezhepleri, ‘ilmihal’ ‘akaid’ değil, Montesquie okumalısınız, hanedan ve saltanatlıkları her ülkede her coğrafyada değişmeyen özellikleriyle Siyaset Bilimi Tarihi içinde dünyalılara anlatıp öğreten o’dur ve henüz yanılmamıştır.

Nihat GENÇ - 27 Eylül 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

12°C

Istanbul