nihat genc

Tarzan zor durumda!

Bulutlar açılıyor sorular çoğalıyor.

IŞİD’in ABD’nin Irak’ın üstüne attığı bombaların çocukları olduğu netleşti.

Bir buçuk milyon insan ölmüştü. Arap halkı ABD’ye destek veren Şii ve Kürt unsurlara karşı intikam yemini yapmış ve sabırla intikam gününü beklemeye başlamıştı, işte bu büyük Arap-Kürt savaşının ilk raundu Kobani’de başladı ve artık bu savaş bitmeyecek.

Bu yüzden bu bir mezhep savaşı iddiası henüz tam yerine oturmadı.

An itibariyle Musul Kerkük ve Telafer’de Türkmenler ‘rehin’ alındılar. Türkiye sınırında etnik kürt milliyetçileri dünyayı ayağa kaldıran açıklamalar yapıyor ancak tek bir Türkmen ağzını açıp konuşamıyor, çünkü Kürtler henüz kuşatma altında, oysa Türkmenler tam anlamıyla rehin, konuştuklarında aileleri kasabaları kıtır kıtır kesilecek.

BDP sözcüleri Türkiye’den yardım istiyor ancak Barzani’den yardım isteyemiyor, Barzani’nin gözü korktu, tarihin bu en zor anında Kürt kardeşlerine yetişemiyor, çünkü IŞİD, Erbil’in kalesine bayrağı asacak kadar içeri sızmış ve Barzani’yi yıldırıp sindirmiş.

An itibariyle Tay Yayınları’ndan bir Tommiks cildinin daha sonuna geliyoruz, kuşatılmış Kobani’de acı  umutsuz çığlıklar yükselirken rangerlerin taa taa taa boru sesleriyle bir maceranın daha sonuna yaklaşıyoruz ama sadece bir macera bitiyor ‘seri’ devam ediyor.

Bulutlar açılıyor sorular çoğalıyor.

Türk Ordusu tezkere ve sonrası ABD’nin Irak seferine katılmada gönülsüzlüğünü sözcüleriyle beyan edince tarihinin en büyük ihanetine uğradı ve Nato’nun gözleri önünde ve izniyle tasfiye edildi. O günlerde hakim düşünce müslümanlar’a karşı batının yanında yer almayız düşüncesiydi. Meşhur elçi Edelman giderken ben size göstereceğim dedi ve gösterdi, Türk Ordusu bütün kademeleriyle yerle yeksan oldu ABD’nin yanında savaşta gönülsüzlüğü sonunu hazırladı.

ABD Kılıçdaroğlu’nu AKP’nin yedeğine sokmaya çalıştı ve başardı, ancak Kılıçdaroğlu’na buradan seslendik, bu saatten sonra köpekliğe karar versek dahi bu köpeklikte öteden beri ustalaşmış İslamcılar varken sıra size gelmez, ki, aynen böyle oldu, Tayyip Erdoğan IŞİD’e karşı operasyonda ön cephede yer alacağını bütün dünyaya deklare etti ve iktidarını Obama’ya bir naz eda kapris çalımıyla pekiştirdi. Türk Ordusu’nun kendi işbirliğiyle nasıl ortadan kaldırıldığını bildiği için Haçlı cephesinde savaşa katılmama şansı zaten hiç yoktu. Açılıma yani ABD’nin gözüne girmek için düdük siyasileri partisine dolduranların elleri yine boş, yine sonbahar gazal hazan yapraklarıyla baş başa kaldılar.

Bulutlar açılıyor sorular çoğalıyor.

Suriye’ye Batı’nın emri ve Batı’yla birlikte savaş ilan eden içimizdeki İslamcılar, an itibariyle zor durumda, çünkü batılı koalisyon şimdi IŞİD’e karşı savaşa başladı. Ve bugüne kadar Tayyip’i dünya lideri ve Osmanlı padişahı gören bu saftirik romantikler, şimdi IŞİD’e karşı savaşa katılan Tayyip’in kararıyla çuvallamış durumdalar.

Şu ahlaka bakar mısınız, Suriye’ye vurunca batılılar koşup gelin diye destanlar yaz, ama aynı batılı koalisyon IŞİD’e vurmaya başlayınca, batılı dostları yeniden Haçlı ve emperyalist ve kafir olmaya başladı.

Yukarıdaki satırları zihninizde yakın geçmişin siyasi fırtınalarıyla detaylandırdığınızda son onbeş yıl içinde ahlak siyaset insanlık olarak liberali muhafazakarı İslamcısı teröristi etnik milliyetçisi sosyal demokratı, her biri, herkes, tek tek tel gibi döküldü ve çürüdü ve ahlaki hiçbir iddiaları ve meşruiyetleri kalmadı.

İstisnasız hepsi Batı siyasetinin kulu kölesi sömürgesi askeri oluverdi, yani, görünen siyasi tablo içinde çıkış yok ve herkes kendi derdi içinde en yakın dostlarının kalplerine bıçak sokarak kalleşleşerek çürüyerek düşmanlaşarak çirkinleşerek böcekleşiyor.

Yani elde var sıfır ve an itibariyle Batı’nın emriyle Batı’nın projesinde Batılılar’ın kuklası figüranı olarak topyekün bir savaşın içindeyiz…

Ve bu savaşı durduracak tek bir çığlık yok.

Özetimiz budur, bu konulara ileriki günlerde tekrar tekrar döneceğiz, ben biraz da başka sulara buzlara yazmak istiyorum.

Kur’an’da aya gidildiği dahi Batıni bilgilerle iddia ediliyor ancak Orta-Doğu topraklarının ve İslam’ın nerdeyse sonu olan ‘petrol’ kelimesi Kur’an ayetlerinde neden yok?

Bu komik bir soru değil, Selefi hareket, Kur’an’da olmayan geçmeyen hiçbir şeyi kabul etmiyor, ‘petrol’ hariç.

Artık hepimiz biliyoruz İslam’ın sonunu getiren (üçlü) Dartanyan kardeşler: finans-terör-petrol.

Bedevi Araplar ve Teksaslı kovboyların bu bitmeyen filminde ‘ahlaksız İslamcılığı’ icad ettiler ve sahneye sürdüler.

İslam tarihinde mezhep savaşları bir iktidar sorunuydu, şimdi mezhep savaşları, kapitalizmin ileri bir aşamasını gösteren aşırı bencil menfaat savaşları, parayı ve petrolü ele geçiren, mezhepçiliği siyasi bir ‘enstrüman’ olarak kullanmaya başlıyor.

Olmadı, etnik milliyetçiliği de ‘alet olarak’ kullanıyor, aslında kapitalizm hepsini ‘alet’ ‘kukla’ ‘figür’ kurşun asker, piyon yapmış, tarihlerin en kanlı oyununu oynuyor.

Ancak ‘oyun’ sınırlarını aştı, bir yeni tür canavar, yeni bir savaş sanatı etkinliği olarak, IŞİD yaratıldı.

Tarihlerde eşi benzeri görülmemiş bir terör ordusu. IŞİD istihbaratın bu uzay çağında yıllarca gizemini korudu, doğuda ve batıda bütün bilmiş yorumları toplarsak karşımızda kolaj ürünü ve ‘soyut bir ordu’ var.

Dünyamız artık savaş tarihinde bir yeni aşama kaydetti. Dehşet, ölümü de geçti.

Oysa ölüme alışmıştık, ama şimdi, yeni bir dehşet tasarlanıp bir piyasa ürünü olarak ambalajlanıp raflarımızda baltalarla kesilmiş kelleler insan ciğerleri yerini aldı.

Video kayıtları bombadan daha etkili hale geldi.

Aslında bitmeyen bir savaş tehdidiyle ayakta duran dünya dengesi, yepyeni bir savaş tür’üyle, savaşı dahi ters düz eden, bir başka boyut’a girildi.

‘Yepyeni’ kelimesi önemli. Klasik savaş literatürü değişti. Bir cemaatin tam bir cıa organizasyonu şekliyle bir ülke ordusu ve yargısını üstelik yetmez ama evet referandumuyla yani halkın gönüllülüğüyle ele geçirmesi de tarihlerin yazdığı bir işgal olarak, ‘yepyeni’ yeni tür bir işgal’dir.

 Barışçıl Arap Baharı ve sonra Gezi, Batı dışı topraklarda ‘yepyeni’ bir isyan türü olarak, yeni’dir.

IŞİD’le ortaya çıkan, terkibi çözülemeyen IŞİD, eylem türleri kolaj yapısıyla dünyamız için yeni’dir.

Safiye Ayla dinlemekteyken IŞİD videoları izlemeye, nasıl geldik, yeni bir boyut’tur.

Başlayalım, IŞİD’in eylem tarzı ve videolarını dehşetle izlememizin sebebi şudur:

IŞİD, SAVAŞ’I DÜZELTMİŞTİR!

IŞİD, kapitalizmi bir savaş makinesine döndüren ve savaşı bir kültür ciciliğine sokmayı çalışan savaş lordlarının elinden, SAVAŞ’ı almıştır.

Çünkü dünyamızda çoktandır savaş, savaş lordlarının elinde, kanıksadığımız çok normal dediğimiz, haber bültenleri içinde evcilleştirilmiş şirinleştirilmiş paketlenmiş, ve hatta görmezden geldiğimiz, makul, rasyonel, ve nerdeyse cici, çerez bir hal almıştı.

Hatta hepimizin gözünde savaş zaman zaman ‘haklı savaş’ oluveriyordu, modern dünyamızda savaş, nerdeyse hırçın bir ev kedisi sevimliliğiyle ambalajlanıp sunulmaya başlanmıştı.

IŞİD, savaş lordlarının, siyasiler ve medya eliyle, örtüp gizleyip hatta haklılaştırmaya çalıştıkları savaş’ın, ‘gerçek’ini, ilk orijinal örneğini, birkaç yıl gibi kısa zaman diliminde dünyalılara yeniden öğretti tanıttı ve dilimize bu zehri yeniden tattırdı.

IŞİD’le nihayet çıplak Savaş’ı, savaş’ın dehşetin ölümün gaddarlığın vahşiliğin hakikisini gördük.

Üstelik IŞİD bu gerçek savaş’ı, bir kolaj sanatçının kartonla kağıtla plastikle yaptığı gibi insan derisi ciğeri kellesiyle özenle sanatkarca hazırladı, dünyanın iftihar ettiği ınternet aracılığıyla coğrafyanın bütün kasabalarında SERGİLEDİ…

Gizlenen örtülen şirinleştirilen haklılaştırılan değil, evinin içine kadar bütün coğrafyalarda acımasız görüntüleriyle SERGİLENEN yeni bir savaş.

Kimi sanatçı özgürlük havasında İsa’yla kimi Hz. Muhammed’le dalgası geçti, ama IŞİD tüm tarihler içinde doğu ve batıda Allah’la ve yaratılmışlarla dalgasını geçen en sert sanatçıların delilik sınırlarını çoktan aştı.

Ve sonunda dünyanın çoktan kanıksanmış savaş makinelerinin AKIL HASTALIĞINI içimizde en iyi teşhis eden IŞİD oluverdi.

Modern çağın akıl hastalıkları problemlidir, çünkü akıl hastalığına karar veren yine modern toplumun tayin ettiği doktorlardır. Akıl hastası mı değil mi karar veren psikiyatr mesleğini yapanlardır. Ancak bu mesleği icra edenler hem iktidarın baskısı altında hem de toplumun kabul görmüş normları altında esirdirler…

IŞİD sayesinde akıl hastalarını, ilk defa doktorlar otoriterler değil, başka akıl hastalarının teşhis ettiği, günlerdeyiz…

IŞİD’le hepimiz sahtekar bir ‘dehşet’ tribine girdik, sanki savaşı ilk defa görmüşüz gibi.

IŞİD, modern toplumun hepimize sunduğu prefabrik yaşamların sahtekarlığını hatırlattı.

Üstelik hepimizin sahne kültürü düşkünlüğümüzü bilerek, sahne sanatına saygı göstererek, düşünün kurbanlara acenta kırmızı, cellatlara anarşist siyah giydirmeye özen göstererek filmler çekiyor.

IŞİD’in savaş sanatına katkıları, yüzyılımızın başında peydah olan ve genel geçer sanat anlayışını, köktenci bir manifestoyla yıkmaya yemin etmiş DADAİST’lerden farksızdır.

Dadaistler sergi salonuna bildiğimiz heykelleri değil hergün kullandığımız hela klozetlerini getirip sergiledi, modern insanın, iyi güzel erdem estetik bütün değerlerini alt üst ederek.

IŞİD savaşa dair bir uygarlık diliyle haklılaştırılıp güzelleştirilen her şeyi kökünden yıktı, uygarlık savaşın vahşi sahnelerini gizleyerek düpedüz yalanlarını sürdürürken.

IŞİD yapımı videolar o kadar özenli hazırlandı ki nerdeyse imkanları olsa üç boyutlu filmlerde dağıtılan gözlüklerimizi de evleri gezip hepimize hediye edeceklerdi, ki, bu müşteri hizmetlerinin, video izleyicileri tarafından geri çevrilmesi yoğun izleyici iştahından mümkün görünmüyor.

IŞİD, gözlerden uzak savaşı, gözlerden ırak gırtlaklanan boğulan kesilen parçalanan havaya uçurulan yani gizlenen savaşı, hepimiz için, hem görsel hem sesli hem renkli ve profesyonel bir prodüksiyonla hazırlayıp pizza servisi gibi sunuverdi.

Ve bir zamanlar diktatör baskısı ve aşırı yerel muhafazakar denetimden kaçıp Paris’e yerleşen özgürlük arayan ressam sanatçılar gibi, dünyanın dört bir tarafından savaşçılar özgürlük çığlıklarıyla IŞİD saflarına katılmaya başladı.

IŞİD’in oynattığı bu dehşet maç hepimizin ödünü patlattı, çünkü, Birleşmiş Milletler ve Cenevre gibi ‘hakemlerin’ olmadığı bir maçtı.

Maç’ın kurallarını Birleşmiş Milletler, sözcüler, yorumcular, diplomatlar, gelenekler, eleştirmenler değil, özgür dehşet savaşçılarının kendileri koyuyordu.

IŞİD’den ürkmemizin sebebi aslında yaydığı dehşet değil, bu hakemsizliğin güzelim dünyamız için oluşturduğu derin güvensizlikti.

Hepimizin sahtekar yüzü (müşteri beğenilerimiz) böylelikle IŞİD tarafından teşhis edildi, hepimiz gerçekte gizlenen savaş istiyoruz, İZLENEN savaş değil. Sahtekarız çünkü gözlerden ırak savaşlar az buçuk saygımız var az buçuk aramızda gizli bir mutabakat var.

IŞİD bütün dünyalılara, dizginsiz özgürlüğün sonuçlarını hatırlattı, dizginsiz özgür etnik ve mezhep milliyetçilerinin korkunç maliyetiyle yüzleştirdi, özgürlükler nereye kadar sorusu, bir insanlık güvenliği, dünyamız için, en büyük siyasi ve sosyal sorun olarak yeniden önümüze çıktı.

Ve onaltıncı yüzyılın bitmeyen savaşlarını hepimize hatırlatıp, yurttaşlığın yola çıktığı bu beşyüzlük siyasi serüvenin acılarını zorluğunu hepimize hatırlattı.

Bu beşyüzyıldan artık geri dönülemeyeceğini bir daha öğretti. (Tabii bazılarımıza değil, ÖDP’liler birleşmek için yan yana geldikleri metinde eşit yurttaşlık deyip bunca kıyamete rağmen hala etnik milliyetçiliği kamufle ediyorlar. Yurttaşlık tek başına eşit demektir bir daha önüne eşit diyerek bu beşyüzyıldan ve IŞİD videolarından hiç ders çıkartmamakta ve IŞİD’le aynı zeka çağında yaşamakta kör bir direnç göstermekte kararlı görünüyorlar, Allah bu eşit etnik milliyetçilerini mesut bahtiyar etsin. El birliğiyle hepimiz cennette kıyamet kopartmayı başardık, amin.)

Ve IŞİD, savaş lordlarının bir savaş kültürü olarak uygarlığımıza benimsettiği ‘centilmenlik’ ve ‘şövalyelikle’ dalgasını geçti.

IŞİD savaş’ı ilk dünyadaki çıplak vahşi korkunç yamyam haliyle sil baştan yeniden hatırlattı.

Ve askerin, militanın, katilin, elinde silah tutanların, savaş meydanlarında gezinen diplomatların, centilmenlik ve şövalyelik sahtekarlığına sığınanların, karizmasını çizdi. Savaş meydanlarından çıkmayan ve ağzından barış ve özgürlük eksik olmayan militan artistlerin maskesini düşürdü.

Savaşın bu yeni Dadaistleri, önceki savaşların hiçbir kuralına uymayarak, hepimize, savaşa daha hassas daha insancıl bakmasının ne kadar elzem bir insanlık görevi olduğunu aciliyetiyle hatırlattı.

 IŞİD’in asıl kestiği soyut kelleler hala aramızda sırıtıyor, ABD Irak’ta milyonları çoluk çocuk öldürürken buzdolabından biramızı alıp Barcelona maçı izleyip üstüne bir milim küs suratla hayıflanmakla olmuyor, özgürlük ve barış deyip etnik milliyetçilik pompalamakla olmuyor.

İkinci Irak Savaşı’nda bir buçuk milyon Iraklı öldürüldü, seyredilmiş uranyumlu bombalar aylarca Bağdat’a düştü, ama doğuda batıda hiç birimiz şimdi IŞİD’in katliamlarına verdiğimiz dehşetli irkilen tepkiler vermedik.

IŞİD insanoğluna savaşı üç boyutlu başka tür perspektiften izlettirip savaşı odalarımızın gözlerimizin içine sokmayı başardı.

Ama bu çıplak dehşet savaşa rağmen zihinlerimiz dogmalarımız değişmiyor, çünkü tarihlerin bu en gaddar baltalarının dahi kesip atamayacağı düşünceden duygudan değil ideolojinin çeliğinden beyinlerimiz var. Tarihlerin görmediği yazmadığı bu çıldırmış deliliklerden hayatlarımıza fikirlerimize bir ders çıkmayacaksa IŞİD’den bir farkımız kalır mı?

IŞİD bizi etnik ve mezhep milliyetçiliği ortasında osuruktan özgürlük dansları yaparken kıskıvrak ve sahtekarlıkla yakalayıp ele geçirdi, şansımız yok.

Oysa ABD askerleri sabahın dördünde tek tek Iraklı evlere girip dört yaşındaki kız çocuklarını dipçik darbeleriyle öldürdüğünde ruhlarımız vicdanlarımız kalplerimiz çok hijyenikti, hatta rambo şirinliğiyle izliyorduk, hatta Telafer’de onbinlerce Türkmen ölürken medyamızda tek satır haber değeri taşımıyordu.

Bu olup bitenler hepimize sessiz sedasız sahipsiz ve kimsesiz ve ıssız çöllerde ABD’nin öldürdüğü milyonlarca sahipsiz insanı hatırlatsın.

Bu olup bitenler hepimize, yurdundan köyünden kasabasından sürülen ve hayatları mahvolan ve aile bireyleriyle bir daha buluşamayan on milyonlarca çaresiz insanı hatırlatsın.

Bu olup bitenler, hangi siyaset hangi mezhep hangi coğrafya içinde yaşıyor olursak olalım savaşın gerçek vahşi yüzünü, hepimize bir daha öğretsin.

I. Ve II. Körfez Savaşı’na ve Suriye’ye savaş naraları atan gestapo liberallerimiz, duyuyor musunuz, IŞİD’i yaratanlar hala içimizde ve beynimizde, iktidara, savaş makinelerine bağımlı yaşayan sevgili medyamız, sevgili etnik milliyetçileri mezhep milliyetçileri, sevgili cemaat özgürlükçüleri, bu vahşilerin sponsorları finansörleri köşe yazarlarımız, Obaması Tayyib’i açılış kurdelasını kesti.

Beyinlerimiz ahlağımız köşe yazarlarımız zihnimiz insanlığın en değerli siyasi kavramlarıyla bu kadar acımasız dalga geçmeseydi kavramlarımız dilimiz bu kadar çürük olmasaydı, IŞİD insanlıkla dalga geçer gibi bir sahne şovu gibi bu kadar kolay kelle kesemezdi.

Nihat GENÇ - 25 Eylül 2014 - Odatv

Son Yazılar

Cloudy

10°C

Istanbul