ya istiklal ya olum

Küresel Düzene Karşı Ulusal Devrim!

Birgül Ayman Güler 31 Ağustos 2014 tarihli Aydınlık Gazetesi’ndeki köşesinde ulusalcılığı şöyle tanımlamıştır:

“Ulusalcılık, köken olarak, “milliyetçilik” ya da “ulusçuluk” ilkesine dayanır. Tarihsel kökü Avrupa’da 1648 Westfalya Anlaşması ile 1789 Fransız Devrimi, sömürge dünyada da ulusal kurtuluş savaşlarıyla doğmuş ulus-devlet yapılanmasıdır. Ulusalcılık bu temeli memnuniyetle kabul eder. Yeni terimle güncel anlam ise 1990’lı yıllarda doğmuştur. Ulusalcılık 1980’li yılların sonunda ortaya çıkmış olan küreselciliğe verilmiş yanıttır.”

Birgül hoca, tarihsel kökleriyle birlikte ve güncel anlamını da yok saymayan özet bir ulusalcılık tanımı yapmıştır. Bu tanım ulusalcılığın çağımızda ifade ettiği anlamı ve ulusalcılığa yönelik saldırıların teorik kaynağını gözler önüne seriyor.

Ulusalcılığa Yönelen Saldırının Kaynağı!

1980’ler emperyalizmin ikinci aşaması diyebileceğimiz küreselleşme programının dünya çapında uygulamaya koyulduğu yıllar oldu. Sovyetler Bloğunun yıkılmasıyla birlikte, ABD’nin tek güç olma yolundaki stratejisi, “ulusal devletlerin sona erdiği” teorisini pazarladı. Ulusal devlete ve ulusalcılığa düşmanlık küreselleşme programının bir olgusu olarak ulusal devletlerde “emperyalizmin entelijansiya”ları tarafından uygulanmaktadır. Üstelik bu uygulama halkın yüz yıllardır biriktirdiği değerler üzerinden yürütülmektedir.

Tekelci kapitalizm, sermayenin sanayi ve ticaretten, yani üretimden kopması sonucu asalaklaştı ve çürümede zirveye doğru yükseldi. Asalaklaşmada ve çürümede zirveye yükselen kapitalizmin bu aşaması, küreselleşmedir.

Küreselleşme programının ekonomik siyasal düzlemdeki karşılığı ise sistemin mafyalaşmasıdır. Sistem kapitalist üretimin temelini oluşturan kar sistemi olmaktan çıkmış, faiz ve haraç sistemine dönüşmüştür. Artık sermaye, kapitalizmin gelişim sürecindeki sermayeyi yaratan sanayi ve ticaret üzerinden değil, kirli para ve borsa operasyonlarıyla büyümektedir. Sıfırlanamayan paraların, medya patronlarını ağlatan baskının kaynağı küreselleşme programının mafyatik karakteridir. Sistemin mafyalaşması gladyo hukukuyla birleşerek devlet sistemi halini almıştır.

Toplumsal rızanın bir ahlak olarak üretildiği, mutlak akıl dışılaşma ve kuralsızlaşma olgularının kültürleştiği yeni ortaçağ evresi de bu sürece dâhildir. Çağımızda özgürlük, demokrasi, barış gibi tüm insani siyasetlerin temelini aydınlanma değerleri yarattı. Aydınlanma değerlerinin yerini ise kimliklere ve kültürlere özgürlük adı altında ortaçağ değerleri olan cemaatleşme, tarikatlaşma, etnik siyaset almıştır.

Yeniden Ulusal Devrim!

Ulusal devletlerin sona erdiği teorisi doğru mu? Bu hangi çağda olduğumuz sorusunun yanıtına bağlıdır. Emperyalist devletler ezilen dünyaya ulusal devletlerini tasfiye eden uygulamalar dayatırken, kendi ulusal çıkarları doğrultusunda ulusal yapılarını sağlamlaştıran önlemler aldı. 2008 krizi emperyalist devletlerin aldığı ulusal önlemler noktasında bize önemli ipuçları sunuyor. ABD bu süreçte ulusal devlet eliyle ekonomiye müdahale etmiş, bankalara trilyonlarca para aktarmış, gümrük duvarlarını korumaya almıştır. Kamulaştırma politikası izlemiştir.

ABD tarafından Türkiye’ye dayatılan ise, özelleştirmeye karşı toplumsal rızanın yaratılarak kamu iktisadi teşekküllerinin tamamının özelleştirilmesi; vatansızlık ve anarşizmin metropollerden taşralara yayılarak devletin küçültülmesi ve tasfiyesi; dünyanın bütünleştiği yalanlarıyla gümrüklerin tasfiyesi; orduya yönelik operasyonlarla ve ordu düşmanlığıyla ordunun küçültülmesi; ulusal pazarın ve üretimin tasfiyesi vs. şeklindedir.

ABD görüldüğü gibi ulusal egemenliğini pekiştiren yöntemler uygulamıştır. İç pazarını güçlendirmek adına devlet müdahalelerine başvurmuştur. ABD bu uygulamaları ezilen devletleri daha fazla sömürmek ve saldırganlaşmak adına yapsa da, bu durum ulus devletin önemini anlatmaktadır. ABD lehine gelişen büyük eşitsizlikten kurtulmanın yöntemi ulus devletlerin güçlenmesidir.

Türkiye’nin önünde bütün unsurlarıyla tasfiye edilen ulusal devletin yeniden inşa edileceği bir ulusal devrim bulunmaktadır.

Küreselci Solcular!

Ulusalcılığa yönelik saldırı kampanyası açan kuvvetlere baktığınızda karşınıza ABD emperyalizminin küreselleşme programı çıkacaktır. Fethullah Gülen’in “ulusalcılığı aşma” fetvası, Abdullah Öcalan’ın “ulusalcılık düşmanımızdır” söylemi, küreselci solcuların ulusalcılık alerjisi, AKP iktidarının ulusalcılığı tasfiye etmeye yönelik politikaları ABD emperyalizminin ulusal devletlere yönelik saldırısının yansımasıdır.

“Hem ulusalcı hem solcu” olamaz gibi değerlendirmeler en hafifinden cahilliktir. Oysa sol ulusalcılıkla birlikte doğmuştur. Küreselciler de bunu iyi bilirler ancak bunun bir önemi yoktur. Onun için bu tür değerlendirmelerin cahillikten öte anlamları vardır. Onlar için önemli olan emperyalizm ve ulusalcılık arasındaki saflaşmada Atlantik sistemini kuvvetlendirmektir.

Ulusalcılık çağımızın en ilerici tanımlarından biridir. Emperyalist egemenlik ile milli egemenlik arasındaki saflaşmada konumuzu belirler.

İster solculuk adına ister başka bir şey adına, ulusalcılığa savaş açmak sizi emperyalist egemenliğin düdüğü haline getirir. Küreselci solcuların pinpon topu gibi oradan oraya savrulmalarının sebebi budur.

TGB Genel Başkan Yardımcısı
Cemil GÖZEL - 05 Eylül 2014 - TGB

Son Yazılar

Cloudy

10°C

Istanbul